Şeyh İdris’in (rahimehullah) Şehadeti: DAEŞ Pakistan’da Halen Canlı

Yazan: Ekber Cemal

Şeyhü’l-Hadis Mevlana Muhammed İdris, Pakistan’ın en saygın ve seçkin din alimlerinden biriydi. En üst düzeyde bir hadis alimi olarak, onlarca yılını eğitim ve öğretime adamış, binlerce öğrenciyi Kuran ilimleri ve hadis alanında yetiştirmiş ve bölgesinde geniş çapta ilmi bir otorite olarak kabul ediliyordu.

Ayrıca, Cemiyet Ulema-i İslam ile bağlantılıydı ve burada eyalet düzeyinde önemli bir konuma sahipti ve de Hayber Pahtunhva’da gerçek bir siyasi ağırlığı vardı. Ancak o sadece bir hocadan ibaret değildi. Yerel anlaşmazlıkları çözmek ve de sahada barış ve düzeni sağlamak için aktif olarak çalışan bir halk adamı idi. Pakistan’daki aşırılığa ve silahlı militanlığa karşı net ve kamuya açık bir duruş sergilemişti; bu da onu tam olarak uzun süredir radikal grupların hedefi haline getirmişti.

Dün DAEŞ onu soğukkanlılıkla öldürdü. Şehadeti, hem ilmi hem de siyasi açıdan derin bir kayıptır.
Öldürülmesi, yıllardır sessizce büyümekte olan korkuları yeniden alevlendirdi: Hayber Pahtunhva’daki üst düzey din adamları, dini otorite boşluğu oluşturmak ve aşırılığın arkada bırakılan boşluğu doldurmasının yolunu açmak için tasarlanmış kasıtlı bir plana göre mi ortadan kaldırılıyor? DAEŞ’in Pakistan kolunun hemen sorumluluk üstlenmesi, bu bölge halkının uzun zamandır taşıdığı yaraları yeniden açtı.

Bu sadece bir alimin öldürülmesi değil. Aynı zamanda Pakistan ordusunun, yıllardır halka satmak için harcadığı resmi söylemine, terörün ülkeden kökünden kazındığı söylemine doğrudan bir darbeydi. Gerçek şu ki Pakistan’da kan, halen her zaman olduğu gibi aynı vahşetle dökülüyor. 1971’de silahlarını Bangladeş Müslümanlarına çeviren aynı ordu, kendi yolunda, kendi halkının ölümlerine öncülül etmeye devam ediyor.
En rahatsız edici olan, artık kısık sesle değil, açıkça dile getirilen, ordunun niyetleri ve uzun süredir şüphelenilen çifte oyunu hakkındaki sorulardır. Pakistan’daki siyasi ve kamu çevrelerinde, insanlar yüksek sesle soruyor: Neden Hayber Pahtunhva’daki üst düzey alimler, aşırılığa karşı bir siper olan kişiler, hedef alınmaya devam ediyor da devletin güvenlik aygıtı çaresizce kenarda duruyor? Burası, ordunun tamamen kontrol ettiğini iddia ettiği bir vilayet. Peki bu kontrol tam olarak ne için kullanılıyor?
Şeyh İdris gibi alimlerin şehadeti, bir şeyi yadsınamaz kılıyor: DAEŞ, Pakistan için uzak bir tehdit değil. Ülke içinde aktif, mevcut bir gerçekliktir. Ve DAEŞ her anıldığında, parmaklar onun gibi insanları korumaktan sorumlu olması gereken askeri çevrelere çevriliyor. En ciddi ve rahatsız edici suçlamalar, Pakistan ordusunun DAEŞ’i aktif olarak desteklediği, faaliyet göstermesi için koşullar oluşturduğu yönündeki iddialardır. Tirah Vadisi’nde olanlar bu şüpheleri daha da güçlendirmiştir.

Çelişki keskindir. Sivillerin, teröristlere karşı operasyonlara izin vermek için kışın tam ortasında tahliye edildiği aynı vadi, şimdi DAEŞ’in üs kurmasıyla ilgili raporların kaynağı durumunda. Pakistan’daki kamuoyu algısı, şüphenin ötesinde bir şeye dönüşmüştür: Sözde terörle savaş asla terörü bitirmekle ilgili değil, onu yeniden konumlandırmak, yeniden yerleştirmek, stratejik bir araç olarak kullanmakla ilgiliydi. Eğer ordunun operasyonları gerçekten barışı hedefliyorsa neden Şeyh İdris gibi insanlar halen kendi evlerinde öldürülüyor? Ve eğer Tirah’daki operasyonlar gerçekten militanları hedef alıyorsa neden onların yenilgilerini değil de oraya yerleştirilmelerini duyuyoruz?
Bu çifte oyun, Pakistan’ı devlet ile halkı arasındaki güven bağının neredeyse tamamen koparıldığı bir noktaya getirmiştir. Bir yanda “Azm-i İstihkam” gibi operasyonlar hakkında büyük beyanlar; diğer yanda, ciddi bir engel olmadan genişleyen DAEŞ, bu beyanların her birini içi boş hale getiriyor. Pakistan’daki siyasi analistler, şimdi birçok kişinin yıllardır inandığı şeyi açıkça söylüyor: Devlet ve ordu DAEŞ’i siyasi ve bölgesel amaçlar için bir araç olarak kullanmaya devam ettiği sürece, Pakistan ve bölge genelinde barış bir hayalden öteye gitmeyecektir.

Bugün, Şeyh İdris’in kanıyla yazılmış sorular cevap beklemektedir. Bu rejim gerçekten kendi halkının koruyucusu mudur? Yoksa sadece insan hayatının bir tahta üzerinde taşlar gibi hareket ettirildiği bir arena mı?
Ordu, kendisine yöneltilen suç ortaklığı ithamlarından kurtulmak istiyorsa Tirah Vadisi’nden Washington’a kadar politikalarında şeffaflık getirmelidir. Çünkü getirmezse bugün haksız yere dökülen kan, nihayetinde onun adına savaştığını iddia eden rejimin köklerini sökecektir.

Exit mobile version