Haricilerin Mirasçıları

Bölüm 8

Yazan: İhsan

DAEŞ Örgütü “Tevhidi” Nasıl Tekfir Aracı Haline Getirdi?

DAEŞ örgütü, Müslümanlara ve gayrimüslimlere karşı işlediği geniş çaplı suçları ve şiddet eylemlerini meşrulaştırmak için sapkın bir fikri düzene dayanmaktadır; bu düzende İslam’ın mukaddes kavramları aşırı ve tahrif edilmiş yorumlara tabi tutulmuştur. DAEŞ’in şiddet ve tekfir için bahane edindiği bu kavramların en önemlilerinden biri “tevhid” kavramıdır; yani Allah Teala’nın birliği.

Bu örgüt, tevhidi kendi “hakimiyet” alanıyla sınırlandırmış, ona tek boyutlu ve aşırı bir yorum getirmiştir. Buna dayanarak, kendi düzenlerinden farklı olan her siyasi ve hukuki düzenin “tağut” olduğu ve de yöneticileri ve tabilerinin tekfir edilmesinin vacip olduğu şeklinde bir akide benimsemişlerdir.

DAEŞ’in nazarında tevhid, “hakimiyet tevhidi” ile sınırlıdır. Bu yoruma dayanarak, toplumdaki herhangi bir hakimiyet, karar alma veya işlerin yönetimi, onların sözde öznel hükümlerine dayanmadığı takdirde şirk ve küfür sayılıyor. O düzenlerin gölgesi altında yaşayan veya onları destekleyen kimseler de şirk ve küfürle nitelendiriliyor. Gerçekte DAEŞ, kendi sözde “hilafetine” tabi olmayan bütün İslami düzenleri müşrik ve mürtet düzenler olarak görmektedir.

DAEŞ örgütü, “Dabık” adlı dergisinde, ister yönetici ister yönetilen olsun, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen herkesin kafir olduğunu iddia etmiştir. Bu iddia görünüşte Kur’an-ı Kerim ayetlerinden çıkarılmış gibi görünse de DAEŞ, bu ayetlere yüzeysel ve tahrif edilmiş bir tefsir uygulamış, asırlar boyunca büyük din alimlerinin ve müçtehitlerin açıkladığı ve ayrıntılandırdığı manaları görmezden gelmiş ve hakimiyete dair, sonucu yalnızca öldürme, vahşet ve suç olan bir tasavvur ortaya koymuştur.

DAEŞ ile diğer İslami hareketler arasındaki en belirgin fark, bu tevhid yorumuna dayanan tekfir operasyonlarının daha önce görülmemiş genişliğidir. Vakıada DAEŞ, yaklaşık bir buçuk milyar Müslümanı mürted kabul etmekte. Onlara göre, dünya Müslümanlarının neredeyse tamamı, DAEŞ’in tevhid ve hakimiyet yorumunu kabul etmedikleri için İslam dairesinden çıkmış durumdadır. Onlar Şiileri tekfir edip onları Rafızi olarak nitelendirmekte, Sufileri müşrik ve kabirci saymakta, hatta kendi fikirlerini paylaşmayan Ehl-i Sünnet mensuplarını dahi tekfir etmektedir. Tekfirdeki bu kapsayıcılık, yalnızca Hariciler tarihinde değil, herhangi bir başka tekfirci grubun tarihinde dahi bir emsale sahip değil.

Bunun aksine, Ehl-i Sünnet alimleri her zaman itikadi küfür ile ameli küfür arasında ayrım yapmıştır. İmam İbn Teymiyye, Mecmuu’l-Fetava’da, kişinin bir günah işlediğinde veya şeri olmayan bir kanunu uyguladığında, o kanunun Allah’ın şeriatından daha üstün olduğuna inanmadıkça ve buna kalben iman etmedikçe İslam dairesinden çıkmayacağını açık biçimde vurgulamaktadır. Başka bir deyişle, kalbi bir inanç olmaksızın yalnızca ameli küfür, İslam’dan çıkmayı gerektirmez. Ancak Hariciler ve onların ardından DAEŞ, bu temel ayrımı görmezden gelmiş ve Müslümanları en küçük sebeplerle tekfir etmiştir.

İslam’daki hakiki tevhid; Allah sevgisi, O’na ibadet ve Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) tabi olmak dahil, kalbin, dilin ve organların akide ve amellerinin toplamıdır. Dolayısıyla tevhidi yalnızca siyasi hakimiyet meselesine indirgemek mümkün değildir. DAEŞ bu yüce ve mukaddes kavramı siyasi bir araca dönüştürdüğünde, yalnızca kendisini İslami ilimlerin derinliğinden mahrum bırakmakla kalmamış, İslam ümmetinin bünyesine de en büyük zararı vermiştir.

DAEŞ’in benimsediği, tevhidi “hakimiyete” indirgeyen ve herhangi başka bir siyasi düzeni “tağut” olarak damgalayan aşırı yorum, yalnızca Ehl-i Sünnet’in fıkıh usulü ve kelam ilkeleriyle çelişmekle kalmamakta, aynı zamanda İslam’ın imajını küresel düzeyde vahim biçimde çarpıtmaktadır.

Dikkat çeken bir husus, “Şeytanın Ordusu” adlı kitabın, DAEŞ’in yapısında eski Baas Partisi subaylarının bulunduğundan söz ederken bu açık çelişkiye işaret etmesidir. Yıllarca laik düzenlerde hizmet etmiş olan bu kimseler, bugün sırf “tağuti düzenlerde” yaşıyorlar diye başkalarını tekfir ediyor! Bu da, “hakimiyet tevhidi” kavramının, pratikte DAEŞ liderlerinin ve unsurlarının elinde sağlam bir dini kaideden ziyade siyasi bir araç olduğunu açıklığa kavuşturmaktadır.

Exit mobile version