Sunbule ayının otuzuna denk gelen Pazartesi gününün sabahın erken saatlerinde, Pakistan askeri rejimine ait savaş uçakları Afgan hava sahasını yeniden ihlal ederek Kunar vilayetine bağlı Nurgil ile Paktika vilayetindeki Birmel yerleşim bölgelerini gelişigüzel ve yoğun bir bombardımanla hedef aldı. Nurgil’e yönelik hava saldırısı, bir konutun tamamen yıkılmasıyla sonuçlanarak aynı aileden üç kişinin şehit olmasına ve dört kişinin de yaralanmasına yol açtı.
Mağdurlar arasında iki kadın ve iki çocuk bulunuyordu. Birmel idaresinde ise bombardıman bir dükkanın ve boş bir evin yıkılmasına sebep oldu. Bu saldırılara karşılık olarak İslam Emirliği sözcüsü Zebihullah Mücahid, bu saldırıları savaş suçları ve Afgan halkına karşı işlenen suçlar zincirinin bir uzantısı olarak nitelendirdi ve bu saldırının karşılıksız kalmayacağını kararlılıkla vurguladı.
Bu saldırı bir savaş suçu ve insanlığa karşı iğrenç bir cinayettir. Pakistan rejimi bu gelişigüzel saldırılarında yalnızca Afganistan’ın milli egemenliğini ihlal etmekle kalmamış, bilakis bütün dünyaya vahşi ve aciz yüzünü de göstermiştir. Masum kadınların ve çocukların öldürülmesinin “terörle mücadele” adı altında sınıflandırılmasını akıl nasıl alabilir? Bu rejim terörizmin ta kendisini temsil etmekte ve elleri mazlum Afgan halkının tertemiz kanıyla lekelenmiş durumdadır.
Cenevre Sözleşmeleri’nin Birinci Protokolü uyarınca, askeri hedefler ile sivil hedefler arasında ayrım yapmayan gelişigüzel saldırılar kesin olarak yasaklanmış olup hukuken savaş suçları olarak sınıflandırılmaktadır. Pakistan rejimi bu saldırıları gerçekleştirmekle, herhangi bir kanuna, ahlaki dayanağa veya insani vicdan saikine itibar etmediğini bir kez daha kanıtlamaktadır.
Siyasi analistler, Pakistan rejiminin bu saldırıları gerçekleştirmek suretiyle kamuoyunun dikkatini iç krizlerinden saptırmaya ve güvenlik alanındaki başarısızlıklarını örtbas etmeye çalıştığı görüşünde. Zaten ekonomik, siyasi ve güvenlik krizleriyle karşı karşıya bulunan bu rejim, Afganistan’da gerilimi körüklemek7 yoluyla halkının dikkatini iç meselelerinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Keza İslam Emirliği sözcüsü Zebihullah Mücahid, Pakistan saldırılarının “kamuoyunu o ülkedeki güvenlik başarısızlıklarından saptırmayı” hedeflediğini açıkça belirtti. Ancak krizin köklerini ele almadaki acizliği yansıtan bu politika, sorunun çözümüne katkı sağlamıyor, bilakis iki komşu ülke arasındaki düşmanlık duygularını ve güvensizliği derinleştiriyor.
İslam Emirliği sözcüsü, bu saldırıların “karşılıksız kalmayacağını” ve Afganistan’ın kendisini savunma hakkını saklı tuttuğunu teyit etti. Bu, Pakistan rejimine yönelik ciddi bir uyarı niteliğindedir; öyle ki Afganistan’ın gelişigüzel silah denemeleri için bir saha olmadığını ve Afgan halkının bu saldırılara asla boyun eğmeyeceğini ve teslim olmayacağını idrak etmesi gerekir. İslam Emirliği, Afganistan topraklarını ve halkının onurunu savunmakta hiçbir çabadan kaçınmayacağını ve bu saldırılara karşı uygun karşılığı uygun zamanda vereceğini defalarca kanıtlamıştır.
Bu masum mağdurların ne günahı vardı? Onların tek günahı, kana susamış ve saldırgan Pakistan rejiminin komşuluğunda yaşıyor olmalarıdır; öyle bir rejim ki çocukları yataklarında, kadınları evlerinde öldürmekte ve insan hayatına hiçbir saygı göstermemektedir. Bu rejimin tehlikesi yalnızca Afganistan’ın düşmanı olmasıyla sınırlı değil; bilakis insanlığın ve bölgedeki barışın düşmanı olarak da görülmektedir.
Uluslararası toplumun da bu suçu en şiddetli ifadelerle kınaması ve Pakistan rejiminden sivil bölgelere yönelik hava saldırılarını durdurmasını talep etmesi gerekir. Bu suçlar karşısında sessizlik, insanlığa ihanet ve suçluları suçlarına devam etmeye teşvik etmektir. Tarih, hiçbir gücün Afgan halkını boyunduruk altına almayı ve diz çöktürmeyi başaramadığını kanıtlamıştır ve Pakistan rejimi de bu kuralın istisnası değildir.

















































