Bütün devletler, insan fıtratına dayanarak başkalarına karşı barışçıl ve zararsız bir rol üstlenmeye bağlı kalmak zorundadır. Bu vasıf, komşularla muamelede şefkat ve dayanışma ruhunun geliştirilmesi yoluyla tezahür eder. Bunun yanı sıra bu devletler, özellikle de birbirine komşu olanlar, başkalarından sadır olabilecek tahripkar ve zararlı eylemlere karşı hassas ve sorumlu davranmak, komşuların veya diğer devletlerin kendilerine zarar vermesine, yahut bu tür tahripkar fiillerin yollarını kolaylaştırmaya devam etmesine izin vermemek hususunda yerleşik ilkeler uyarınca yükümlüdür.
Pakistan askeri rejimi onlarca yıl evrensel ilkeleri ve komşuluk haklarını bariz biçimde ihlal etti. Ancak bu ihlaller nasıl ve kimin eliyle gerçekleştirilmektedir? Dünya bu rejimin yapısını iyi biliyor; denildiğine göre bunlar paralı askerler ve ücretli araçlardan başka bir şey değil. Britanya ve Haçlılar, biri İsrail diğeri Pakistan olmak üzere iki devlet tesis eder etmez kuruluşlarındaki ilk hedefler şunlar oldu: İsrail’in Arapları kontrol altına almak ve doğal kaynaklara ulaşmak için kullanılması, Pakistan’ın ise Rusya’nın Asya’daki nüfuzunu engellemek için kullanılması. Bugün ise bu hedefler değişmiş durumda; zira iki devlet Haçlı ve Siyonist komploların merkezlerine dönüşmüş ve Batı’nın zulüm ve yıldırma üssü olarak kalmışlardır; burada Afganlar ve Filistinliler onların maksatlarını gerçekleştirmek için kurban edilmektedir. Benim meseleye dair görüşüm, bu rejimin Afganistan’da ve bölgede işlediği insanlık kanunlarına aykırı o uygulamalardır; peki bu operasyonlar kimin lehine ve kimin için icra edilmektedir? Bence cevap Amerika Birleşik Devletleri ve Batı’da yatıyor.
Bugün Pakistan, uluslararası örgütler çerçevesinde büyük güçlerin onayladığı insani kanunlara ve yükümlülüklere karşı alenen çalışmaktadır. Batı’nın ve Yahudilerin menfaatleri peşinde, onların projelerini uygulamanın bir aracı olarak faaliyet göstererek askeri, savunma ve bölgesel işbirliği anlaşmalarını halen ihlal ediyor ve bunları hiçe sayıyor. Peki bu fiilleri ve suçları kim hesaba çekecek, kim bunları kabahat ve suç sayacak? Ve bunlarla nasıl mücadele edilecektir?
Hayber Pahtunhva’daki uzun süreli istikrarsızlık hali, beşeri fedakarlıklar istismar edilerek fitne çıkarılma girişimleri bulunduğuna işaret ediyor. Pakistan askeri rejimi, bekası ve otoritesini korumak için her yola başvurmakta ve bazen komşularını ve bölge devletlerini belirsiz ve kanlı savaşların ortasında feda etmekte, bu davranışları tekrar tekrar sürdürmektedir.
Son yıllarda DAEŞ ve diğer tahripkar gruplar adı altında paralı milisler ve hatta farkında olmayan kimseler kullanılmış, onlar Pakistan’da, Afganistan’da ve bütün bölgede istikrarsızlık yaymanın araçlarına dönüştürülmüştür. Raporlar, Pakistan topraklarında DAEŞ ve diğer tahripkar gruplara ait gizli merkezler ve sığınaklar bulunduğunu, bunların birçoğunun Hayber Pahtunhva ve Belucistan’da keşfedildiğini, oradan Afganistan, Türkiye ve Rusya’yı hedef alan tahripkar ve istihbarat operasyonlarının yönetildiğini bildiriyor. Niceleri, hedeflerine ulaşmadan tutuklanmış ve itirafları Pakistan askeri rejimi ile DAEŞ örgütü arasında bir bağlantı bulunduğunu göstermiştir.
Hayber Pahtunhva’daki mevcut güvenlik durumu, DAEŞ örgütü ve diğer tahripkar gruplar kisvesi altında yalnızca iç intikam operasyonları icra etmek veya kilit şahsiyetlere suikast düzenlemek için değil, bilakis komşu devletlerde ve bölgede benzer tahripkar saldırılar düzenlemek için de merkezler kurulduğunu ve fertlerin eğitildiğini gösteriyor.
Bir rejim ikna, diyalog ve hakikate başvurmakta aciz kaldığında ve bunun yerine yıldırma ve zulüm politikasına başvurduğunda, bu durum onun politikalarının ve yönetiminin en yüce gayesinin yalnızca rejimin otoritesini ve bekasını korumak olduğunu teyit eder.
Biraz dikkatle düşündüğümüzde, bence Pakistan yalnızca bağımsız bir devlet değil, bilakis Batı ve Siyonist planlarını uygulamanın üssüne ve onlara darbe indirmenin kalesine dönüşmüş durumda. Zira o, kendisini dünyaya terör, yıldırma ve tahribattan mustarip bir devlet olarak sunarken aynı fiillerin bu devletin ordusu aracılığıyla icra edildiğini görüyoruz. DAEŞ örgütü bu topraktan çıkmakta ve bu rejime yönelik, komşularına karşı zararlı grupları benimseme ve destekleme ithamları yöneltilmektedir. Bu, hayret uyandıran bir durum değil midir?
















































