Daha önce Pakistan’ın çöküş nedenlerinden birinin siyasi istikrarsızlık olduğunu belirtmiştik. İkinci neden ise Pakistan’ı başlangıçta kendi özel hedeflerine hizmet etmesi için kuran o küresel güçlerin stratejik çıkarlarının sona ermesidir. Zira dünya, sürekli değişiyor ve imparatorluklar ile büyük güçler de değişiyor ve buna bağlı olarak hedeflerini de değiştiriyorlar.
Pakistan, Britanya İmparatorluğu tarafından gücünün zirvesindeyken kuruldu. Kuruluş amacı, büyük Hint alt kıtasının imparatorluk için bir baş ağrısına dönüşmemesi ve ayrıca İngilizlerle birçok savaş yapmış olan büyük Afganistan’ın önlerinde bir engel olarak kalmamasıydı. İşte bu nedenle Britanya, bu iki ülkeyi bölmeye girişti.
Eğer Pakistan’ın kuruluş amacı gerçekten Müslümanları zulümden kurtarmak olsaydı neden Britanya bu bölgeleri Müslüman İslam devleti Afganistan’a katmadı? Hatta Pakistan’ın kurulma planı aslında bölgede güçlü bir devletin ortaya çıkmasını engellemeyi ve Müslümanların birliğini, bir daha Hindistan’da yönetimi kontrol edemeyecekleri şekilde dağılmış parçalara bölmeyi amaçlıyordu.
Pakistan’ın kuruluşundan bugüne kadar Müslümanlar bir daha Hindistan’ı yönetemediler, hatta Hindistan içinde kalan Müslümanlar, temel haklarından mahrum bırakıldılar. Britanya İmparatorluğu sona erdiğinde, Pakistan’ın kurulduğu felsefe de onunla birlikte sona erdi ve işe yaramaz hale geldi.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, Pakistan yeni süper güç olan Amerika Birleşik Devletleri için faydalı hale geldi. Washington, onu, Sovyetler Birliği’ne karşı bir araç ve ayrıca Çin, kendi lehine Hindistan’a karşı bir müttefik olarak kullandı.
Ancak Ukrayna’daki savaşın patlak vermesiyle Amerika, Batı’da Rusya ile çatışmaya daldı ve artık Pakistan’ı kayda değer bir fayda olarak görmedi. Ayrıca Hindistan, Çin’e karşı Amerika’nın en iyi müttefik adayı haline geldi ve bu da “Pakistan devleti” projesini Batı için bir faydadan çok bir yük haline getirdi.
Çin ve Hindistan ilişkilerini güçlendirmeye başladığında Pakistan’ın yok olma tehlikesi daha da arttı. Eğer ikisi arasındaki ilişkiler düzelirse Pakistan Çin için de artık stratejik bir öneme sahip olmayacak. Ve Pakistan’daki siyasi ve ekonomik kriz şiddetlendikçe büyük güçler ondan vazgeçmeye başladı ve her zaman dış desteğe bel bağlamış olan devlet, yavaş yavaş bölünmenin eşiğine yaklaşıyor.
Şunu belirtmek gerekir ki bir ülke, Pakistan gibi siyasi ve ekonomik istikrarsızlık durumuyla karşı karşıya kaldığında, din veya coğrafi konum bazen onu bölünmekten alıkoyan sebep olabilir. Ancak Pakistan, gerçek bir ulusal birlikten yoksundur; halkı, birbirinden farklı ve çelişik etnik gruplardan ve fikirlerden oluşmaktadır. Ayrıca Pakistan halkı Müslümandır, ancak hükümet ve yasalar, İslami değildir.
Üstelik Pakistan, coğrafi açıdan gerçek bir mülkiyete sahip topraklara da sahip değildir; devletin tamamı gasp edilmiş topraklar üzerine kuruludur ve bu toprakların gerçek sahipleri bugün halen mülkiyet iddiasında bulunmaktadır. Pakistan’ı dağılmaktan kurtarabilecek tek fırsat, sadece kaçınılmaz bölünme anını geciktirebilecek olan saf ve katıksız bir İslami sistemin kurulmasıdır.
















































