DAEŞ Pakistan Kolu: Yeni Bir Terör Aracı ve ISI’nin Eski El Kitabı

Yazan: Ekber Cemal

Pakistan’ın mevcut güvenlik durumu ve bölgenin değişen dinamikleri ışığında, devlet ile DAEŞ Pakistan kolu arasındaki ilişki bir kez daha hem uluslararası hem de dahili düzeyde merkezi bir tartışma konusu haline geldi. Son yıllarda, Pakistan ordusu ve istihbarat teşkilatlarının (ISI ve MI) kendi belirli stratejik çıkarlarını elde etmek için DAEŞ gibi terör unsurlarını bir araç olarak kullandığı algısını daha da güçlendiren çok sayıda olay ve kanıt ortaya çıkmış durumda.

Bu bağlamda, Hayber Pahtunhva’nın Orakzai bölgesinde “Muhammed İkbal b. Muhammed Şemdar” adlı bir adamın öldürülmesi ve ondan ele geçirilen belgeler, bu gizli bağlantıyı ortaya çıkarmada önemli bir rol oynadı. Bir kişinin aynı anda ISI için çalışırken aynı zamanda DAEŞ’e kaynak sağlamaktan sorumlu olması gerçeği, Pakistan’da bulunan militan grupların köklerinin bir şekilde devlet desteğiyle bağlantılı olduğuna dair önceki iddiaların ve aktarımların bir teyidi olarak kabul edilmiştir.

El-Mirsad’ın raporuna göre, bu belgeler ayrıca istihbarat teşkilatları içindeki bazı bireylerin, terörle mücadele etmek amacıyla değil, faaliyetlerini kendi hedeflerine göre yönlendirmek için DAEŞ’in kurucu yapısı içinde farklı isimler altında aktif olduklarını gösteriyor.
Bu zincirin bir başka halkası da Şeyh İdris’in (rahimehullah) şehadetinin yanı sıra, birkaç ay önce İslamabad’da Şii topluluğunun ibadethanelerinden birine düzenlenen intihar saldırısıdır. Analistler bu olayları, DAEŞ ile Pakistan ordusu ve istihbarat teşkilatları arasındaki artan işbirliği ve iç çelişkiler ışığında değerlendirmektedir.

Bu olaylardan Pakistan ordusunun belirli bir gruba veya bireye artık ihtiyaç duymadığında veya daha büyük bir planın önünde engel teşkil ettiğinde DAEŞ gibi kiralık katiller aracılığıyla onları yoldan çektiği anlaşılmaktadır.
Uzun süredir Pakistan, terörizmi bir “dış politika” aracı olarak kullanmakla suçlanıyor. DAEŞ’in bölgedeki devam eden faaliyeti de uluslararası topluma, özellikle Batı’ya, bölgenin ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğunu göstermek ve böylece güvenlik yardımı ile siyasi tavizler elde etmek amacıyla yürütülen bir çabanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Bu yaklaşım, eski Cumhurbaşkanı General Ziyaül-Hak ve General Pervez Müşerref dönemlerinden kalma eski örüntülerin bir devamı olarak görülmektedir; söz konusu dönemlerde Pakistan ordusu Afganistan ile ilgili olarak ABD’nin hedefleri doğrultusunda benzer politikalar izlemişti.
Ayrıca, Hayber Pahtunhva’daki Tirah Vadisi’ndeki durumun, Pakistan ordusu ile DAEŞ arasındaki işbirliğinin pratik bir örneği olarak kabul edildiğini belirtmek gerekir.
Şiddetli kış koşullarında yerel sakinler “operasyonlar” adı altında zorla evlerinden çıkarılırken aynı zamanda bölgede DAEŞ varlığına dair raporlar ortaya çıkmaya başlamış ve ardından DAEŞ unsurları faaliyete geçmiştir. Bu, koordineli bir devlet planının bir işareti olarak görülüyor.
Yerel kaynaklar ve analistler, insanların DAEŞ-Haricilerine güvenli sığınaklar sağlamak ve onların varlığını yapılandırılmış bir şekilde organize etmek amacıyla zorla yerinden edildiğini iddia ediyor.

Bu nedenle, insanların o bölgelerden yerinden edilmesinin ardından DAEŞ faaliyetlerinde ve saldırılarında gözlemlenen ani artış, yerel kabile toplulukları arasında ciddi endişelere yol açmış durumda.
Pakistan askeri rejimi ile DAEŞ arasında ideolojik bir benzerlik bulunmasa bile, “çıkarlar ve pratik eylemler” açısından kesinlikle benzerlikler görülebilir. Her ikisi de kendi hedefleri doğrultusunda şiddeti ve dini şahsiyetleri hedef almayı meşrulaştırmakla suçlanmaktadır.
Belucistan’da, Mastunc bölgesindeki DAEŞ eğitim merkezlerinin Beluç bağımsızlık yanlısı örgütler tarafından hedef alınıp imha edildiğine dair raporlar, DAEŞ’in artık komşu ülkelere karşı yeni cepheler açmak amacıyla Hayber Pahtunhva’dan diğer bölgelere kaydırıldığını gösteriyor.
Pakistan ordusunun bu eylemlerinin hedeflerinden biri de, dünyaya Pakistan’ın kendisinin bir terör kurbanı olduğunu gösterme girişimi olarak tanımlanırken aynı şiddet unsurları perde arkasından Pakistan’ın stratejik çıkarları için kullanılmaktadır.

Tüm bu kanıtlar, bölgedeki barış ve istikrarın bazı menfaatler uğruna feda edildiği acı gerçeğe işaret etmektedir; bu süreçte DAEŞ gibi gruplar ile Pakistan devlet ordusu ve istihbarat kurumları aynı madalyonun iki yüzü olarak görünmektedir.
Tirah Vadisi’nden Hayber Pahtunhva’daki Orakzai’ye kadar uzanan olaylarla birlikte İslamabad’daki Şii topluluğunun ibadethanelerinden birine düzenlenen saldırı, Pakistan askeri kurumuna atfedilen bu tehlikeli ve tartışmalı vekalet oyununun farklı yönleri olarak kabul edilmektedir.

Exit mobile version