İslamsız Hilafet! Bölüm 9

Halil

DAEŞ’in Yağma ve Gasp Üzerine Kurulu Ekonomisinin Analizi

İslami düşünce sisteminde ekonomi, sadece servet üretmenin bir aracı değildir; aynı zamanda adaleti gerçekleştirmek, insan onurunu korumak ve toplumun tüm bireyleri için onurlu bir yaşamı garanti altına almak için temel bir araçtır. Kuran-ı Kerim, mülkiyet ilkesini kabul etmiş, ancak onu mutlak ve sınırsız bırakmamış, ahlaki sorumluluk, sosyal adalet ve başkalarının haklarını gözetmekle bağlamıştır.

İslam ekonomisinde servetin belirli bir zümre elinde toplanması istenmez:
“Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (güç) olmasın.” (Haşr Suresi 7)
Yani, servetin sadece zenginler arasında dolaşan bir devlet (el değiştiren bir mal) olmaması için. İslam’da ekonominin hedefi, üretim, adil dağıtım ve sorumlu tüketim arasında dengeyi sağlamaktır. Ayrıca mal, meşru, adil ve şeffaf yollarla elde edilmelidir. Faiz, tekelcilik, gasp, hırsızlık, aldatma, sömürü ve zorlama, kesin bir şekilde haram kılınmıştır. Buna karşılık zekat, sadakalar, vakıflar ve diğer İslami mali mekanizmalar ekonominin bireysel bencillikten sosyal dayanışmaya taşınmasına katkı sağlar.

“Helal kazanç sahibi Allah’ın habibidir” şeklindeki meşhur sözde ifade edildiği gibi, şerefli bir işten rızkını kazanan kişi, Allah Teala’nın sevgisine mazhar olur. Bu da İslam ekonomisinin, zorbalık ve yağma üzerine değil, çalışma, üretim, adalet ve insan onurunu koruma üzerine kurulu olduğunu gösterir.

Ancak DAEŞ örgütünün “hilafet ekonomisi” adı altında ortaya koyduğu şey, gerçek İslam’ın özüyle açıkça çelişmektedir. DAEŞ’in ekonomisi üretime, adalete ve insanların refahına dayanmaz; aksine yağma, şiddet ve korku yaymaya dayanır. Finansmanının tüm kaynakları – İslami açıdan – haram, zalimane ve insanlık dışıdır; örneğin: insanların mallarını gasp etmek, mülklere el koymak, haraç kesmek, zorbalık uygulamak, insan ticareti yapmak, petrol ve tarihi eser kaçakçılığı yapmak, sivillere zorla vergi dayatmak gibi.

Bu zulüm ve şiddet üzerine kurulu sistemde ekonomi, topluma hizmet etmenin bir aracı değil, savaşı sürdürmenin, terörün alanını genişletmenin ve suçları artırmanın bir aleti haline gelir. Onlar parayı bölgeleri imar etmek için değil, silah satın almak, cellatlara maaş ödemek ve öldürme araçlarını güçlendirmek için kullanırlar. DAEŞ ekonomisi, yoksulluğu azaltmak yerine yoksulluk üretir; ekonomik güvenliği sağlamak yerine, mutlak bir güvensizlik durumu oluşturur. Onların kontrolü altındaki insanlar, onurlu vatandaşlar olarak değil, birer gelir kaynağı ve sömürü aracı olarak görülürler.

Fıkhi açıdan DAEŞ ekonomisi haram üzerine kuruludur; çünkü mal edinme, karşılıklı rıza ile değil zorla, mal kazanma ise meşru çalışmayla değil kan ve korku yoluyla olmaktadır. Dahası, bu kirlenmiş servet, adil bir şekilde dağıtılmamakta, ayrımcı bir şekilde paylaşılmaktadır. İslam’da, savaş zamanlarında bile insanların mallarına ve sivil mülklerine saldırılması yasaklanmışken DAEŞ, savaşı yağma ve gasp için bir mazeret haline getirmiş, böylece ekonomiyi İslam ahlakı çerçevesinden çıkarıp bir suç ekonomisine dönüştürmüştür.

Analitik açıdan bakıldığında, DAEŞ’in sağlıklı bir ekonomiye sahip olması mümkün değil; çünkü sağlıklı bir ekonominin temel ihtiyaçları güvenlik, emniyet, hukuk ve halkın katılımıdır; oysa DAEŞ, tüm bu temelleri tahrip etmektedir. Toplumlar korku ile yönetildiğinde üretim ölür, hukukun yerini silah aldığında adalet çöker, insan hayatı değerini yitirdiğinde servet bir fesat aracına dönüşür.

Sonuç olarak, DAEŞ’in elinde olan şey gerçek anlamda bir “ekonomi” değil, bir terör finansman sistemidir; ne İslamidir, ne insanidir, ne de sürdürülebilir. Zulüm üzerine kurulu her ekonomi yok olmaya mahkumdur. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz Allah, bozguncuların işini düzeltmez.”
Ve netice olarak İslam ekonomisi, insanı yoksulluktan kurtarmak için gelmiştir; oysa DAEŞ, ekonomiyi yoksulluğun alanını genişletmenin bir aracı haline getirmiş durumda. İslam, servetin ahlaki ve sosyal bir kalkınma aracı olmasını isterken DAEŞ, onu ölüm makinesinin yakıtına dönüştürmüş durumda. Bu çelişki, sadece bir görüş ayrılığı değil, “adalet ekonomisi” ile “yağma ekonomisi” arasında derin bir çatışmadır. DAEŞ, bir hilafet değil, insanların hayatlarına, mallarına ve onurlarına saldırmak için dini sömüren silahlı bir mafya şebekesidir.

Exit mobile version