Bölüm 2
Kerim Ekremi
Emire İtaat: İslam Nizamının Birliğinin ve Bekasının Sırrı
İslam nizamının, toplumun idaresini düzenlemek, güvenliği tesis etmek, birliği korumak ve dağılmayı önlemek için umumi işlerde tek bir liderliğe ve açık bir merciye ihtiyacı vardır; zira İslam nizamı, halka şefkat gösteren, onların maslahatlarını gözeten ve şer’i hükümleri bilen bir emir ve lider olmaksızın istikrar bulamaz. Afganistan’daki ve diğer ülkelerdeki savaş ve karışıklık yılları açıkça göstermiştir ki bir toplum, birleşik ve kabul görmüş bir liderlikten mahrum kaldığında yıkıcı ihtilaflara ve tehlikeli bölünmelere düşmüştür.
Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) İslam Emirliği’nin lideri olarak birçok vesileyle bu temel ilkeyi teyit etmiştir: Emire itaat yalnızca siyasi veya idari bir talimat değil, bilakis şer’i bir farzdır. Veliyyü’l-emre itaat ilkesi Kur’an-ı Kerim’de ve Nebevi Sünnet’te açıkça zikredilir.
Allah Teala Kur’an’da şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.” [Nisa: 59].
Bu ayetteki önemli nokta şudur: Emir sahiplerine itaat, Allah Teala’ya ve Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) itaatin yanında zikredilmiştir; bu sebeple İslam nizamında emire itaat, şeriat çerçevesinde, ilahi hükümleri icra etmek ve toplumun umumi maslahatlarını gerçekleştirme gayesiyle anlaşılmalıdır.
Müminlerin Emiri Şeyh Hibetullah Ahundzade (Allah onu korusun) bu mübarek ayetten hareketle emir sahiplerine itaati her Müslümana gerekli ve lazım kılmış ve onu İslam’ın asıllarından saymıştır; zira o, emire itaatin gerçekte Allah Teala’ya ve Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat olduğu görüşündedir; çünkü Müslümanların emiri, ancak şeriatı icra etmek ve ilahi hükümleri ikame etmek için tayin edilmiştir.
Bu sebeple emirden sadır olan herhangi bir emre muhalefet, yalnızca toplumun düzeninin bozulmasına yol açmaz, bilakis bu tasavvurda ilahi emre muhalefet mesabesinde sayılır. İslam Emirliği liderleri de birçok vesileyle emire itaati vurgulamış ve onu ilahi bir vazife ve de İslami düzen ve ilahi şeriatı korumanın temel zarureti saymışlardır. Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) Kandahar şehrindeki bayram namazgahı mescidinde Mübarek Kurban Bayramı münasebetiyle yaptığı konuşmasında açık ifadelerle, emire itaatin insanların birliğine ve uzlaşmasına yol açtığını, şayet bir saat dahi emirsiz geçerse fitnenin doğacağını ve ihtilafın ortaya çıkacağını belirtmiştir.
Bu açıklamalar, onun, liderliğin yokluğunun zararlarına dair derin kavrayışını yansıtmaktadır; öyle bir haldir ki konuşmada belirtildiği üzere, insanın ne malına sahip kalabildiği ne de namusunu ve haysiyetini koruyabildiği bir durumdur. Yaklaşık bir saat süren bu konuşmada Şeyh (Allah onu korusun) defalarca birlik konusunu vurgulamış ve emire itaatin altını tekrar tekrar çizmiştir ki bu, onun nazarında bu iki kavramın istisnai önemine delalet etmektedir.
Müminlerin Emiri’nin (Allah onu korusun) bakış açısından, emir sahiplerine itaatin birçok hükmü ve maksadı bulunmaktadır; bunlar arasında düzeni korumak, İslam ümmetinin birliğini muhafaza etmek, İslam toplumunun devamını sağlamak, istibdadı ve kaosu önlemek, güvenliği ve toplumsal düzeni güçlendirmek ve adaleti ikame etmek yer alıyor.
Keza Şeyh (Allah onu korusun) bu konuşmada uyarıcı bir üslupla, kim biat etmeden ve emire itaat etmeden ölürse onun cahiliye ölümüyle ölmüş olacağını vurgulamıştır. Cahiliye ölümünden maksat, insanların Allah Teala’ya ibadet yerine kullara ve putlara taptığı o dönemin hali üzere ölmektir ve bu, bu tasavvura göre, son derece kötü ve yerilen bir ölümdür.
Bu açık ve kararlı açıklamalar, İslami düzende itaat meselesinin büyük önemini göstermekte ve emire isyanın yalnızca siyasi bir isyan olmadığını, bilakis dünyada ve ahirette ağır sonuçlar doğuran büyük bir şer’i isyan sayıldığını ortaya koymaktadır.
Keza Şeyh’in (Allah onu korusun) talimatları, insanları emirlerine şüphe veya tereddüt olmaksızın uymaya davet etmeyi içermektedir; zira bu emirler şer’i olup Kur’an’a ve Sünnet’e dayanarak sadır olmaktadır. O, Emir’in emirlerinin şahsi arzular üzerine bina edilmediğini, bilakis ilahi hükümlere göre şekillendirildiğini teyit etmiştir; bu sebeple bunlara itaat bütün Müslümanlara vaciptir.
Konuşmasının başka bir yerinde Şeyh (Allah onu korusun) tarihi tecrübelere atıfta bulunarak, insanların liderlerinin talimatlarına her isyan edişlerinde helak olduklarını ve insanlar mevcut düzene itaat etmezlerse fitnenin patlak vereceği uyarısında bulunmuştur.
Keza Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) muhterem alimlerle bir görüşmesi sırasında, insanları birliğe teşvik etmelerini, birbirlerine itaat etmelerini ve aralarında diyalog kurup istişare etmelerini talep etmiştir. O, itaatin birliğe yol açtığını ve cemaatin onunla daha güçlü hale geldiğini vurgulamıştır.
Diğer yandan İslam Emirliği lideri, alimlere ve Afganistan halkına İslam Emirliği’ne itaatlerinden ve gelecekte de buna devam etmelerinden dolayı şükranlarını ifade etti. Bu şükran, insanların İslam nizamını desteklemeye katılımına duyduğu takdiri yansıtmakta ve onun nazarında insanların itaatinin düzenin en büyük dayanağını temsil ettiğini göstermektedir. Bu sebeple Müminlerin Emiri’nin (Allah onu korusun) itaatin vücubu hakkındaki açıklamaları, onun İslam toplumu içinde birliğin ve dayanışmanın korunmasında liderliğin merkezi rolüne dair derin kavrayışını yansıtmaktadır.
O, Kur’an’a ve Sünnet’e dayanan, şer’i itaat etrafında odaklanan bir siyasi düzen tesis etmeye çalışıyor; öyle ki bütün insanlar ve yetkililer, kendileri için belirlenen salahiyetler çerçevesinde, İslami düzenin hedeflerini gerçekleştirmek için birlikte çalışsınlar. Onun bakış açısından emire itaat körü körüne bir itaat değil, bilakis düzeni korumak, şeriatı icra etmek ve de fitne ve ihtilafı önlemek gayesiyle bütün Müslümanlara farz kılınmış şer’i ve ilahi bir sorumluluktur.
Bununla birlikte dikkat edilmelidir ki Müminlerin Emiri’nin (Allah onu korusun) emire itaat vurgusu, ancak şeriatın tatbiki çerçevesinde anlaşılır ve onun görüşüne göre şeriata aykırı olan her itaat kabul edilemez. Bu tasavvur, İslam Emirliği’ni adalet üzerine kurulu ve şeriat merkezli bir düzene doğru yönlendirmektedir; öyle bir düzen ki toplumun bütün fertleri, emirin hükümleri ve ilahi emirler gölgesinde güvenlik ve refahın hüküm sürdüğü bir hayat yaşasın.
İşte bu, mücahitlerin ve de hak ve adalet taraftarlarının uzun yıllar boyunca gerçekleştirmek için çaba sarf ettiği, bu uğurda tertemiz kanlarını döktüğü o arzudur; ta ki bugün ilahi şeriatın hakim olduğu, insanların onun gölgesinde ve birleşik bir liderlik çerçevesinde izzet ve huzurun hüküm sürdüğü bir hayat yaşadığı istikrarlı bir düzene tanık olalım.

















































