İslam’ın prensipleri ile aşırı bir grup olarak DAEŞ örgütünün esasları arasındaki temel zıtlık yeterince açıktır. DAEŞ, İslam’ı takip ettiğini iddia eder ancak pratikte onun prensipleri, öğretileri ve davranışları, İslam’ın temel esaslarıyla tamamen çelişmektedir ve bu, tüm eylemleri açısından böyledir.
Bu çelişkiler, söz konusu tekfirci grubun tüm İslam mezheplerinin alimleri tarafından reddedilmesine yol açmıştır.
Yönetim ve hilafet meselesinde DAEŞ, hilafet sistemini canlandırdığını iddia etmiş ve onu temsil ettiğini ileri sürmüştür. Ancak pratikte, yönetici seçiminde İslam Şeriatının herhangi bir standardına bağlı kalmamıştır.
Örneğin İslam, yöneticide adalet, ilim ve beden sağlığı, halkın kabulü ve toplum işlerini yönetme kabiliyeti gibi çeşitli şartların gerçekleşmesini gerekli kılar. Oysa DAEŞ liderlerinde bu nitelikler bulunmuyordu; bilakis, insanları halife olduklarına ikna etmek için sadece güç ve şiddete dayandılar.
Gerçekte DAEŞ liderleri, kendilerini halife ilan ediyorlar ve hilafeti zulüm ve şiddete dayalı baskıcı ve üstünlük taslayıcı bir perspektiften görüyorlardı. Bu yaklaşım, istişare ve bilinçli seçime vurgu yapan İslami öğretilerle tamamen çelişmektedir.
DAEŞ’in Müslümanları tekfir etmesi, onun sapkınlığının ve İslam’ın özünden uzaklaşmasının bir başka kanıtıdır. Bu grup, Şeriatın kısıtlamalarını göz önünde bulundurmadan Müslümanların geniş bir kesimini tekfir etti. Oysa İslam’da tekfirin katı kuralları vardır ve çok sınırlı durumlar dışında herhangi birine bu ithamda bulunmak caiz değildir.
Kuran-ı Kerim, Müslümanların birliğini vurgular ve Müslümanlar arasında bölünme ve çatışmaktan meneder. DAEŞ’in Müslümanlar arasında ayrılık körükleme ve düşmanlığı alevlendirme eylemleri, Kurani ve Nebevi öğretilerle tamamen çelişmektedir.
Aşırı şiddet eylemleri de DAEŞ ile İslam arasındaki bir başka zıtlığı temsil eder. Grup, cihat adı altında masum canlara kıydı; sivilleri, esirleri ve hatta çocukları öldürdü. Oysa Kuran ve Sünnet, cihat için katı sınırlar koymuştur. Hz. Peygamber (s), savaş zamanında dahi sivillerin, kadınların, çocukların öldürülmesini ve kamuya ait yerlerin kasıtlı olarak tahrip edilmesini yasaklamıştır. Bu nedenle, DAEŞ’in vahşi eylemlerinin meşru cihat değil bilakis İslam Şeriatının açık bir ihlali olduğunu söyleyebiliriz.
Ayrıca, DAEŞ’in dini metinlere yönelik tahrif edici yorumları, onun gerçek İslam’dan uzaklığını göstermektedir. Kur’an-ı Kerim ayetlerini ve hadisleri tarihsel bağlamları dışında, nüzul sebeplerini ve ilmi tefsir kurallarını dikkate almadan yorumladılar.
Dini metinlerin anlamlarını daraltıp küçülttüler ve de tam anlamı göz önünde bulundurmaksızın sadece kendi amaç ve heveslerine hizmet eden anlamlarla sınırlandırdılar. Oysa dini metinleri doğru bir şekilde anlamak derin bir ilim ve Şeriat ilimlerine geniş bir vukufiyet gerektirir. Bu nedenle DAEŞ’in yüzeysel ve tahrif edilmiş yorumları, itibarlı hiçbir İslam alimi tarafından kabul görmedi.
DAEŞ’in takip ettiğini iddia ettiği Selefi hareketler bile onu kınadı ve yayınladıkları bildirilerde DAEŞ’in eylemlerinin hiçbir şekilde İslam’ın öğretileriyle bağdaşmadığını vurguladılar. Bu grup, eylemleriyle İslam’a hizmet etmedi; bilakis, ilahi dinin dünyadaki itibarını karıştırdı.
Sonuç olarak DAEŞ, gerçek İslam’la hiçbir ilişkisi olmayan sapkın, tekfirci ve tahrifçi bir grup olarak kabul edilmelidir.
Bu grup, siyasi hedeflerine ulaşmak için insanların dini duygularını sömürmeye çalıştı. Bu çelişkileri anlamak ve DAEŞ’in gerçek yüzünü ortaya çıkarmak, aşırılıkla mücadelede ve gerçek İslam’ı savunmada önemli bir adımdır.
