Müftü Sultan Muhammed Sakıb
Şu açık bir gerçektir ki önde gelen din alimleri her toplumda insanların bilinç mimarları, ahlaki eğitmenleri ve inanç kimliklerinin sadık koruyucuları olarak bilinirler. Ümmette entelektüel uyanışın ve toplumsal bilincin temel eksenini oluştururlar. Sıradan insanlar, entelektüel yönlerini, hayat tarzlarını ve hatta siyasi duruşlarını alimlerin sözlerinden, eylemlerinden ve yönlendirmelerinden alırlar.
Özellikle, cihat düşüncesi asırlar boyunca zayıflayıp sönmüşken, o dönemin alimleri, özellikle de Hanefi mezhebinin önde gelenleri, maddi, manevi ve fikri fedakarlıklarla onu yeniden canlandırdılar. Ümmette direniş, izzet ve bağımsızlık ruhunu canlı ve taze tutanlar işte bu alimlerdi. Ardından Afgan alimleri gelerek bu çığırı daha da sağlamlaştırdı ve canlandırdı ve bugün de bu yolun ve düşüncenin en güçlü savunucuları olmaya devam ediyorlar.
Dünya güçleri, her ne zaman Asya’daki alimlerin fikri ve pratik mücadelesinin onların nüfuzu ve çıkarları üzerinde ciddi bir etki oluşturduğunu anlasalar bu düşünceyi zayıflatmak, izole etmek ve yok etmek amacıyla gizli bir siyasi oyun başlatıyorlar. Bu projeyi uygulamak için bazı İslam ülkeleri araç olarak kullanılmış ve bu çerçevede, bu stratejiyi uygulamakla görevlendirilen Pakistan’daki özel çevreler de devreye girmiştir.
Pakistan’ın Dindar Alimlerine
Ne zamana kadar gaflet uykusuna dalıp, önde gelen alimlerinizin her gün katledilmesine, şehit düşmesine ve bu gizli siyasi oyunun kurbanı olmasına seyirci kalacaksınız? Sessizlik içindeki bu “ılımlılık” sloganı ne zamana kadar? Onlarca yıldır fedakarlıklar yapıyorsunuz ancak durum derinlemesine analiz edilmiş değil. Daha da şaşırtıcı olanı, ne zaman biri, çıkarlarını korumak için rejime bağlı şu zalim çeteye karşı çıksa onların karşı tarafıyla fikren uyumlu olan alimler hedef alınıyor. Hindistan ile olan mücadelelerinde, fikren Diyobend düşüncesine mensup alimler katledildi.
Şimdi ise Afganistan’daki İslam nizamına düşmanlık göstermeye başladıktan sonra, Afgan alimleriyle derin inanç bağları olan Pakistan ulema tabakası bu gizli siyasi oyunun kurbanı oluyor. Bu zincirin en belirgin örneklerinden biri, Asya’nın büyük muhaddisi Şeyh İdris’in (Allah ona rahmet etsin ve ondan kabul buyursun) olayıdır. Bu hadiseyi herkes gözleriyle gördü.
Ne zamana kadar bu gizli siyasi oyunların kurbanı olacağız? Bazen şehadetimizin sorumluluğu Hindistan’a, bazen Pakistan Taliban hareketine, bazen de DAEŞ örgütüne yükleniyor. Günler geçiyor, samimi olanlar, talebeleri ve halk birkaç gün ağlıyor, sonra her şey sanki hiç olmamış gibi unutuluyor. Eğer kendi kaderiniz ve geleceğiniz hakkında ciddi ciddi düşünmezseniz bu zincir devam edecek ve bu kervan uzayıp gidecektir.
DAEŞ Haricilerinin düşünce ve inançlarının temeli, cehalet, aşırılık, katılık, kibir ve gururdur. Dini metinleri ve İslami rehberliği kendi heva ve heveslerine, kişisel eğilimlerine ve kısır anlayışlarına göre yorumluyorlar. Kendi görüşlerine muhalefet edenleri, Müminlerin Emiri Hz. Ali (radiyallahu anhu) gibi büyük muminler olsa bile tekfir ediyor ve onu öldürmeyi vacip sayıyorlar.
Zahiri ve cahilane bir züht adına, başkasının ağacından düşen bir hurmayı yemeyi caiz görmezler. Oysa Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabının tertemiz kanlarının, başlarının, makamlarının ve mertebelerinin dokunulmazlığını görmezler, hatta buna hiç aldırış etmez ve bu müminleri öldürmeyi cennete ulaşmanın bir yolu olarak görürler.
Pakistan’da, dindar alimleri ve samimi müminleri hedef almak için generaller ikinci bir ordu kurmuş ve ona DAEŞ adını vermiştir. Bu generaller bugün, alimleri öldürme hedeflerine ulaşmak için sözde DAEŞ Haricilerini kör bir kurşun olarak kullanmaktadır. ABD de DAEŞ adı altında tüm ülkelerde bir istihbarat oyunu oynadı ancak olumlu bir sonuç elde edemedi ve sonunda bu oyun, daha önce kendine bağlı olan Pakistan askeri rejimine teslim edildi ve bugün bu araç, hepimizin gözleriyle gördüğü şekilde kullanılmaktadır.
Dün yaşanan acı olaya geri dönecek olursak DAEŞ örgütü resmen sorumluluk üstendi. Bu raporda dikkat çeken ve gerçekle uyuşmayan önemli noktalardan biri, “Afganistan sınırına yakın” ifadesiydi. Oysa olay yeri Afganistan sınırından oldukça uzakta bulunuyor. Olayla ilgisi olmayan bu tür ifadelerin eklenmesi, siyasi bir araç kullanım şeklidir ve olayın sorumluluğunu Afganistan’a yüklemek ve bunun için önceden bir bahane hazırlamak amacıyla eklenmiş dayatılmış bir kurgu olarak görülmektedir.
Ey Pakistan’ın dindar halkı! Alimlerin kanları, ümmetin uyanış meşaleleridir. Bu meşaleleri söndüren, ümmeti geleceğin karanlıklarına iter.
Eğer bugün alimlerinizin hakkını talep etmez, bu gizli siyasi oyunların köklerini açığa çıkarmaz ve zalim istihbarat örgütlerine karşı sesinizi yükseltmezseniz iş sadece alimlerle sınırlı kalmayacak, alevler İslam’ın düşünce kalelerini, ümmetin inancını ve tüm Müslümanların geleceğini yakıp yok edecektir. O zaman ne hüznün göz yaşları fayda verir ne de sessizliğin mazeretleri; çünkü tarih, gaflet uykusunda sızlayan ümmetleri affetmez.
















































