Şehit Kahraman Bahtiyar Ali Faruk’un (Allah ondan kabul etsin) Hayatı ve Başarılarına Kısa Bir Bakış

Bahtiyar Ali Faruk, Gülistan oğlu, H.Ş. 1371 yılında Nangarhar vilayetine bağlı “Sipingar” idaresinin “Hacimkela” köyünde, dindar ve mümin bir ailede dünyaya geldi.

Çocukluğundan itibaren dini ilimleri öğrenmeye meraklıydı ve ilk dini eğitimini köyünün cami imamının yanında üçüncü merhaleye kadar aldı. Henüz çocukluk çağını aşmamışken o dönemde yaşanan olaylardan ve savaşlardan etkilendi ve H.Ş. 1384 yılında -hayatının önemli duraklarından biri sayılan küçük yaşına rağmen- akranlarıyla birlikte savaş meydanına katıldı.

Sarsılmaz azmi, cesareti ve cihadi mücadeleye gösterdiği özel ilgi sayesinde Bahtiyar Ali Faruk küçük yaşta çeşitli sorumluluklar üstlendi; küçük bir grubun komutanlığından başlayarak ikametgahının çevresindeki muhtelif bölgelerde askeri vazifeler üstlenmeye kadar faaliyet gösterdi. Sipingar idaresine bağlı Hacimkela, Çehelgezi, Luhi, Marufçini, Şamirkeli ve Midanek bölgelerinde askeri sorumluluklar yüklendi.

Hayatı ve Cihadi Faaliyet Hatıraları:
Arkadaşları, Faruk’un mücadele döneminden pek çok hatıra sakladığını söylemektedir; bunlardan biri de bir gün Amerikan kuvvetlerine ait bir askeri konvoyun “Kut” idaresinden “Sipingar” idaresine doğru hareket ettiği sırada bizzat bir mayını infilak ettirmesi ve bunun sonucunda bir tankın tamamen tahrip olması ve onu taşıyan Amerikan kuvvetleri unsurlarının öldürülmesidir.

Başka bir olayda, Amerikan işgal kuvvetlerine ait bir konvoy Sipingar idaresinden merkeze doğru hareket ederken Faruk’un (Allah ondan kabul etsin) bir tankı patlatarak hedef aldığını, bunun tankın tamamen tahrip olmasına ve içindeki bütün Amerikan askerlerinin ölmesine yol açtığını zikretmektedirler.

Faruk’un arkadaşlarının aktardığına göre, bu iki olay onun hayatının, her zaman iftihar ettiği ve kendisinden söz ettiği en öne çıkan hatıralarındandır.

Sıkıntı ve Zorluklarla Örülü Bir Hayat:
Bahtiyar Ali Faruk’un hayatı yalnızca savaş hikayeleri, sorumluluklar ve mücadeleden ibaret kalmamış; bilakis çocukluğunun ve gençliğinin acı hatıralarının yanı sıra yoksulluğun ıstıraplarını ve hayatın zorluklarını da içermiştir.

Annesi o günleri şöyle anmaktadır: Ailenin ekonomik durumu son derece zayıftı ve geçim ihtiyaçları büyük güçlükle karşılanıyordu; buna rağmen evin kapısı misafirlere açık kalmıştır. Bahtiyar arkadaşlarıyla eve geldiğinde annesi bir yandan oğlunu görmenin sevincini yaşıyor, diğer yandan misafirleri ağırlama ve ikram etme düşüncesi kalbini parçalıyordu; zira evde misafirleri ağırlamak ve bir mihmandar annenin arzu ettiği biçimde onlara ihsanda bulunmak için yeterli imkan yoktu.

Yoksulluk sebebiyle misafirler geldiğinde içinde gizli bir kaygı duyardı; zira her misafirin önüne izzet ve muhabbet sofrası sermeye özen gösterirdi, ancak geçim darlığı ona bunu yapma imkanı tanımıyordu. Bu sade hatıralar, özünde derinliğiyle kalbinde sağlam biçimde yerleşip kaldı; hatıralar ki annelik duygularının yanı sıra yoksulluğun sessiz acısını da tecessüm ettirmektedir. Böylece Bahtiyar bu darlıkların ve mahrumiyetlerin arasından geçti ve o zorlukların ortasında içinde sabır, kanaat ve sorumluluk duygusu giderek daha da sağlamlaştı.

Hava Saldırıları Gölgesinde:
Faruk’un hayat seyrinde, savaşın ruhunun ve nefsinin derinliklerine ulaştığı anlar da geçmiştir; nitekim bir defasında “Momenddere” bölgesinde bir hava saldırısı neticesinde ağır bir sinir şoku yaşadı. Bu ağır psikolojik etkinin ve şiddetli sarsıntının ardından sağlık durumu, neredeyse ruhi bir bozukluğa yaklaşacak derecede kötüleşti.

Durumu ailesi ve arkadaşlarında büyük bir endişe uyandırdı; bunun üzerine tedavi ve sağlık bakımı için yurt dışına gönderildi ve orada bir süre tedavi gördü; Allah Teala’nın lütfuyla uzun bir tedavi sürecinin ardından sağlık durumu düzeldi ve de sağlığına ve afiyetine kavuşarak normal hayatına döndü.

Şehadet:
Bahtiyar Ali Faruk’un H.Ş. 1394 yılında Sipingar idaresinin “Şamir” köyünde DAEŞ Haricilerine karşı verdiği son muharebe, hayatının en acı ve en elemli hatıralarından biri sayılmaktadır; zira bu olay hayatının sayfasını ani biçimde kapattı ve ailesinin kalbinde sonsuza dek unutulmayacak bir düğüm bıraktı.

Rivayetlere göre, sabahın ilk saatlerinde yaklaşık yetmiş kişiden oluşan bir DAEŞ grubu “Hacimkela” bölgesine saldırdı. O anda Bahtiyar Ali Faruk, altı arkadaşıyla birlikte evine yakın bir odada kuşatılmış halde bulunuyordu. Bir yandan silah sesleri yankılanıyor, diğer yandan aile fertlerinin -özellikle annesinin- kalp atışları anbean şiddetleniyordu.

Annesi, yaklaşık üç veya dört saat boyunca silah seslerini duymaya devam ettiğini, oğlunun ve arkadaşlarının akıbetine dair hiçbir bilgisinin olmadığını söylüyor. O endişe anlarını tarif ederek şöyle ekliyor: “Yer bana dar geliyordu ve oturamıyordum.”

Bunun ardından, her annenin kalbine en ağır ve en acı gelen haber geldi: Oğlu Bahtiyar Ali Faruk ve bir arkadaşı, altı DAEŞ unsurunu öldürüp onları etkisiz hale getirdikten sonra o muharebede şehadet mertebesine nail olmuşlardı.
Biz onu böyle addediyoruz; hesabı Allah’adır.

Exit mobile version