Yazan: Selam Necmüddin Amruhi
New York Times gazetesi, Pakistan ordusunun Afganistan’ın başarısız eski Kabil rejiminin siyasetçilerinden ve oradaki mevcut yönetimin muhaliflerinden yardım talep ettiğini bildiren bir raporla dünyayı şaşırttı. New York Times gazetesi, Pakistan’da son derece güvenilir ve itibarlı bir kurum sayılmakta olup raporları körü körüne bir güvene mazhar durumda. Bu kurumun raporuna göre Pakistan ordusu son günlerde o “başarısız satranç oyuncuları” ile görüşmüş ve onları çatışma tahtasına geri dönmeye teşvik etmiş vaziyette; öyle kimseler ki yirmi yıl boyunca kardeşlerinin kanı üzerinde, kendi topraklarına karşı müsabakayı kazanmak uğruna bir oyun oynamış, elleri masumların kanına bulanmış, zafer elde etme uğrunda dünyanın bütün güçlerini, silahlarını, hile ve aldatmacasını kullanmış, ancak başarısızlık ve hüsranla karşılaşmış ve zafer asla onların olmamıştır.
Bu muteber kurum, kaynaklarına dayanarak Pakistan ordusunun eski Afgan idaresiyle bağlantılı şahsiyetlerden vekalet kuvvetleri olarak çalışmalarını ve Afganistan içinde savaş yürütmek üzere gruplar oluşturmalarını talep ettiğini ve onlara her türlü destek ve yardımı sunma vaadinde bulunduğunu nakletti. Diğer yandan Amerika’nın eski Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, “X” platformundaki paylaşımında Pakistan’ın Afgan hükümeti karşıtı unsurları her türlü vasıtayla zor durumlara sokmak gayesiyle devşirdiğini iddia etti. Halilzad’a göre, Pakistan’ın bu hususta mevcut Afgan hükümetine karşı savaş yürütecek unsurlar bulmak için yoğun çaba sarf ettiğine dair raporlar mevcut; ta ki Pakistan bu çatışmadan kazanç elde edebilsin.
Bu günlerde Pakistan’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi bir başka meseleyi gündeme getirdi; zira o, Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’da bıraktığı hafif ve ağır silahların Pakistan için endişe kaynağı olduğunu ve ülkesinin güvenliğini tehdit ettiğini iddia etti. Sanki şimdi Pakistan’da her yandan süt nehirleri akmakta, bütün iç sorunları çözülmüş ve artık yalnızca dış meydan okumalarla, özellikle de onlarca yıl boyunca savaşlarla parçalanmış ve yakın zamanda ayakları üzerinde durmaya çalışan bir devlet tarafından gelen meydan okumalarla karşı karşıya kalmış gibi.
Bu üç açıklama ve rapor vasıtasıyla Pakistan askeri rejiminin kardeşi ve Müslüman komşusu Afganistan’a karşı içinde sakladığı niyetler öngörülebilir. Keza Pakistan’ın Afganistan’a neden öfkeli olduğu ve ona karşı saldırılar düzenlemeye yönelik sürekli çabalarının illeti de idrak edilebilir. Zira son iki veya üç yıl boyunca Pakistan, çeşitli uluslararası mecralarda ve toplantılarda defalarca teröristlerin Afganistan’dan yola çıkıp Pakistan’a sızdığını ve orada sızma saldırıları düzenlediğini şikayet etti.
Afgan hükümeti tutumlarını dünyanın önünde açıkladığında ve savunma bakanı da “topraklarımızdan hiçbir terör faaliyeti çıkmayacaktır; hatta biz Doha anlaşması uyarınca bu garantiyi yalnızca Pakistan’a değil, bütün dünyaya verdik ve gelecekte de tarafların tamamını temin edebiliriz” dediğinde; İçişleri Bakanı Halife Sahib, sözde ‘Durand’ hattı boyunca her iki tarafın sızma faaliyetlerini denetlemek ve herhangi bir şikayet bulunması halinde her tarafı pratik tedbirler almaya mecbur kılmak üzere müşterek bir komisyon kurulmasını öngören resmi bir teklif sunmuştur.
Bu tutum uluslararası toplumun önünde ilan edilmiş ve her taraftan takdir ve memnuniyetle karşılanmıştır; zira güven telkin etmek için bundan daha iyi bir yol yoktu. Ancak bu durumdan hoşlanmayan tek taraf Pakistan oldu; zira onun terörle mücadele bahanesi altında başka iç içe geçmiş maksatları var. Bu gayeler, İslam Emirliği’nin zaferinin hemen ardından patlak veren olaylar vasıtasıyla idrak edilebilir; nitekim Pakistan, önce Afganistan’da taze meyve mevsimine denk gelen günlerde; ki bu meyvelerin satılmak üzere Pakistan pazarlarına nakledilmesi gerekiyordu; Torham, Harlaci ve Şimen-Boldak geçiş noktalarını kapatmaya girişti. Pakistan bu tedbir için sağlam hiçbir gerekçe sunmamış, bilakis asılsız ve temelsiz bahaneler yaymakla yetinmiştir.
İkinci aşamada Pakistan, deniz koridorları üzerinden Afganistan’a yönelen malların nakline yasak getirdi; zira çeşitli limanlarda binlerce konteyneri durdurmuş ve bu da Afgan sivillere ve tüccarlara son derece ağır kayıplar verdi. Bu tedbir -her zamanki gibi- hiçbir sebep beyan edilmeksizin alındı ve bu, meyve ithalatına gümrük vergilerinin ani biçimde yüzde yüzü aşan oranda yükseltilmesiyle eş zamanlı gerçekleşti, önceden hiçbir bildirim veya ikili anlaşma olmaksızın yapıldı.
Daha da ağırı, Pakistan’da onlarca yıldır ikamet eden Afgan mültecileri zorla sınır dışı etmeye başlamalarıdır. Belki sınır dışı etme operasyonlarını gerekçelendirmek için bir bahane arıyorlardı; ancak buna eşlik eden yerlerinden zorla çıkarılma, paralarına ve mülklerine el konulması, dövülerek saldırıya uğramaları ve hapishanelere atılmaları hiçbir kanuna veya şeriata uymayan vahşi uygulamalardı. Ancak onların şeriatla ve kanunla ne ilgisi var?! Buna rağmen bütün bu uygulamalara girişmişlerdir.
Bu aşama henüz sona ermemişken doğrudan askeri çatışmaya geçti ve Afganistan’ı bombalamaya başladılar. Bütün ticaret yollarını kapattı ve kara sınırı üzerinden gerekçesiz topçu bombardımanı ve ateş açma silsilesini başlattılar. Burada da yine eski bahaneyi öne sürdüler; o da şudur: Olup biten her şey, Afgan topraklarından yürütülen sızma faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır.
Bu silsile aylarca sürmüş ve dünya hayret ve bekleyiş içinde herhangi bir teröristin güvenli sığınağının tahrip edildiğine dair bir haberin gelmesini beklemiştir; ancak bekleyiş boşa uzayıp gitti. Mesele ayları aşarak tam bir yıla ulaştı ve bu hususta hiçbir kesin delil ortaya konmadı. İfşa onların nasibinde yer buldu, ifşa edildilerr; bunun ardından tutumu yeni bir stratejiye doğru değiştirdi ve bir başka manevraya başladılar.
Zira Afganistan’a karşı organize bir propaganda ve medya kampanyası başlatmış, medyayı, din adamlarını ve toplumun çeşitli kesimlerinden şahsiyetleri öne sürmüş ve onların dillerine, şeytanı dahi hayrete düşüren yalanlar koymuşlardır. Bu vazifenin gayeleri arasında Afganistan içinde, mevcut hükümete karşı konuşmaya, pratikte sahaya çıkmaya ve direniş saflarına katılmaya hazır, bir menfaat veya maddiyat karşılığında kimseler aramak da yer alıyordu.
Şimdi, son raporlara göre bu vazife öyle bir aşamaya ulaştı ki New York Times gazetesinin ve Zalmay Halilzad’ın konuştuğu bir mesele haline geldi. Bu da Pakistan’ın gizli gayelerinin alenen açığa çıktığı ve Pakistan’ın söylediklerinin ve dünyayı ikna etmeye çalıştığı şeylerin apaçık yalanlardan başka bir şey olmadığı anlamına gelmektedir.
Pakistan’ın gerçek gayesi, Afganistan’da uzun asırların ardından İslami ilkeler üzerine kurulmuş olan bu mevcut düzeni mümkün olan her vasıtayla zayıflatmaktır; öyle bir düzen ki onun gölgesinde insanların ümitleri ve özlemleri doğudan batıya, güneyden kuzeye şekillenmiş ve tadını çıkardığı güvenlik ve istikrarın yankıları dünyanın çeşitli yerlerine yayılmış durumda.
Ayna gibi; dünyadaki her mazlum onda kendi suretini görür ve damarlarında binlerce şehidin kanı dolaşır. O, milyonlarca dulun, yetimin ve mustazafın ümitlerinin ve özlemlerinin tecessümüdür. Bu düzeni zayıflatmak için, ister yalanlara veya propaganda kampanyalarına başvurmak, isterse kafirlerden ve İslam’a düşman güçlerden yardım istemek ve karşılığında onların kulluğuna boyun eğmek gereksin, Pakistan bu projeyi ne pahasına olursa olsun sürdürmeye ve bu düzenin köklerini kazımaya kesin karar vermiştir. Ancak, bu Pakistan planının hedefine ulaşıp amaçlarını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini, ya da ateşinin geri dönüp onu planlayanların ve düzenleyenlerin eteklerini yakıp yakmayacağını yalnızca günler ortaya çıkaracaktır.
