Beluç Halkının Tarihi ve Silahlı Direnişi!

İsmetullah Sarvan

 

Beluçlar, Ari kökenli bir halk olup, üç binden fazla yıldır Arap Denizi kıyılarında, Güney Asya’daki Beluçistan bölgesinde yaşamaktadırlar. Bu geniş bölge ağırlıklı olarak çöl ve dağlık karaktere sahiptir. Kendilerine özgü dilleri, kültürleri, gelenekleri, kabile yapıları ve yaşam tarzları vardır.
Beluçlar, cesaret, sadakat, misafirperverlik, söze bağlılık, sabır ve özgürlük sevgisi ile tanınırlar.
Kültürlerine ve medeniyetlerine sıkı sıkıya bağlı bir halktırlar ve tarih boyunca büyük politik, ekonomik ve bölgesel değişimlere rağmen kimliklerini ve kültürel varlıklarını korumuşlardır. Özgürlüklerini, dinlerini, topraklarını ve kültürlerini korumak için her türlü saldırgana karşı silaha sarılmışlar ve hiçbir işgalci gücün otoritesine boyun eğmeyi kabul etmemişlerdir.

Miladi yedinci yüzyılda, İslam ordularının o diyarlara ulaştığı Hz. Ömer (radiyallahu anhu) döneminde Beluçlar kademeli olarak İslam’ı kabul ettiler. Onların sadakat, onur, gayret ve cömertlik gibi özellikleri İslami değerlerle örtüştüğü için İslam’ı kabul etmeleri kolay ve gönüllü oldu.

İslam’ı benimsedikten sonra Beluçlar, bu büyük dinin yayılmasında temel bir rol oynadılar. Orta Doğu ile Güney Asya arasındaki stratejik coğrafi konumları nedeniyle İslam’ın mesajını İndus Nehri havzasına ve diğer bölgelere taşıdılar. Ayrıca Emevi ve Abbasi dönemlerinde İslam devletinin sınırlarının korunmasında büyük katkıları oldu ve yüzyıllar boyunca İslam’ın taşıyıcıları, koruyucuları ve uğrunda fedakarlık edenleri olarak kaldılar. Beluç savaşçılarının cesareti ve fedakarlıkları, İslam tarihinin unutulmaz bir parçası olarak kalacaktır.

İlk birleşik ve güçlü Beluç devleti, Mir Nasır Han Beluçi tarafından kuruldu. İlk siyasi ve idari lider olarak Beluç kabilelerini toplayıp birleştirdi, organize bir ordu kurdu, yönetimi tesis etti ve önemli reformlar gerçekleştirdi. Dağınık Beluç güçlerini tek bir blokta toplamayı başardı ve etrafına alimleri, kabile liderlerini ve bilgeleri topladı. Devletin işleri ve de iç ve dış kararları, dini esaslara, miras alınan geleneklere ve devletin ve kabilelerin çıkarlarına göre başta Mir Nasır Han olmak üzere alimler, kabile reisleri ve bilgelerin gözetiminde yönetildi.

Mir Nasır Han, Ahmed Şah Baba ile çağdaştı ve Kalat devletini 1747’den 1794’e kadar yönetti. Durrani İmparatorluğu ile yapılan “Kalat Antlaşması” uyarınca Kalat devleti, güçlü konuma sahip müttefik bir devletti ve iç işlerinde tamamen bağımsızdı. Kalat devleti dönemi, özellikle Mir Nasır Han’ın saltanatı, Beluçistan tarihinde müreffeh, istikrarlı ve parlak bir dönemdi. Bu dönemde Beluç kültürü, edebiyatı, dili ve ekonomisi kayda değer bir gelişme gösterdi ve güvenli ve onurlu bir hayat sürdüler.

İngiliz sömürgeciliğinin gelişiyle birlikte Kalat devleti bölgenin diğer devletleri gibi tam bağımsızlığını koruyamadı. İngilizler, Beluçistan’dan geçen bazı Kalat bölgelerini ve stratejik yolları kontrol etmek için “Mastung Anlaşması”nı kullandı. Yine de Kalat, yarı bağımsız, iç işlerinde özerk bir devlet olarak kaldı, ancak dış işlerinde İngiliz nüfuzuna tabi oldu. Bu durum, İngiliz sömürgeciliğinin sonuna ve 1947’de Pakistan devletinin ortaya çıkışına kadar tam bir sömürge olmadan sürdü.

1947 yılı, Pakistan’ın kuruluşu ve Beluçistan’daki süregelen kargaşanın başlangıç yılı olarak aldatma, yalan, ihanet, zulüm, adaletsizlik, komplolar ve siyasi kargaşa dönemini oluşturur. Bu bölüm, “Pakistan” adlı yeni devletin siyasi ve askeri sınıfının yozlaşmasını açıkça resmetmektedir.

Exit mobile version