Ortadoğu Savaşları ve Ak İşgal!

Yazan: Refik

Onlarca yıldır, büyük ve gelişmiş devletler, zayıf devletler üzerinde nüfuz kurarak doğal kaynaklarına ve siyasi yapılarına el koyup dış çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Günümüzde bazı güçlü ve ekonomik olarak zengin devletlerin Ortadoğu’da ve Arap topraklarının bir kısmında uyguladığı ak işgal veya ak hegemonya, genellikle savaşlar veya doğrudan askeri çatışmalar olmadan gerçekleşen bir kontrol biçimidir. Ancak, kanlı kara işgalden daha tehlikelidir; çünkü devletin politikasını, doğal kaynaklarını, inancını, yasalarını ve halkının manevi ruhunu ele geçirmeyi hedefler.

Kara işgal ise halkın inancını, toprağını ve siyasi egemenliğini işgal eder ve insanların bilincinde işgalciyi haksız ve zalim bir güç olarak konumlandırır. Oysa bugün Arap Yarımadası ülkelerinin çoğuna hakim olan ak işgal, kalkınma ve savunma sloganları altında onların yasa, ekonomi, doğal kaynaklar, siyaset ve hatta kültürel nüfuzları ve kamu hizmetleri üzerindeki yetkilerini ellerinden almıştır.
Tıpkı Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İsrail ve Çin’in Arap petrolü ve Ortadoğu’daki diğer maden kaynaklarıyla ilgilenmesi gibi güç, nüfuz ve ilerlemelerinin temellerini bu zenginliklerden ve savunma adı altında Arap ülkeleriyle bağlantılı olarak elde ettikleri paralar ve kazançlardan almışlardır. Suriye’deki iktidar ve rejim yapısında yaşanan değişim, İran’ın Suriye’de ve bazı komşu Arap ülkelerinde nüfuzunu genişletme ve sağlamlaştırma girişimlerini zayıflatan ve engelleyen faktörlerden biri olmuştur. Ardından, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’ın eski nüfuz bölgelerine doğru ortak ilerleyişi ve bu bölgeleri kontrol altına alması, İran ile İsrail arasında kanlı ve şiddetli bir çatışmanın patlak vermesine yol açmıştır.

Savaşın devam etmesinin üzerinden bir yıl geçti; şehirler yıkılıyor, insanlar vahşice öldürülüyor. Çatışmanın taraflarından hiçbiri geri adım atmaya hazır görünmüyor, gizli hedefler ise daha da belirginleşiyor. Bu hedeflerden biri de Amerika Birleşik Devletleri’nin Arap ülkelerindeki doğal kaynaklar ve petrol üzerindeki hakimiyetini ve kontrolünü terk etmesi ve bu kontrolün İran’a geçmesidir.

İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savaşın olumsuz etkileri sadece tarafların müttefikleriyle sınırlı kalmayıp, küresel ekonomiye, gıda piyasalarına ve temel emtia piyasalarına da yansımaktadır. Dünya bu yansımaları açıkça görmüş durumda; ekonomik yardımlar azalmış, ticaret ve piyasa hareketliliği bozulmuş, gıda ve temel ihtiyaç maddeleri piyasalarının yanı sıra doğal kaynaklar, özellikle petrol, istikrarsızlık ve kıtlık yaşamıştır. Afganistan’da da bölge ülkelerinden gelen kara yolları üzerinden yapılan petrol, temel mal ve ticari alışveriş nakliyatları etkilenmiş ve aksamıştır. Dolayısıyla, bu iki taraf arasındaki çatışma durumu, kendi alanlarının ötesine geçerek küresel düzeye yayılan etkiler ve zararlar doğurmuştur.

Bu savaş, diğerlerinden önce, Arap ülkelerine acımasız bir mesaj olmuş durumda: Onlarca yıl başkalarına bel bağlamak, öz güç inşasını ihmal etmek, doğal zenginlikleri ve toprakları yabancı güçlerin çıkarlarına hizmet için kullanmak, uluslararası alandaki konum ve değerlerinin neredeyse sıfıra inecek kadar gerilemesine yol açacaktır. Filistin davasına gelince, İran’ın tutumu ve Filistin’i savunmayı üstlenmesi, bu açıdan bakıldığında, savaşının bir başka olumlu yönünü temsil etmiş; ümmete bir meydan okuma, dayanışma ve kardeşlik mesajı taşımış, içinde yardım ve birlik ruhunu canlandırmıştır.

Exit mobile version