Yazan: Refik
Türk Hava Kuvvetleri, geçmişte olduğu gibi bir hava operasyonuyla Pakistan’ın Belucistan eyaletine hava saldırısı düzenlemiş ve bu saldırı, DAEŞ örgütünün önde gelen üyelerinden “Uğur Bahadır” adlı şahsın sağ olarak tutuklanmasıyla sonuçlandı. Peki bu önemli olayın ve bu tehlikeli durumun ardında yatan saikler nelerdir? Pakistan toprakları neden Afganistan’a ve bölge devletlerine karşı kullanılıyor? Ve bölge devletleri bu mesele karşısında nasıl bir tutum takınmalıdır?
Afganistan İslam Emirliği, geçtiğimiz yıllar boyunca yalnızca Afgan ve Pakistan halklarına değil, bilakis bölge devletleri ve uluslararası toplumla da doğrudan ve dolaylı olarak paylaştığı, tahkikatlarına, istihbarat bilgilerine ve gizli birimlerinin malumatına dayanan raporlar ve ifşalar sunmuştur. Bu raporlar, Pakistan topraklarının Afganistan’a ve bölgedeki diğer devletlere karşı kullanıldığını, oysa orada iktidarda bulunan siyasi ve askeri rejimin tehlikeli DAEŞ terör örgütünü himaye etmek, eğitmek ve sinsi maksatlarını gerçekleştirmek için kullanmakla meşgul olduğunu iddia ediyor.
Afganistan İslam Emirliği bu hususta bölge devletleriyle ve de Afganistan ve Pakistan arasında arabuluculuk rolü oynayan taraflarla kesin ve belgelenmiş deliller paylaştı ancak bölge devletleri uzun süre bu tehlikeli meseleye yeterli özeni göstermedi. Bununla birlikte, Pakistan askeri rejimi himaye ettiği ve eğittiği DAEŞ örgütü aracılığıyla bölge devletlerinde tahripkar planlarını uygulamaya ve kaos çıkarmaya başladığında, Türk istihbarat birimleri Pakistan’ın sinsi niyetlerini ortaya çıkarmış ve ifşa etmiştir.
Pakistan’ın gizli niyetleri ve tahripkar gizli faaliyetleri, Pakistan askeri rejimi bir yandan dünyaya ve bölge devletlerine karşı terör ve tahribatla mücadele hakkında yüksek perdeden açıklamalar yaparken, diğer yandan kendi topraklarında tahripkar faaliyetleri himaye ettiği ve silahlı örgütleri komşularına ve bölge devletlerine karşı sinsi hedeflerini gerçekleştirmek için kullandığı sırada ortaya çıkmıştır.
Bu, gelip geçici bir mesele değil, bilakis ciddi ve uzun vadeli neticeleri olan bir meseledir. Şayet bölge devletleri bu rejimin niyetlerini ve onunla bağlantılı halkaları sessizce seyretmeye devam eder ve onu engellemek için derhal ve etkili tedbirler almazsa bu rejimin ikili politikası ve cüreti yalnızca gizli faaliyetlerle sınırlı kalmayacak, bilakis bütün bölge devletlerinde kaosun, istikrarsızlığın ve tahribatın doğrudan sebebine dönüşecektir.
Şaşırtıcı olan şudur ki bu örgüt yalnızca mali destek, eğitim ve koruma görmekle kalmamakta, bilakis belirli gayeleri gerçekleştirmek için de kullanılmaktadır. Şayet DAEŞ unsurları, Pakistan topraklarına ilgili birimlerin himayesinden bağımsız olarak gizlice girmiş olsalardı belki Pakistan’a yöneltilen ithamlar daha zayıf olurdu; ancak unsurların tutuklanmasının ardından bulundukları itirafları, Pakistan’daki askeri liderlerin ve ilgili mercilerin bu örgüte mali destek ve eğitim sağlamada müdahil olduklarını ortaya koymuş durumda.
Biraz düşünün! Pakistan, Türkiye ile bir savunma anlaşması akdetti; bu anlaşma uyarınca iki ülke, herhangi bir tehdit veya saldırganlık halinde yan yana durmayı ve karşılıklı savunmayı güvence altına almakla yükümlü ancak Pakistan rejimi, fiilleriyle bu anlaşmanın itibarını ve işlevselliğini ciddi soru işaretleri altına sokmuş ve birçok hayret verici tahmine yol açmış vaziyette. Pakistan bu anlaşmayı, Türkiye’nin, DAEŞ’in himayesi, eğitimi ve Türkiye’de yürüttüğü operasyonların sorumluluğundan kurtulması için mi akdetmiştir? Yoksa gerçek gaye, dostluk ve savunma işbirliği örtüsü altında “Truva atı” rolünü üstlenmek miydi?
Emareler ve karineler buna işaret ediyor. Pakistan askeri rejiminin Afganistan ve Tacikistan’daki komploları ve tahripkar planları akamete uğramış, ancak rejim politikaları aracılığıyla bütün müessif olaylarda suçu Afganistan’a ve İran’a atmaya çalışmış, bunun gayesi Amerika’nın menfaatlerine hizmet etmek üzere Afganistan ile İran ve Türkiye arasında bir güvensizlik uçurumu oluşturmak olmuştur. Ancak Allah Subhanehu ve Teala batıl komploların hedeflerine ulaşmasına izin vermez; bilakis bazen bu komploları sahiplerinin planlarının ifşasına ve mahcup olmalarına sebep kılar.
Biz, uluslararası toplum ve uluslararası kuruluşlara, Pakistan askeri rejiminin niyetlerini ve tahripkar amellerini sınırlamak için etkili bir rol oynamaları gerektiği yönündeki taleplerimizi yeniliyoruz. Bu rejime bölgede kaos ve tahribata sebep olması için daha fazla fırsat verilmemeli, Pakistan topraklarının Afganistan’a, komşularına ve bölgedeki diğer devletlere karşı kullanılmasına da izin verilmemelidir.
Zira bu mesele, Pakistan’ın topraklarının dünya devletlerine ve bölge devletlerine karşı kullanılmasına dair ithamlar sebebiyle ciddi bir bölgesel ve uluslararası endişe oluşturan mahiyet kazanmıştır. Bu mesele yalnızca iki devlet arasındaki ikili ihtilaflarla sınırlı değil, bilakis bölgesel ve uluslararası güvenlik ve barışın tamamını ilgilendiren bir meseledir.
DAEŞ örgütü, bütün dünyayı tehdit eden ortak bir tehlike teşkil etmektedir. Bu ortak tehlike karşısında Afganistan İslam Emirliği’nden gelen güvenilir bilgiler, kesin deliller ve istihbarat raporları takdir edilmeli ve bu husustaki çabaları da değerlendirilmelidir.
Buna paralel olarak, Afganistan İslam Emirliği’nin tutumunun dünyanın önünde açıkça ortaya konulması zaruridir; ta ki uluslararası toplum ve bölge devletleri, Afganistan’ın bölge devletlerine ve dünyaya karşı hayır ve sadakat niyetleri taşıdığını ve ortak tehlikelere karşı ciddi, ivedi ve etkili mücadelenin herkesin omuzlarındaki kolektif bir sorumluluk olduğunu idrak etsin.
