Bölüm 5
Dr. Hammam Sultani
DAEŞ Haricileri, gulat ve Medhalilet, İslam Emirliği’ni ve Taliban hareketini tekfir ederken, akidelerinin Diyobendi ve Matüridi olduğu gerekçesine dayanmaktadır. Bu tekfirci gruplar, bu akidenin küfür üzerine kurulu olduğunu iddia ediyor. Ne yazık ki bazı fertler -özellikle Arap dünyasında- bu tekfirci grupların medya yoluyla yanıltıcı bilgilendirmesinin etkisi altına giriyor; ki bu da bu ithamların hakikatini ve de ilmi ve tarihi arka planını bilmemelerinin neticesidir. Bu bağlamda, bu ithamın asli hakikatine, ilmi ve tarihi arka planına ışık tutmak ve etrafında yayılan yanlış anlayışları ve yaygın şüpheleri gidermek için bazı asli hakikatlerin tespit edilmesi zaruri hale gelmektedir.
Diyobendilik: Tarihi Arka Plan, İlmi Yöntem ve de Dini ve Islahi Hizmetler
Diyobendilik aslında ne sonradan ihdas edilmiş bir akide ne de müstakil bir mezheptir; bilakis o, dini ilimlerin öğretilmesi ve tedrisi, akidenin ve amellerin ıslahı, ilmi, ahlaki ve ruhi terbiye için kapsayıcı bir yöntemdir ki Hint alt kıtasının ve Afganistan’ın alim ve meşayihinden büyük bir topluluk ona mensuptur. Diyobendilik, Hindistan’daki tarihi “Diyobend” şehrine nispet edilmektedir; zira orada Miladi 1866 yılında (Hicri kameri 1283 yılı Muharrem’inin 15’ine denk gelir) “Daru’l-Ulum Diyobend” adıyla büyük ve meşhur bir dini ilimler medresesi kurulmuştur. Bu medrese sonradan alt kıtada etkili bir ilmi, ıslahi ve cihadi hareketin merkezine dönüştü.
Tarihi Arka Plan ve Daru’l-Ulum Diyobend’in Kuruluşu
Şunu göz önünde bulundurmak gerekir ki Daru’l-Ulum Diyobend’in ilim ve terbiye yöntemi sonradan ihdas edilmiş bir yöntem değildir; bilakis temelleri İslam tarihinin köklü ilmi geleneklerine ve rivayetlerine dayanmaktadır. Özellikle Hint alt kıtasında, muhaddis İmam Şah Veliyyullah ed-Dihlevi (Allah ona rahmet etsin) ve de ilmi ve fikri varisleri, Kitap ve Sünnet’e dönüş, tevhide davet, dini ilimlerin ihyası, akide ve amellerin ıslahı, toplumda yaygın olan şirke dayalı itikadlarla ve bidatlerle yüzleşme ve bunları reddetme alanlarında büyük hizmetler sunmuştur. Diyobend’in büyükleri bu ilmi ve ıslahi mirası sürdürmüş ve onu organize bir eğitim, terbiye ve ıslah hareketi kalıbına dökmüştür.
Hint alt kıtası üzerindeki Britanya sömürgeciliğinin hakimiyeti, Miladi 1857 savaşının Müslümanların siyasi ve askeri gücüne verdiği ağır zararlar ve de onların dini ve kültürel kimliklerini tehdit eden tehlikeler sebebiyle Diyobend’in büyükleri, bir yandan Müslümanların dinini ve imanını, İslam medeniyetini, ilmi mirasını ve dini kimliğini koruyacak, diğer yandan sömürge yönetimiyle mücadele ehliyetine sahip, yetkin ve muktedir ilmi ve fikri liderlikler yetiştirecek ve ümmette dini uyanış ve istiklal ruhunun ateşini canlı tutacak bir ilmi merkezin kurulması zaruretini görmüştür.
Daru’l-Ulum Diyobend’in temel taşı bu gayeyi gerçekleştirmek için konulmuştur. Bu ilmi merkez zamanla yalnızca bir eğitim kurumu olmakla kalmamış, bilakis geniş kapsamlı ilmi, dini, fikri ve cihadi bir hareketin etkili merkezine dönüşmüştür. Bu köklü dini medresenin terbiye ocaklarından alimler, muhaddisler, fakihler, ıslahçılar ve mücahitler yetişmiş; bunlar Hint alt kıtasında ve Afganistan’da ilmi ve dini sahalarda derin izler bırakmış ve Britanya sömürgeciliğine karşı ilmi, fikri, siyasi ve pratik mücadelede belirgin ve merkezi bir rol oynamıştır.
Daru’l-Ulum Diyobend’in İlmim ve Terbiye Yöntemi
Daru’l-Ulum Diyobend’in eğitim sistemi yalnızca kitap tedrisi ve ilmi bilgi aktarımıyla sınırlı olmayıp, ilim ile ameli, eğitim ile terbiyeyi, ıslah ile tezkiyeyi birbirine bağlayan kapsayıcı ve dahi düzenli bir sistemdir. Bu yöntemde hocanın rolü yalnızca muallim sıfatıyla sınırlı kalmayıp, mürebbi, yönlendirici ve de şahsiyet ve davranış inşa edici vazifesini de kapsar. Talebeler dini ilimleri hocalarının doğrudan gözetimi altında alır; onların ilim ve terbiye refakatinden istifade ederek manaların maksatlarını, gayelerini ve ameli gerekliliklerini kitapların lafızları ve ibareleriyle birlikte fıkhederler. Buna dayanarak talebeler -kitaplardan ilim tahsilinin yanı sıra- hocalara mülazemet ve onların yönlendirmeleri yoluyla ilmi olgunluk, fikri gelişme ve ameli terbiye kazanır.
Bu yöntemin belirgin özelliklerinden biri, ilim ile amel, yahut eğitim ile terbiye arasında ayrım yapılmamasıdır. Zira burada mesele yalnızca talebelerin ilmi araştırmalarda maharet kazanması ve dini meseleleri kuşatması değil; bilakis onların iç dünyalarının ıslahına, ahlaklarının düzeltilmesine, davranışlarının temizliğine, zahiri ve batıni amellerinin ıslahına özel bir özen gösterilir. İbadetlere bağlılık, zikirleri devam ettirmek, takva ve vera, nefsi tezkiye etmek, dini eğitim ve terbiyenin esaslı parçaları sayılır; ta ki bu ilmi merkezden mezun olan ilim talebesi yalnızca dini ilimleri bilen ve taşıyan biri olmasın, bilakis hayatında ve davranışında ilminin ameli bir numunesi olsun.
Nefsi Tezkiye, Tasavvuf ve Diyobend Büyüklerinin Yöntemi
Bazı gulat ve tekfirciler, Daru’l-Ulum Diyobend’in bu ruhi ve ıslahi yönünü, bu medresenin alimlerini ve ona mensup olanları “kabirci sufiler” şeklinde olumsuz bir surette göstermek için bahane edinmekte ve onlarla gulüv ve bidatlere batmış tasavvufi tarikatları eşitlemektedir. Oysa Diyobend büyükleri nezdinde batının ıslahı ve nefsin tezkiyesi, gerçekte Kitap ve Sünnet’in yönlendirmelerine uygun olmalı ve İslam şeriatının zabıtalarına tabi bulunmalıdır.
Onların yönteminde ruhi terbiyenin gayesi, insanı şeriata bağlı, ahlakını ve davranışını ıslah etmiş, batınını yerilen sıfatlardan temizlemiş ve onu Allah Teala’ya itaat ve ibadete yönlendirmiş kılmaktır; bu terbiyenin kabirlerle ilgili gayri şer’i akideleri, gulüv tasavvurlarını veya dinde aslı olmayan sünnet ve adetleri yaymanın aracı haline gelmesi değil.
Buna dayanarak, Diyobend büyüklerinin ıslaha dayalı terbiye yöntemi ile gulüv ve şeriata aykırı adetler sebebiyle tenkit edilen tasavvufi tarikatların akidelerini ve uygulamalarını eşitlemek, gerçekte bu ilmi medresenin ilmi ve fikri mahiyetini görmezden gelmek demektir. Zira Diyobend alimleri nezdinde nefsin asli tezkiyesi ve batının ıslahı, her şeyden önce insanın zahirinin ve batınının şeriata boyun eğmesini ve bütün hayat seyrinin Kitap ve Sünnet’in yönlendirmeleriyle uyum içinde olmasını hedefler.
İşte bu, muhaddis İmam Şah Veliyyullah ed-Dihlevi (Allah ona rahmet etsin )ve de fikri ve ilmi varislerinin temellerini sağlamlaştırdığı, sonra Diyobend büyüklerinin eğitim ve tedris, davet ve ıslah, nefsi tezkiye konularında düzenli bir sistem kalıbında sürdürdüğü ilmi ve ıslahi mirasın ta kendisidir. Zamanla bu ilmi ve ıslahi hareketin eserleri Hint alt kıtasının sınırlarını aşarak Afganistan’a ve dünyanın başka bölgelerine ulaşmıştır.
Sömürgeci Güçlere Karşı Mücadele ve Diyobend’in İlmi Mirası
Daru’l-Ulum Diyobend’in ilmi, fikri ve ruhi eserleri yalnızca Britanya sömürgeciliği dönemiyle sınırlı kalmamış; bilakis bu fikri yönteme bağlı alimler ve dini hareketler sonraki aşamalarda da çeşitli sahalarda belirgin ve etkili bir rol oynamıştır. Nitekim Hint alt kıtasında Diyobend büyükleri Britanya sömürgeciliğine karşı istiklal mücadelesine geniş ölçüde katılmıştır. Aynı şekilde Afganistan’da bu ilmi mirasa bağlı alimler ve dini çevreler, muhtelif bağlamlarda Britanya sömürgeciliğine karşı mücadelede, Sovyet askeri işgaline direnişte ve sonradan Amerikan kuvvetleri ve müttefiklerine karşı savaşta katkıda bulunmuştur.
Özellikle Amerika’nın Afganistan’ı askeri işgalinin ardından, Diyobendi ilmi mirasına bağlı birçok şahsiyet ve grup, Afganistan’da ve Pakistan’da Amerikan kuvvetlerine ve onlarla müttefik kuvvetlere karşı direnişte öne çıkan bir rol üstlenmiştir. Nihayetinde, yirmi yıllık savaş, askeri direniş ve de siyasi ve diplomatik çabaların ardından Amerika Birleşik Devletleri Taliban hareketiyle müzakerelere başlamış, Şubat 2020’de Doha anlaşması imzalanmış ve ardından Ağustos 2021’de Amerikan kuvvetleri Afganistan’dan çekilmiştir.
Böylece Diyobendi ilmi ve fikri mirası, etkisini koruyarak halen canlıdır. Bu ilmi yönteme bağlı kurumlar, İslami ilimleri yaymayı, dini değerleri korumayı, toplumu ıslah etmeyi ve de dini ve kültürel istiklali savunmayı tarihi sorumluluklarından saymaktadır. Bu kurumlar, sömürgeci hakimiyetin eserleri devam ettiği ve de Müslümanların dini ve kültürel kimliği tehditlerle karşılaştığı sürece ilim ve araştırma, davet ve ıslah, fikri ve cihadi mücadele, dini ve toplumsal hakların müdafaası alanlarındaki sorumluluklarının süreceği görüşündedir.
Diyobendi Aidiyetinin Hakikati
Daru’l-Ulum Diyobend’in ilim ve terbiye yöntemi, özellikleri, kapsayıcılığı ve de dini ve ıslahi hizmetleri sayesinde Hint alt kıtasından Afganistan’a ve başka bölgelere yayılmıştır. Bu ilmi merkezden mezun olan alimler ve de onun ilmi ve fikri yöntemine bağlı kimseler, bu ilmi bağlılık sebebiyle “Diyobendiler” olarak meşhur olmuştur; tıpkı Ezher Üniversitesi’ne bağlı alimlerin “Ezheriler” olarak bilinmesi gibi.
Bundan açıkça anlaşılmaktadır ki Diyobendilik aslında ilmi ve eğitimsel bir nispettir; Daru’l-Ulum Diyobend’e, onun fikri mirasına ve de kendine mahsus eğitim ve ıslah yöntemine bağlılığı ifade eder; yeni veya müstakil bir akidenin adı değildir. Ancak bu ilmi ve fikri akımın alimleri fıkıhta Hanefi mezhebine tabidir ve akideye dair kelami meselelerde Matüridi yönteme bağlıdır.
Herhangi bir ilmi ve fikri akıma karşı adil ve insaflı bir görüşe ulaşmak için onun akidesini, ilmi kaynaklarını, tarihi arka planını ve temel yönlendirmelerinin her birini ayrı ayrı tanımak gerekir. Sırf ilmi veya eğitimsel bir aidiyete dayanarak bütün bir ilmi ve fikri akım hakkında hüküm vermek ise ilmi araştırmanın ve insafın gerekleriyle çelişir.
