Yazan: Abid Mücahid
Afganların yakın ve uzak tarihinde, hiç kimse onların bir gün olsun bir başkasına saldırdığını kanıtlayamaz. Ancak diğer yandan, hiç kimse de işgalcilerin Afganları asla boyun eğdiremediğini inkar edemez. Büyük İskender’den Moğollara, Moğollardan Babürlülere, Babürlülerden İngilizlere, Ruslara ve Amerikalılara kadar, Afganlar -Yüce Allah’ın yardımıyla- her saldırganı püskürtmeyi başarmış, öyle ki onlara bir daha toparlanma fırsatı dahi bırakmamışlardır.
Ağır ekonomik ve siyasi krizlerin pençesinde kıvranan, kendi ülkesindeki Müslüman halkların öfkesini celbeden, hiçbir komşu ülkeyle yapıcı ilişki kuramayan ve işgal altındaki bir bölgede terörü beslemek için kurulan Pakistan askeri rejimi, bugün kendi kötü şöhretinin yükünü Afganistan’ın sırtına yıkmaya çalışmakta, kendisini Afganistan İslam Emirliği karşısında temiz ve asil bir konumda göstermeye uğraşmaktadır.
Kendisine verilen rolün doğası gereği -ki bu rol bölgeye kaos yaymak, teröristleri ve devlet karşıtı Haricileri (DAEŞ) koruyup kollamak, büyük ekonomik projelerin ve koridorların önünü kesmek ve her şeyden önemlisi İslam ve Müslümanların imajını karalamaktır- rejim, İslam Emirliği’ne karşı dini, ekonomik ve siyasi baskıyı yeniden artırmaya çalıştı.
Bu hedefe ulaşmak için alimlere suikast düzenledi, hayati ekonomik güzergahları kapattı, uluslararası arenada Emirlik aleyhine medya kampanyaları yürüttü, Harici DAEŞ unsurlarını eğitti, cumhuriyetin çöküşünden sonra ortaya çıkan isyancılara ve başarısız yetkililere propaganda ve askeri kaynak sağladı ve ayrıca terör ordusu aracılığıyla Afgan halkının evlerini ve altyapısını bombaladı.
Afganistan İslam Emirliği, tüm sorunları İslami değerleri, insan haklarını ve siyasi ilkeleri gözeterek müzakere yoluyla çözmeye çalıştı ancak bu durum Pakistan’daki “paralı” askeri kurumun daha da cüretkarlaşmasına ve küstahlaşmasına yol açtı. Nihayetinde Afgan hükümeti, onların eylemlerine uygun bir adım attı. Zira Afganların tarihi, zalimleri, zorbaları, saldırganları, teröristleri ve işgalcileri yok etmekle dolu bir gurur ve iftihar kaynağıdır.
Afganistan İslam Emirliği’nin işgal altındaki Beluçistan ve Hayber-Pahtunhva’daki son ve hızlı operasyonları; bu operasyonlarda çok sayıda DAEŞ unsurunun, isyancının ve Afganistan güvenliğinin düşmanlarının öldürülmesi; Emirlik yetkililerinin açıklamaları, savunma kurumlarının hareketleri ve medya raporları, tüm şüphelere yer bırakmayacak şekilde, bu eylemlerin aslında Pakistan askeri rejimine karşı bir “savaş ilanı” olduğunu teyit etmektedir. Gelecek operasyonlar sadece tehdit veya savunma amaçlı olmayıp, Afganistan İslam Emirliği’ne karşı planlanan tüm tehditleri, daha kaos ve tehdit unsuru haline gelmeden, kökünden kazımayı hedefleyen taarruz operasyonları olacaktır.
Uluslararası kurumların, bölge ülkelerinin, kabilelerin ve müzakere çevrelerinin bu taarruz operasyonları karşısındaki sessizliğine gelince; bunun nedeni, Afganistan İslam Emirliği’nin bu tür müzakereleri sonuçsuz bir şekilde uzun süre beklemiş olmasıdır. Şu halde, mevcut durumun olası olumsuz sonuçlarının sorumluluğu tamamen Pakistan askeri rejimine aittir ve bunun bedelini yalnızca o ödemelidir.


















































