Bölüm 7
Dr. Hammam Sultani
Matüridi Akidesinin Kabirlere Nispet Edilmesi Meselesi
Matüridiliğe yönelik bazı eleştirmenler, Birelvi ekolünün bazı çevrelerinde mevcut olan kabirlerle ilgili ihtilaflı akideleri ve uygulamaları, bütün Matüridiliğe nispet etmeye çalışmaktadır.
Böylesi bir istidlal, ilmi emanetin ve insafın gerekleriyle çelişmektedir; zira bir fikri ekolün bazı tabilerinin belirli fikirlerini veya merasimlerini bütün Matüridiler nezdinde ittifak edilmiş akide saymak mümkün değildir.
Sırf Matüridiliğe nispetleri sebebiyle Matüridilerin ve Taliban’ın kabirlerle ilgili belirli inançlara tabi oldukları söylemi, sahih bir söz değildir. Zira Selefi ekolün tamamını, kendilerini Selefiliğe nispet eden bazı zalim yöneticilerin veya onların dalkavuk alimlerinin fikirlerinden ve fiillerinden sorumlu tutmak mümkün olmadığı gibi, Birelvi ekolünün bazı çevrelerinin bazı inançlarını da bütün Matüridiliğe nispet etmek mümkün değildir.
Adalet ve insafın gereği, her fikri ekolün inançlarını onun muteber ilmi kaynakları ve güvenilir alimlerinin beyanları ışığında anlamaktır; ona mensup bazı fertlerin fikirlerine ve fiillerine dayanarak ekolün tamamı hakkında hüküm vermek değil.
Matüridi Akidesi Tekfir Üzerine mi Kuruludur?
Matüridi akidesinin tekfir üzerine kurulu olduğu yönündeki genel iddia, gerekli şer’i delillerden yoksun bir iddiadır; zira Matüridi alimleri, İslam’ın temel rükünlerine iman ederler: Allah Teala’nın birliği, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderilmesi ve nübüvvetin hatemi oluşu, Kur’an-ı Kerim’in hakikati ve ahiret gününe iman.
İslam şeriatında tekfir, Müslümanın dini durumu hakkında hüküm vermekle ilgili olması sebebiyle son derece hassas bir hükümdür. Bu sebeple şeriat, Müslümanları tekfir etmede geniş davranmayı öğütlemiş ve açık bir şer’i delil olmaksızın bir kimse hakkında küfür hükmü vermekten de şiddetle sakındırmıştır.
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim kardeşine ‘ey kafir’ derse bu söz ikisinden birine döner.” (Buhari rivayet etmiştir).
Keza Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Size selam verene, sen mümin değilsin demeyin.” (Nisa, 94).
Bu şer’i hidayete dayanarak hiçbir Müslüman veya Müslüman grup, sırf mezhebi aidiyet, kelami ihtilaf veya hasımların iddiaları sebebiyle tekfir edilemez.
Belirli bir şahsın tekfiri, öncelikle onun sözünün veya fiilinin şer’i açıdan hükmünün tahkikini ve derinlemesine incelenmesini, ardından tekfir şartlarının gerçekleştiğinin ve manilerinin ortadan kalktığının gözetilmesini gerektirir. Cehalet, kabul edilebilir bir tevil, ikrah ve -meselenin mahiyetine göre- diğer şer’i mazeretler bu incelemede merkezi bir rol oynar ve bunlar ilim ve tahkik ehline ait bir sorumluluktur.
Şunu da belirtmek gerekir ki belirli bir söz veya akide hakkında küfür hükmü vermek, yahut onu bidat olarak nitelendirmek, yahut da onu belirli bir şahsa uygulamak, birbirinden ayrı şer’i meselelerdir. Bu sebeple Matüridi alimlerini veya mezheplerinin tabilerini sırf kelami ihtilaflar veya mezhebi aidiyetler sebebiyle tekfir etmenin hiçbir şer’i gerekçesi yoktur.
Afganistan İslam Emirliği ve Taliban’ı Tekfir İddiaları ve Bunların Şer’i Tahlili
(DAEŞ gibi) Harici gruplar ve diğer bazı tekfirci oluşumlar, Afganistan İslam Emirliği ve Taliban’ı tekfir ederken onların Diyobendi mezhebine veya Matüridi akidesine nispetlerini gerekçe edinmektedir; oysa bu ilmi ve itikadi nispetler tekfir hükmünü vermek için yeterli şer’i deliller değildir.
Bu bağlamda şu hakikate işaret etmek gerekir ki Afgan halkının geneli ve Taliban hareketi fertlerinin çoğu, bu karmaşık kelami ve itikadi meselelerin ince ayrıntılarını bilmiyor ve bunlara özel bir ilgi göstermiyor; zira onlar genellikle alimlerinin ve meşayihlerinin ilmi ve itikadi yöntemine tabi oluyor, bu ince meselelerin ayrıntılarına dalmıyorlar.
Bununla birlikte Taliban’ın bazı hasımları bu kelami ihtilafları aşırı biçimde tahrik etmekte ve onları tekfir suretiyle tefrikayı tahrik etmenin bir aracı olarak kullanıyor. Taliban’ın itikadi menhecini gözlemlemek de önemli; zira onlar, Şeyhülislam İbn Teymiyye, İmam İbn Kayyim (Allah ikisine de rahmet etsin) veya ümmetin diğer büyük alimleri gibi selef imamlarına hakaret etmiyor, bilakis bu ilim ehlinin sözleri ve ilmi yönlendirmeleri, Taliban’ın resmi yayınlarında ve ilmi referanslarında daha önce nakledilmiş ve bugün de nakledilmeye devam etmektedir.
Taliban’ın Selefi Mezhebe Tutumu ve Gruplar Arası İlişkiler
Taliban’ın tutumu şudur: Sırf Selefi akideyi benimsemek ceza veya müeyyide sebebi sayılamaz ve Taliban, sırf mezhebi veya itikadi ihtilaf sebebiyle Selefilerin akidesine, ekollerine ve mescitlerine müdahale etmez. Bununla birlikte, bazı taraflar Taliban’ı tekfir ettiğinde veya onlara karşı tahrikte bulunduğunda Taliban, bu hareketlere karşı kararlı bir tutum takınır. Buna göre, Taliban’ın sırf akideleri sebebiyle Selefilere zulüm uyguladığı ve haksız yere öldürdüğü yönündeki genel iddialar, muteber delillerden yoksun iddialardır.
Şunu da belirtmek gerekir ki Afganistan’daki Selefiler, Afganistan İslam Emirliği’nin iktidara dönüşünün ardından ona biat etmiştir; bu da işbirliği ve birlik ruhunu yansıtmaktadır. Bu işbirliği ve karşılıklı güven, fıkhi ihtilafların Müslümanları ortak İslami değerler ve karşılıklı saygı temelinde yapıcı ilişkiler kurmaktan alıkoymadığını ispatlıyor.
Mevcut Gerçeklik ve Afganistan İslam Emirliği’nin Rolü
(DAEŞ gibi) Harici gruplar, Emirlik ve Taliban’ı tekfir ederken Diyobendi veya Matüridi nispetine dayanmaktadır ki bu dayanak şer’an sahih değildir. Bununla birlikte Taliban ile Afganistan’daki Selefi gruplar arasındaki ilişki, işbirliği çerçevesinde nitelendirilmektedir; zira Selefi gruplar, Emirliğe bağlılıklarını göstermiş ve bu da tefrika çağrılarını çürütmüştür.
Hükümde Adalet: İslam Tarihinden Örnekler
Yöneticilerin ve nizamların değerlendirilmesi, yalnızca kelami aidiyetleriyle sınırlı olmamalı, bilakis onların adaletine ve dine hizmetlerine bakılmalıdır. Burada büyük tarihi örnekler öne çıkmaktadır; mesela Eş’ari/Matüridi olmasına rağmen Kudüs’ü fetheden ve adalet esaslarını tesis eden Sultan Selahaddin Eyyubi, dünya tarafından halen övgüyle anılır. Keza Hanefi ve Matüridi mezhebine nispet edilen ve İslam’a büyük hizmetler sunan Sultan Muhammed Fatih de böyledir.
Bu örnekler, itibarın, kelami mezhebi ne olursa olsun yöneticinin Allah’ın şeriatına bağlılığına ve Müslümanların kanını ve malını korumasına bağlı olduğunu teyit eder. Zira Allah’ın şeriatını uygulayan ve İslam’ın değerlilerini (yani Müslümanları) koruyan bir Müslüman, ister Eş’ari ister Matüridi olsun, şeriat hükümlerinde tahrifat yapan, zalimlere göz yuman veya ümmetin düşmanlarını güçlendirmeye çalışan bir “Selefi”den daha hayırlı ve daha evladır.
Sonuç
Özetle söylenecek olursa: Matüridilik, İslam tarihinde muteber bir kelami mekteptir ve alimleri şeriat ilimlerine büyük hizmetlerde bulunmuştur. Mezhepler arasındaki ilmi ihtilaflar tartışma ve inceleme konusudur; ancak bunlar tekfire gerekçe olmaya veya fitne tahrik etmeye elverişli değildir. Ümmetin maslahatı, tekfiri terk etmeyi ve mezhebi kinlerden ve mesnetsiz iddialardan uzak durarak saf birliği ve de iyilik ve takva üzerine işbirliğine odaklanmayı gerektirmektedir.

















































