Yazan: Ekber Cemal
İslam düşmanları bugün, bilinçli ya da bilinçsiz olarak propaganda yaymak için her türlü açık ve endişe verici taktiği kullanıyor. İslam’ın takipçileri garip ve çeşitli isimlerle etiketleniyor; hakaretlere, aşağılayıcı unvanlara ve alaylara maruz kalıyor.
Şüphesiz, müminlerin Aziz ve Celil Allah’a imanları olmasaydı bu insanlar çoktan yok edilmiş olurdu.
Müminlerin talihi odur ki Allah’ın birliğine sımsıkı sarılırlar, O’nun ilahi desteğine güvenirler ve Muhammed Nebi’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şefaatine kesin olarak inanırlar. Bugüne kadar sebatkar ve dayanıklı kalmalarının sebebi tam olarak budur.
IEA’lı bir Mücahid ile yaptığım bir sohbet sırasında bakış açısını paylaştı. İslam tarihi boyunca Müslümanların, manevi olarak sebatkar ve imanlarında sağlam oldukları kadar maddi olarak da güçlü ve kudretli olmalarının nadir bir durum olduğunu belirtti. Aslında Müslümanlar çoğu zaman maddi olarak zayıf kalmışlardır. Ancak, bu maddi zayıflığın bile Allah’tan bir rahmet olduğunu vurguladı.
İnsan doğası öyledir ki insan hastalandığında Allah’a daha çok yönelir ve sağlıklı ve güçlü olduğu zamanlardan daha fazla O’na yakın hisseder. Aynı şekilde, maddi kaynaklardaki bu görünür eksiklik de Allah’tan bir rahmet olarak kabul edilir.
Allah’ın, itaatkar kullarına ve İslam’ın sadık takipçilerine çeşitli yollarla refah sağladığı anlaşılabilir.
Ancak, Müslümanların maddi kaynaklarının etki bakımından gerçekten zayıf olup olmadığını da düşünmeliyiz. Cevap hayır (olacak)tır. Bu kaynaklar sayıca az veya boyutça sınırlı olsa bile etkileri muazzam olabilir; tıpkı Allah’ın Mekke’deki güçlü filleri yok etmesi için Ebabil kuşlarıyla birlikte gönderdiği küçük taşlar gibi.
Müminler ne zaman İslam’ı savunmak veya düşmanlarının propagandasına karşı konuşmak için söz alsalar hasımlarının beklenenden çok daha fazla sıkıntı yaşamasının nedeni tam olarak budur. Tıpkı Ebrehe’nin küçük taşlar isabet ettiğinde çığlık atıp ağlaması gibi; Ebabil kuşlarının hikayesi güç açısından dikkat çekici olduğu kadar manevi direncin de bir sembolüdür.
Ebabil olayını tam olarak anlamak için basit görünen ama derin bir entelektüel anlam taşıyan bir soru sormalıyız: Tek bir savaş fili oluşturmak için kaç tane Ebabil kuşu gerekir?
Bu sorunun iki yönü vardır: birincisi bilimsel, ikincisi ideolojiktir.
Tamamen bilimsel bir bakış açısıyla sadece ağırlığı ele alırsak, tek bir Ebabil kuşunun ortalama ağırlığı yaklaşık 20 gramdır. Buna karşılık, bir savaş fili dört ila beş bin kilogram arasında olabilir.
İkisi arasındaki fark şaşırtıcı derecede büyüktür. Sadece ağırlıkla ölçülseydi, tek bir savaş filinin yaklaşık 5.000 kilogramlık ağırlığına eşit olması için kabaca 225.000 Ebabil kuşunun bir araya gelmesi gerekirdi. Bu sadece sayısal bir karşılaştırmadır, herhangi bir biyolojik veya askeri argüman oluşturmak için değil, sadece fiziksel eşitsizliği göstermek amaçlanmıştır.
Oysa asıl mesele ağırlık değil, anlam ve bakış açısıdır. Bir Ebabil’in fiziksel olarak bir file üstün gelip gelemeyeceği sorusunu bir kenara bırakarak kuşlar ile filler arasındaki bu karşılaşmada gücün nasıl tanımlandığını incelemeliyiz.
Kuran-ı Kerim’in Fil Suresi’nde anlattığı gibi güç sadece fiziksel büyüklük meselesi değildir. Gerçek güç, otorite ve emirdedir.
Kabe’nin etrafında hiçbir ordu, hiçbir silah, hiçbir fiziksel güç ve hiçbir askeri eğitim yoktu. Sadece Allah’ın Evi, İslam’ın bir şiarı duruyordu ve bu statünün kendisi onun gerçek gücü olarak görülüyordu. Aynı şekilde, Ebabil’in ne organize bir ordusu, ne toz fırtınası, kurşun veya füze stoğu vardı. Savaşa uygun hiçbir fiziksel güçleri yoktu, herhangi bir askeri eğitim de almamışlardı. Ebabil, yalnızca Kabe’nin korunması için gönderilmişti. Sadece Allah’ın emrini taşıyorlardı ve asıl güçleri de bu emirdi.
Öte yandan, bilimsel ilkeler, yaklaşık 20 gram ağırlığındaki bir Ebabil’in gagasında yalnızca bir ila iki gram taşıyabileceğini ve bunun bile uçuşunu engellemeyecek kadar hafif olması gerektiğini gösterir. İki veya üç gram daha fazla taşırsa uçma kabiliyeti etkilenebilir. Bir veya iki gram son derece küçük bir ağırlıktır. Böyle bir taş ne geleneksel bir silahtır ne de yıkıcı bir patlayıcıdır. Sadece küçücük bir çakıl taşı, sıradan bir parçacıktır.
Ancak bu küçük parçacık, ilahi emir ve Allah’ın iradesiyle hareket ettiğinde maddi sınırlarını aşar ve gücün kuvvetli bir sembolü haline gelir. İşte tam bu noktada güç kavramı dönüşür.
Görünüşte, dünyanın mantığı, güce sahip olanın galip geldiğini, silahı elinde bulunduranın hükmettiğini ve bir orduyu komuta edenin zafere ulaştığını söyler. Oysa Fil olayı farklı bir mantık sunar. Burada, saf büyüklük anlamını yitirir, filin devasa cüssesi önemsizleşir ve asker sayısı artık sonucu belirlemez. Temel soru tek bir gerçeğe indirgenir: Allah neyi diler? Kimi yükseltir, kimi alçaltır? O’nun hükmüne göre, zafer kazanmaya mukadder olan kimdir ve yenilgiye mahkum olan kimdir?
Bu nedenle, bu olayda Ebabil sadece kuş olarak kalmaz; bir mesaja dönüşür. Hak ile beraber durulduğunda, zayıfın bile güçlü olabileceğini gösteren bir sembole dönüşür. İşte bu yüzden soru biyoloji veya doğa bilimleriyle sınırlı kalmaz; düşünce, inanç ve iman alanlarına kadar uzanır. Sayının 225.000 Ebabil ya da yüz binlerce daha fazla olması, nihayetinde önemsizdir. Temel gerçek şudur ki Allah dilediğinde, yarattıklarının en küçüğüne bile tarihin akışını değiştirmede belirleyici bir rol verebilir.
Özünde, bu hikaye sadece Ebabil ile fil hakkında değildir; iman ile maddi gücün anlamı hakkındadır. Bize gücün sadece maddi ölçütlerle değerlendirilmemesi gerektiğini öğretir. Gerçek güç, görünmeyen ancak var olan, gözlemleyen, karar veren ve tarihin akışını değiştiren güçtür.
Bu nedenle iman ehli, düşmanın silahlarından veya propagandasından yılmamalıdır. Savaş alanında bir müminin sıktığı tek bir kurşun ve medyada hakikatle söylenen tek bir kelime, binlerce düşman askerinden veya sayısız sayfa retorikten daha ağır basabilir. Tıpkı 20 gramlık bir Ebabil’in taşıdığı iki gramlık taşın, 5.000 kilogramlık bir file ve onun sırtındaki adama karşı yeterli gelmesi gibi.
Bu nedenle, ne zaman samimi bir Mücahid veya iman hizmetkarı, düşmanın askeri ve medya saldırılarına karşı savunma yapsa veya bunlara karşı harekete geçse düşmanın gücü ve propagandası parçalanmaya ve aşınmaya başlar; tıpkı Ebrehe’nin bedeninin nihayetinde parçalanıp yok olması gibi.















































