İslam Medeniyeti: İnsanlık İçin Bir Miras ve de Maneviyat ile İlerleme Arasında Bir Denge Örneği Bölüm 2

Yazan: Atıf

İslam Medeniyetinin Tarihi ve Oluşum Aşamaları

1. Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Dönemi

Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliği ile Mekke’deki insan düşüncesinde ve karakterinde temel bir değişim başladı. İslam medeniyeti aniden ortaya çıkmadı; Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) risaletiyle başladı ve asırlar boyunca genişledi.

Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliğinden önce, ki bu miladi altıncı yüzyıldaydı, insanlar Yaratıcılarından çok uzaklaşmışlardı ve ilim, hidayet veya iyiyi kötüden ayırma kabiliyeti olmadan yaşıyorlardı. Ahiretleri için amellere hiç dikkat etmiyorlardı ve her zaman kendi kişisel çıkarlarını ortak iyiliğin önüne koyuyorlardı. Bu illetler toplumları öyle bir dereceye kadar sarmıştı ki zulüm, suç, saldırganlık, aşağılanma, işkence, eziyet, yağma, ahlaksızlığın yayılması ve ayrımcılık dünya çapında cahiliye medeniyetinin temeli haline gelmiş ve insanlığı kendini yok etmeye ve güç peşinde koşmaya alıştırmıştı.

Aslında bu sorunlar ve bu korkunç durum, insan medeniyetinin temellerini öyle bir dereceye kadar sarsmıştı ki güçlü zayıfa işkence etmeye çalışıyor, kudretli gücünü güçsüze karşı kullanıyor ve zengin yoksulu yok ediyordu. Allah Subhanehu ve Teala bu konuda şöyle buyurmaktadır:

«وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَىٰ دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ» [سجده: 21]

“Andolsun ki biz onlara, belki dönerler diye, en büyük azaptan önce daha yakın olan azabı tattıracağız.” (Secde: 21)

Genel olarak dünyanın durumu ve özellikle Arap Yarımadası’nın hali, aydınlık ve daha iyi bir gelecek için hiçbir umut sunmuyordu. Bu öyle bir durumdu ki sıradan insanlar, toplumlar ve milletler kendi gelecekleri için umut besleyemiyorlardı. Kendi hayatta kalmalarını ve gelecek neslin geleceğini arzu edilen, aydınlık bir yarın umuduyla güvence altına almak için tüm çabalarını ortaya koyamıyorlardı. Her türlü kaygı, korku ve ümitsizlikten uzak, rahat bir yürekle hayatın tadını çıkaramıyorlardı ve kendi geleceklerine doğru her türlü çaba veya gayretten geri duramıyorlardı.

Öte yandan maneviyat, şehvet ve servet sunağında feda edilmişti. İnsanlar erdemleri gün be gün ayaklar altına alıyor ve bunun yerine kötülüğe yöneliyorlardı. Ahlak da toplumdaki değerini kaybetmiş, yolsuzluk ve ahlaksızlık zirveye ulaşmış, insanlar arasındaki mesafe sürekli büyürken ilişkiler zayıflamaya devam etmişti. Bu sebeple Arap Yarımadası’nın bu korkunç koşulları, peygamberliği aracılığıyla toplumun kırılmış değerlerine şifa merhemi sürecek, insan hayatının gidişatını düzene koyacak ve ona ilahi sünnet temelinde bir gaye verecek, insanlığı bu krizden çıkaracak, milleti bu eşsiz çöküşten kurtaracak ve de insanlıka ilahi delili tamamlayacak bir peygamberin ortaya çıkışı için verimli bir zemin hazırlamıştı.

Exit mobile version