Bölüm 6
Yazan: İhsan
DAEŞ Örgütü Nasıl Haricilerden Daha Aşırı Oldu?
“Haricilerin kötü mirasçıları” tanımlaması, günümüzde alimler, araştırmacılar, analistler ve hatta DAEŞ örgütüyle rekabet eden cihat grupları tarafından bu örgütü tanımlamak için kullanılan en yaygın ifadelerden biridir. Bu sadece gelip geçici bir unvan değil, derin bir tarihsel ve fikri gerçeğin ifadesidir. DAEŞ kendini “İslam hilafetinin” yenileyicisi ve “saf İslam’ın” ihya edicisi olarak sunsa da gerçekte Haricilerin sapkın düşüncesini, modern araçlar ve yeni biçimlerle yeniden canlandırmıştır.
Bu örgüt “kötü mirasçı” olarak tanımlanmıştır çünkü Haricilerin sapkın yolunu takip etmekle yetinmemiş, birçok açıdan onları geride bırakmış ve onlardan daha ileri gitmiştir. Daha önce belirtildiği gibi Hariciler İslam tarihinde Müslümanları tekfir etmeye ve kanlarını helal saymaya yönelen ilk fırkaydı. DAEŞ aynı yolu izlemiş, ancak daha geniş ve daha tehlikeli bir ölçekte uygulamıştır.
Hariciler kendi zamanlarında sadece Ali b. Ebi Talib (radiyallahu anhu) ve taraftarlarını tekfir ederken DAEŞ, Şiileri tekfir etmekle kalmamış, kendi düşüncesine muhalif çok sayıda Sünniyi de tekfir etmiştir. Sufileri müşrik sayarak başlarını kesmiş, Müslüman Kardeşler’i mürted ilan edip öldürmüş, aydınları kafir sayarak birçoğunu katletmiş, hatta diğer cihat gruplarını İslam dairesinden çıkarmıştır.
Küresel cihat hareketinin önde gelen teorisyenlerinden Ebu Muhammed el-Makdisi, Bağdadi’nin hilafeti ve DAEŞ örgütü hakkında şöyle demiştir: “Vallahi hayatımda DAEŞ gibi hırsız, eşkıya, hain ve aldatıcı görmedim.” Ayrıca şunu da eklemiştir: “Onlar Haricilerden daha kötüdür.” Cihat akımının en ünlü teorisyenlerinden birinden gelen bu açıklamalar, DAEŞ’in -diğer cihat gruplarının gözünde bile- en aşırı ve en sapkın grup haline geldiğinin açık bir kanıtıdır.
DAEŞ ile ilk Hariciler arasındaki temel fark, düşünce ve temellerde değil, araç ve yöntemlerdedir. Hariciler kılıç ve hatiplikle savaşırken, DAEŞ aynı sapkın düşünceyi makineli tüfekler, toplar, uydular, internet ve sinematik kalitede yüksek çözünürlüklü videolar kullanarak yaymaktadır.
DAEŞ’in tehlikesinin bir diğer boyutu da şiddet uygulama biçimi ve devlet kurma iddiasıdır. Örgüt, korku yayma stratejisini benimsemiş, masum ve silahsız insanları öldürmeyi organize ve sistematik bir sürece dönüştürmüştür.
Toplu kafa kesme infazları gerçekleştirmiş, esirleri canlı yakmış, akıl hastanelerindeki hastaları yakmış, insanları demir kafeslerin içinde boğmuş, ardından bu cinayetleri kaydedip sinematik kalitede yayınlamıştır; ilk Haricilerin tarihinde benzeri bilinmeyen uygulamalardır.
Hariciler hiçbir zaman -modern anlamda- bir “devlet” kurduklarını iddia etmemişlerdir. Oysa DAEŞ, “hilafet” sloganı altında kendisini tüm İslam dünyasının meşru yöneticisi ilan etmiş, toprağı, başkenti, idari yapısı ve resmi medyası olan sözde bir “devlet” kurmuştur. Bu geçiş, isyancı bir hareketten devlet kurma iddiasına evrilmesi, çağdaş Haricilerin en belirgin özelliklerinden biridir.
Dikkat çekicidir ki kendisi de bir cihat grubu olan El-Kaide, DAEŞ ile tüm örgütsel bağlarını koparmış ve onu “azgın” ve “cihadın doğru yolundan sapan” bir örgüt olarak tanımlamıştır. Ayrıca El-Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri, DAEŞ’i eşi benzeri görülmemiş aşırılığı ve tekfiri genişletmesi nedeniyle kınamıştır. Bu tutum, DAEŞ’in öyle bir sapkınlık seviyesine ulaştığını göstermektedir ki diğer cihat grupları bile onunla işbirliği veya ittifak yapmayı reddetmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, Afganistan İslam Emirliği bu “kötü mirasçılarla” mücadelede ön saflarda yer almış ve DAEŞ’in İslam’a getirdiği şeyin sadece yıkım, kan dökme ve İslam’ın imajını çarpıtma olduğunu pratikte kanıtlamıştır.
Sonuç olarak, DAEŞ’i Haricilerin “kötü mirasçısı” yapan şey, onları geride bırakmasıdır. Tekfir çemberini sınırlı bir gruptan İslam ümmetinin geniş bir kesimine yayacak kadar genişletmiş, savaş araçlarını kılıçtan modern teknolojiye dönüştürmüş, şiddeti geleneksel savaştan medya boyutuna sahip sistematik vahşete yükseltmiş ve sadece isyandan küresel bir devlet ve hilafet kurma iddiasına geçmiştir. Bu kapsamlı aşırılık ve fikri sapkınlık, DAEŞ’i tarih boyunca Harici düşüncesinin en tehlikeli ve en şiddetli yeniden canlanış biçimi haline getirmiştir.
