DAEŞ: Amerika’nın En Kullanışlı Projes Bölüm 10

Yazan: Ebu Umeyr el-Afgani

“Dört yüz bin raporu kapsayan WikiLeaks belgelerinin, özellikle Orta Doğu ile ilgili bölümünün incelenmesiyle, şu gerçekler açıkça ortaya çıkmaktadır: Amerika Birleşik Devletleri Orta Doğu’da barış ve güvenlik istememektedir. Bu bölgede güçlü bir devletin varlığı, ABD ve İsrail’in çıkarlarıyla tamamen çelişmektedir; bu nedenle Orta Doğu’da savaş durumu devam etmelidir.”
Bu raporlara göre, o dönemde El-Kaide, Afganistan’daki Taliban, İran ve Rusya, ABD için tehlikeli düşmanlar olarak sınıflandırılmıştır.

Ayrıca planlardan biri, “aşırı bir Selefi emirliğin” Araplar arasında bir baskı aracı, İran ve Beşar Esad’ın önünde bir engel olarak kullanılabileceğini ifade ediyor.
Bu raporlar ayrıca, Ortadoğu’da İslami grupların birbirine karşı kullanılması gerektiğini ortaya koyuyor. Tüm bu hedeflere ulaşmak için DAEŞ örgütünün tasarlanması ideal bir programdı. Raporlar, DAEŞ’in ortaya çıkışının kuruluşundan iki yıl önce tahmin edildiğini de gösteriyor. Şimdi de bir başka noktayı daha detaylı konuşalım: DAEŞ örgütü, CIA ve Mossad’ın kendine özgü savaş taktiklerini nasıl kullandı ve hatta onları aynen taklit etti?

1- Propaganda Savaşı (Dezenformasyon):
Bu, CIA ve Mossad’ı karakterize eden temel savaş taktiklerinden biridir ve şu şekilde özetlenir: Medyayı kullanmak, videolar üretmek, korku salmak ve güç ile tehlikeli olduğunu göstermek. DAEŞ örgütü tüm bu araçlarda ustalaşmıştır ki bu da söz konusu aygıtlar tarafından yürütülen psikolojik operasyonların (PsyOps) bir taklididir.
2- İstihbarat Hücreleri:
Bu da Mossad ve CIA’nın kendine özgü taktiklerindendir; belirli bir hedefe ulaşmak için, üyeleri birbirini tanımayan küçük ve bağımsız gruplar oluşturulmasını ifade eder. DAEŞ bu taktiği yoğun bir şekilde kullanmıştır ki bu sistem, CIA ve Mossad’ın çalışmalarının temel direklerinden biri olarak kabul edilir.

3- Hedefli Suikastlar:
Bu taktik özellikle Mossad ile ilişkilidir ve detayları şunlardır: Belirli yerlerde hassas suikast operasyonları gerçekleştirmek, hükümetler üzerinde baskı oluşturmak için kamusal alanlarda bombalamalar yapmak ve örgütün önemini ve tehlikeli olduğunu vurgulamak için özel gizli operasyonlar yürütmek.
4- Gayri Resmi Yönetim Ağı:
DAEŞ geleneksel, eski bir örgüt değildi; bölgeleri kontrol altına alması sadece iki ay sürdü. Bu kısa sürede bir vergi sistemi, mahkemeler, polis ve istihbarat kurmak, sağlam bir “istihbarat oyunu” olmadan imkansızdır. Yukarıda bahsedilen taktiklerden, DAEŞ’in CIA ve Mossad arasında ortak ve özel bir proje olduğu anlaşılmaktadır.

5- İsrail ile Sınır Meselesi:
DAEŞ ile Mossad arasındaki ilişkileri en çok ifşa eden şey, örgüt Irak ile Suriye arasındaki sınır bölgelerini kontrol ettiğinde, sınırları kaldırması ve onlara inanmadığını ilan etmesi, ardından derhal Irak topraklarına girerek oralardaki bölgeleri kontrol altına almasıdır. Bunun açık bir örneği Suriye’nin “el-Bukemal” şehridir; DAEŞ orayı kontrol ettiğinde, sınırı kaldırmış ve sınırın iki yakasında birbirine bakan Irak’ın “el-Ka’im” şehrini ele geçirmiştir. Diğer örnekler arasında el-Mayadin, Deyrizor’un kırsal bölgeleri, er-Rava, Ane ve el-Velid sınır kapısı sayılabilir. Bu, DAEŞ savaşta nereye ilerlerse ilerlesin, sınırların onlar için önemli olmadığı anlamına geliyor. Ancak, “Halid Ordusu” olarak bilinen DAEŞ’e bağlı gruplar, İsrail ile sınır bölgelerini (Yermük Havzası, Dera’nın batısı ve Golan’daki bazı tepeler) kontrol ettiğinde ve sınırda İsrail güçleriyle karşı karşıya geldiğinde, dünyadaki Müslümanlar Mescid-i Aksa’yı kurtarma zamanının geldiğini ve DAEŞ’in sınırı geçip İsrail ile savaşa başlayacağını zannetti.

Ancak, tüfeklerinin namlularını doğrudan İsrail’e doğrultmak yerine “Nusra Cephesi”nin peşine düşmek için tekrar arkaya çevirdiler. Bu sınır bölgeleri bir buçuk yıldan fazla bir süre DAEŞ’in kontrolünde kaldı, ancak İsrail’e karşı bir gün bile savaşmadılar; tek bir kurşun atmadılar, sınırda tek bir bombalı araç patlatmadılar, İsrail’e doğru tek bir füze fırlatmadılar. Oysa bu bölgelerin çoğu Suriye’ye aitti ve İsrail tarafından zorla işgal edilmişti.

Dünya Müslümanlarının bu durum karşısında tekrarlanan soruları ve talepleri oldu: “DAEŞ neden İsrail’le savaşmıyor?” Evet, DAEŞ herkesi görmezden geldi ve cevabı her zaman sessizlik oldu. Afganistan’daki Amerikan işgaline karşı çıkan mücahitleri uyaran “Bağdadi” bile, yanı başındaki İsrail askerleri karşısında tamamen sessiz kaldı ve hatta uyarılarında ve propaganda savaşında İsrail’den bahsetmeyi bile ihmal etti.

Dünya, “Siyasal İslam”ın yankısını yeryüzünün herhangi bir köşesinde her duyduğunda İsrail, Birleşmiş Milletler’de ve uluslararası toplumda çığlık atıyor. Ancak DAEŞ doğrudan sınırlarına dayandığında, tek bir şikayette bulunmadı ve herhangi bir endişe göstermedi. Hatta o bölgede, yaralı DAEŞ’lilerin İsrail hastanelerinde tedavi edildiği ve Mossad’ın DAEŞ savaşçılarını eğittiği yönünde birçok iddia dolaşmıştır.

Exit mobile version