Pakistan’daki Askeri Rejimin Tarihi Süreçte Hakikati! Bölüm 1

Dr. Hümam Han

 

Giriş: Pakistan’da Devlet Gücü, Silahlı Hareketler ve İç Çatışma
Pakistan’ın iç güvenlik tarihi, sadece devlet ve devlet-dışı unsurlar arasındaki basit bir şiddet hikayesi değil; aksine politika çelişkilerini, bölgesel güç politikalarını, ordunun hegemonyasını ve uzun süreli siyasi ve sosyal mahrumiyetleri içeren karmaşık ve devam eden bir süreçtir. Farklı aşamalarda, Pakistan Silahlı Kuvvetleri ve istihbarat kurumları çoklu stratejiler benimsemiş ve bu politikaların sadece iç istikrarı bozmakla kalmayıp aynı zamanda devlet ile halk arasındaki güveni büyük ölçüde tahrip etmekle sonuçlanmıştır.

Devlet gücünün uygunsuz uygulamaları, anayasanın ötesine geçen adımlar, zorla gözaltılar, yargısız infazlar ve toplu cezalar, birçok silahlı hareketin ortaya çıkmasına neden olan koşullar doğurmuştur. Bunun en belirgin örnekleri, Pakistan Taliban Hareketi (TTP), El-Kaide ve Beluçistan’daki direniş hareketleridir. Bu makale, devlet gücünün kullanımı, terörle mücadele politikaları ve bunların silahlı hareketlerin ortaya çıkışı açısından sonuçları üzerine analitik bir çalışma sunmaktadır.

Devlet Politikalarının Arka Planı ve Pakistan’da Şiddetin Büyümesi
Pakistan’daki silahlı hareketler hiçbir şekilde sosyal ve siyasi boşluk ortamında doğmamıştır. Soğuk Savaş dönemi ve sonrasında, devlet kurumları, bazı dini ve silahlı grupları dolaylı olarak destekleyerek bölgesel ve stratejik çıkarlarından yararlandı; bu gruplar uzun vadeli “stratejik varlıklar” olarak görülüyordu.

Ancak, bu fikrin tamamen doğru olmadığını açıklığa kavuşturmak önemlidir; zira tüm silahlı gruplar devletin doğrudan gözetimi altında eğitilmemiştir. Gerçek şu ki bu grupların birçoğu, varlıkları ve faaliyetleri devlet politikaları için geçici olarak faydalı olsa da ideolojik, kabilesel veya bölgesel fikirlerine dayanarak bağımsız olarak hareket ediyordu.

Öte yandan, devlet kurumları siyasi süreci sürekli olarak baltaladı, İslam şeriatının uygulanmasından uzak durdu ve de sosyal ve dilsel sınıflara dayalı bölünmeleri ve ayrımcılığı güçlendirdi. Zamanla, bir zamanlar devlet çıkarları için faydalı görülen aynı silahlı gruplar, devlet için gerçek bir iç tehdide dönüştü. Ve bu tehdit, devletin istikrarı için bir tehlike haline geldi; çünkü yavaş yavaş hükümet politikasını ve güvenliğini etkileyen faktör halini aldılar.

Buna rağmen, hükümet bu zorluklarla yüzleşmek için entelektüel veya öz reformlara başvurmak yerine aşırı güç kullanımını sürdürmeyi tercih etti. Sonuç olarak, Pakistan halkı toplu cezalara, geniş çaplı askeri operasyonlara ve birçok insan hakları ihlaline maruz kaldı.

Devletin bir aşamada bazı silahlı grupların faaliyetlerinden dolaylı olarak yararlandığı, daha sonra bir başka aşamada onlara karşı acımasız bir askeri saldırı başlattığı bu politika çelişkisi, Pakistan’daki istikrarsızlık ve şiddetin devam etmesine katkıda bulunan temel faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir.

Pakistan Taliban Hareketi, El-Kaide ve Cihat Grupları: Ortaya Çıkış ve Genişleme
Pakistan Taliban Hareketi (TTP) ve diğer cihat grupları, özellikle eski “FATA” bölgesinde, Afganistan’daki savaşın etkilerinin doğrudan Pakistan’ın içine taşındığı bir zamanda ortaya çıktı. İnsansız hava araçları saldırıları, askeri operasyonlar, geniş çaplı zorla yerinden etme, yerel halka aşağılayıcı muamele ve toplu gözaltılar, yerel halkın öfkesini tetikleyen ve yabancılaşma duyguları oluşturan faktörlerdi.

Birçok araştırma raporuna göre geleneksel kabile yapısının çöküşü ve devlet kurumlarının adalet unsurunu kullanmaması, Pakistan Taliban Hareketi ve El-Kaide gibi örgütlere yerel düzeyde destek ve barınak sağlayan bir ortam doğurdu. Dolayısıyla bu hareket sadece entelektüel veya dini bir tepki değil aynı zamanda devletin adaletsizliğinin, şeffaf olmayan yönetiminin ve uzun süreli siyasi mahrumiyetin bir sonucuydu.

İslami ve Cihat Gruplarına Karşı Askeri Operasyonlar ve Sivillere Verilen Zarar:
Pakistan hükümeti farklı aşamalarda İslami ve cihat gruplarına karşı büyük çaplı askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Bu operasyonlar şunları içeriyordu:
• Rah-i Necat Operasyonu (Güney Veziristan)
• Rah-i Rast Operasyonu (Svat)
• Zarb-i Azb Operasyonu (Kuzey Veziristan)
• Daha sonra “Radd-ül-Fesad” adı altında ülke çapında operasyonlar
Bu operasyonlar güvenlik sloganı altında gerçekleştirilmiş olsa da siviller için büyük insani, sosyal ve ekonomik zararlara neden oldu.
Hükümet açısından bu operasyonların hedefleri, terörü ortadan kaldırmak ve devlet otoritesini (hegemonyasını) güçlendirmekti. Ancak insan hakları örgütleri ve bağımsız gözlemcilere göre bu operasyonların en büyük yükü sivillerin üzerine düştü.
Milyonlarca insan yerinden edildi, bütün bölgeler toplu olarak cezalandırıldı, evler ve pazarlar tahrip edildi ve binlerce Pakistanlı Müslüman bugün hala yasadışı bir şekilde kayıp; ailelerinin çığlıkları ise hiçbir şekilde dikkate alınmıyor.

Politika Başarısızlıkları ve Silahlı Hareketlerin Devamı:
Araştırmalar, sadece askeri güç kullanımının terörü ortadan kaldıramadığı gerçeğini doğruluyor. Bunun başlıca nedenleri şunlardır:
• Uzlaşma ve ciddi diyalog için siyasi çabaların eksikliği
• Geri kalmış bölgelerde kalkınma projelerinin olmaması veya sadece sembolik olarak var olması
• Zorla kaçırılmalar, yargısız infazlar ve ordunun pratik hesap verebilirliğinin olmaması
• Pakistan’ın kuruluşundan bugüne şeriatın uygulanması taleplerinin reddedilmesi
Bu koşullar altında, bir yandan Pakistan Taliban Hareketi gibi gruplar ortaya çıktı veya güçlendi, diğer yandan Beluçistan’daki direniş hareketleri yoğunlaştı; bunların hepsi de hükümet baskısına karşı geliştirilen tepkilerdi.

Beluçistan, Hükümet Baskısı ve Beluç Direnişi:
Beluçistan’da devlet gücünün kullanım tarihi uzun, acı verici ve kanlıdır. Askeri operasyonlar, zorla kaçırılmalar, toplu mezarlar ve doğal kaynakların adaletsiz dağıtımı, Beluç halkında derin bir güvensizlik ve mahrumiyete neden oldu. Siyasi seslerin bastırılması ve her türlü muhalefetin vatan hainliğiyle ilişkilendirilmesi sorunu daha da karmaşık hale getirdi.

Bu bağlamda, “Hirof 1 ve 2” operasyonları da dahil olmak üzere Beluç direnişinin çeşitli biçimleri ortaya çıktı. Beluç grupları bu operasyonları, varlıklarını ve haklarını savunmak için doğal bir tepki olarak görürken hükümet bunları güvenlik tehdidi olarak görüyor ve dolayısıyla dikkatleri sorunun temel nedenlerinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Araştırma açısından bu son derece önemlidir; çünkü cihat grupları ile Beluç direnişi arasında entelektüel karakter farklı olsa da ortak bir noktada buluşuyorlar: O da hükümet politikalarının başarısızlığı ve baskıya aşırı güven olarak sıralanıyor.

Sonuç
Bu araştırma aracılığıyla Pakistan Taliban Hareketi ve Pakistan’daki diğer silahlı hareketler sorununun sadece bir “kanun ve düzen” meselesi olmadığı, aksine o hükümet politikalarının, askeri üstünlüğün, halka yönelik ihlallerin ve sürekli siyasi mahrumiyetin bir sonucu olduğu açıktır. Devlet, askeri çözümü tek seçenek olarak benimsediğinde, şeriatı uygulamaktan kaçındığında ve hesap vermekten uzaklaştığında, şiddet, direniş ve istikrarsızlık kaçınılmaz tepkiler haline gelir.
Bu bağlamda bazı düşünür ve araştırmacıların, silahlı kuvvetlerin halka karşı işlediği ihlallerden ve izlenen çifte standart politikalarından sanki bunlar yeni ve bilinmeyen şeylermiş gibi hayret ettiklerini belirtmekte fayda var. Oysa bu bölgenin, özellikle Pakistan ordusunun tarihine biraz aşina olan herhangi biri, bu hayreti hissetmekten kendisini alıkoyamaz.
Bu araştırmanın gelecek bölümlerinde, tarihsel ve güvenilir gerçeklere dayanarak mevcut zulmün ve sorunların ani kazalar olmadığını, aksine Pakistan ordusunun doğrudan sorumluluğunu taşıdığı uzun bir tarihsel seyrin mantıksal sonucu olduğunu açıklamayı hedefliyoruz.
Gelecek bölümlerde Pakistan ordusunun tarihini inceleyeceğiz ve de politikaları ve kararları yoluyla Pakistan’daki Müslümanlara ve tüm dünya Müslümanlarına karşı işlenen ihaneti açığa çıkaracağız. Bununla, mevcut krizin köklerinin geçmişteki askeri politikalar ve eylemlerde yattığı gerçeğini de ortaya koyabileceğiz.

Exit mobile version