İslam Toplumunda Alimlerin Nüfuzunun Gerilemesi Krizinin Nedenleri

Nakibullah Ubeyde

Allah Teala’nın şer’i ilim sahiplerine bahşettiği yüksek makam nedeniyle, İslam toplumunda büyük bir saygı görürler ve dini anlamak ve tanıtmak konusunda temel referans olarak kabul edilirler. İnsanlar onlara şeri hükümler, inanç esasları ve pratik rehberlik konularında başvurur; fetva ve yönlendirmeleri doğrultusunda dini hayatlarını düzenlerler.

Ancak bazı alimler, otorite sahiplerinin rızasını, kişisel çıkarlarını, dünyevi kazançlarını veya menfaat kaygılarını asli görevlerinden daha önde tuttuklarında toplumun onlara olan güveni giderek azalmaya başlar ve bu da sonuçta alimlerin konumu ve inandırıcılığında bir krize yol açar. Bu nedenle, bu gerçekliğe yol açan temel nedenleri tespit etmek, ıslah için pratik adımlar atabilmek açısından gereklidir. İşte bu nedenlerin en belirgin olanları:
1- İnsanların Rızasını Allah’ın Rızasına Tercih Etmek
Alimlerin temel görevi, Allah’ın rızasını gözeterek hakkı beyan etmek ve dinin mesajını tahrif etmeden veya değiştirmeden insanlara ulaştırmaktır. Ancak bazı alimler bazen kişisel çıkarlar, toplumsal baskılar veya siyasi kaygılar nedeniyle insanların rızasını, Allah’ın rızasına tercih edebilirler.

Bu davranış sadece alimlerin görevinin ruhuyla çelişmez, aynı zamanda onların konumlarına ve toplumun kendilerine olan güvenine de olumsuz yansır.
Bu manada Hadis-i Şerif vardır: “Kim insanların rızasını Allah’ın gazabıyla (gazabını gerektirecek şekilde) talep ederse Allah ondan razı olmaz ve insanlar da ondan razı olmaz.”
Bu nedenle, alimlerin din mesajını tebliğ ederken temel olarak hakta sebatı, doğruluğu ve takvayı esas almaları gerekir.
2- Toplumdan Kopmak ve Sosyal Mesafenin Açılması
Toplumdan uzaklaşmak ve sadece eğitim ortamıyla yetinmek, alimler ile halk arasındaki mesafenin açılmasının en önemli nedenlerinden biridir. İlimle meşgul olmanın önemi yadsınamaz ancak toplumun gerçeklerini, fikri sorunlarını ve sosyal zorluklarını bilmemek, alimlerin etkisini zayıflatır.

Halkla iç içe olmak, vakar veya dini sorumluluktan ödün vermek anlamına gelmez; kastedilen, alimin toplumun gerçeklerine yakın olması ve sorunlarını yakından bilmesidir. Alimler halktan uzaklaşırsa, onları nasıl ıslah edebilirler?
Abdulhadi Mücahid, “Medrese ve Mücadele” adlı kitabında şöyle yazar: “Medreselerin müfredatındaki ilmi duraklamanın yanı sıra, ne yazık ki bir tür psikolojik kopukluk da hüküm sürmektedir; öyle ki hoca ve öğrenci birlikte toplumdan mümkün olduğunca uzak durmaya, sadece öğretip öğrenmekle vakit geçirmeye, toplumun muzdarip olduğu fikri, siyasi, sosyal ve ahlaki meselelerden, ‘kitapla meşgul olma’ bahanesiyle uzaklaşmaya özen gösterirler. Bu kopukluğun sonucu olarak toplumun liderliğini başkalarının üstlenmesi ve gerçekliğe hükmetmesi noktasına gelinirken alimler kendilerini bağımlı ve mahrum bir konumda bulurlar.” (Medrese ve Mücadele, s. 193)
3- Yöneticilerin Saray Etkisine Boyun Eğmek
Alimler, hakkı beyan etmek yerine yöneticileri memnun etmeye çalıştıklarında ve onların hatalı politikalarını şeri gerekçelerle meşrulaştırdıklarında bu sadece alimlerin konumuna zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda nüfuzlarının gerilemesine ve toplumun fikri olarak sapmasına da yol açar.

Bu bağlamda, aslında iyi bir adam olan ve sarayı alimlerle dolu olan İmparator Ekber’in hikayesi anlatılır. Ancak bazıları hakkı söylemek yerine sultana yaklaşmak ve ayrıcalıklar elde etmekle meşgul olduğunda, geniş bir bölgenin yöneticisinin sapmasına neden oldular.
Sonra Allah, ihlaslı alim İmam Müceddid-i Elf-i Sani’yi (rahimehullah) gönderdi; o, bu sapkınlığı düzeltmek için büyük çaba sarf etti ve Allah onun eliyle ümmeti bu musibetten kurtardı. Eğer bu olmasaydı, Hindistan belki de Endülüs’ün kaderini paylaşabilirdi.
4- İlmi Zayıflık ve Akademik Standartların Düşmesi
Alimlerin omuzlarında büyük sorumluluklar vardır; inanç, ahlak, fıkhi hükümler, muamelat ve anlaşmazlıkların çözümü konularında toplumun sorumluluğunun büyük bir kısmını taşırlar. Bu görevi ifa etmek, geniş bir ilim, derin bir araştırma ve sağlam bir fikri donanım gerektirir.

Eğer ilim talebinden amaç sadece bir diploma almak olur ve akademik standartlar düşerse bu alimlerin konumunun gerilemesine ve ümmetin fikri olarak zayıflamasına yol açar.
Dr. Ali Sallabi, “Osmanlı Devleti” adlı kitabında, Osmanlı Devleti’nin geç dönem zayıflığının nedenlerinden birinin, ilmi icazetlerin (diploma) liyakat sahibi olmayanlara kolayca verilmesi olduğunu belirtir; öyle ki bazı öğrenciler birkaç kitap okuduktan sonra icazet alabiliyor, hatta bazı köylüler sadece yazışma yoluyla icazet alabiliyorlardı; şöyle ki bir şeyh Kahire’de oturur, Mekke’deki bir öğrenciye onu görmeden icazet verirdi.

Bu gevşeklik, Müslümanların gerçek ilim tahsilinden uzaklaşmasına neden oldu ve birçok insan ilmin kendisinden ziyade evrak ve belgeleri talep etmeye başladı. Bu nedenle, icazetlerin ilmi kriterlere göre verilmesi büyük bir değerdir; buna karşılık, liyakat sahibi olmayanlara verilmesi ilimlerin zayıflamasına yol açar, çünkü amaç sadece yazılı bir belge elde etmek olur, gerçek ilmi kazanmak değil. (Osmanlı Devleti, s. 598)

Exit mobile version