Yazan: Abdurrezzak Muzemmil
Askeri rejim, stratejisinin bir parçası olarak ve Afganistan’ın iç durumunu kasıtlı olarak kötüleştirmek amacıyla, hayali sınır boyunca sivil halka yönelik kör bombalamalar gerçekleştirmektedir. Bu ayrım gözetmeyen saldırılarda siyasetle, savaşla veya orduyla hiçbir bağlantısı olmayan yüzlerce masum sivil şehit edilmiş, yüzlercesi de yaralanmıştır. Kurbanlar arasında kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve bağımlılar vardı; hepsi de Pakistan askeri rejiminin füzelerinin ve topçularının hedefi oldu.
Ayrıca, son birkaç gün içinde, zalim askeri rejimin ayrım gözetmeyen ateşi ve füze saldırıları, Kunar vilayetinin çeşitli bölgelerini vurarak masum sivillerin şehadetine neden oldu. Kendini zahiren Müslümanların destekçisi olarak tanıtan bu rejim, pratikte ellerini Müslümanların kanına bulamıştır. İslam hukukuna göre savaşta bile düşmanın (kafirlerin) kadınlarını, çocuklarını ve yaşlılarını öldürmek kesinlikle yasaktır. Oysa burada, masum Afgan halkı düşmanın değil, Müslüman olduğunu iddia eden bir rejimin top atışları altında can vermektedir.
Masum Afgan sivilleri şehit eden askeri rejim, dünya gözünde olduğu kadar İslam hukuku nazarında da suçludur. İslam, tüm insanların hayatını korur ve hiç kimsenin masum bir insanın hayatını almasına izin vermez. Şeriat’ta masumların “şehit edilmesi” açıkça büyük bir suç olarak kabul edilir. Kur’an ve Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadisleri, masum insanların öldürülmesinin asla haklı gösterilemeyeceğini açıkça belirtir.
Kuran-ı Kerim Ayetlerinin Işığında
Kuran’da masum insanların öldürülmesi büyük bir günah olarak tanımlanır. Allah Teala, Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Kim, bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur.” (Maide Suresi 32)
Başka bir yerde Allah Teala şöyle buyurur:
“Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa Suresi 93)
Bu ayetler, masum bir insanı öldürmenin sadece o bireye karşı bir günah değil, tüm insanlığa karşı büyük bir suç olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bir kimse masum bir insana saldırırsa tüm dünyaya zarar vermiş gibi olur. Buna göre, bir askeri rejim sıradan Afgan sivillere karşı vahşi saldırılar düzenliyorsa bu tür eylemler, Kuran’ın emirlerine göre büyük bir günah teşkil etmektedir.
Hadislerin Işığında
Hazreti Abdullah b. Mesud (radiyallahu anhu) rivayet eder ki Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Kelime-i şehadet getiren bir Müslümanın kanı, üç durum dışında helal olmaz:
1. Can karşılığı (öldürenin öldürülmesi),
2. Evli iken zina eden,
3. Dinini terk edip cemaatten ayrılan (mürted).” (Buhari ve Müslim)
Aynı şekilde, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellwm) şöyle buyurdu:
“Bir Müslümanı öldürmek küfürdür.” (Müslim rivayet etmiştir)
Yukarıdaki hadisler ışığında, Afgan halkı sözü edilen suçların hiçbirini işlememiştir, asla işlemiş değildir.
Bu nedenle, tüm İslami ve insani yasaları ihlal eden askeri rejimin saldırıları, tamamen Siyonist rejimin yasaları ve uygulamalarıyla örtüşmektedir. Nasıl ki Siyonist rejim Orta Doğu’da sömürgeci gündemlerinin bir parçası olarak Filistinli Müslümanları şehit etmek ve İslami mukaddes mekanların hürmetini çiğnemek için her türlü aracı kullanıyorsa Pakistan askeri rejimi de bölgede benzer taktikleri kullanarak kendi gücünü pekiştirmekte ve komşu ülkeleri istikrarsızlaştırmaktadır.
Benzer şekilde, Siyonist rejim Gazze’de El-Şifa ve diğer hastaneleri bombalarken Pakistan ordusu Kabil’de “Omid” adlı bağımlılar hastanesine karşı benzer bir suç işledi. Gazze’de Siyonist rejim yüzlerce aileyi topluca şehit ederken Pakistan ordusu da Afganistan’ın Kunar, Nuristan, Host, Nangarhar ve Paktika vilayetlerinde ailelere yönelik toplu saldırılar gerçekleştirdi. Sistematik bir stratejinin parçası olan bu saldırılar, “Hayali Sınır” boyunca yaşayan insanları ayrım gözetmeyen topçu ateşiyle yerinden etmeyi amaçlamaktadır.
Dahası, askeri rejimin sözde “Hayali Sınır” boyunca işlediği suçlar sadece askeri veya siyasi bir mesele değil, aynı zamanda hukuki, sosyal, ekonomik, kültürel ve uluslararası düzeni etkileyen kapsamlı bir felakettir. Sivil nüfus bu felaketin en büyük yükünü çekmektedir. Pakistan askeri rejimi, sivilleri öldürmenin Afgan halkının iradesini zayıflatabileceğine inanıyorsa bu büyük bir yanılgıdır. Şehitler arttıkça direniş azmi de o kadar güçlenir.
Afgan halkı şehitlerin kaybıyla zayıflamaz; aksine, düşmanın utanç ve korkaklığı karşısında birlik olma azimleri daha da güçlenir. Askeri rejim, sivilleri öldürmenin cesaret alameti değil, utanç ve korkaklığın en yüksek biçimi olduğunu anlamalıdır. Sonuçta, askeri rejim sivil bölgeleri hedef almaya devam etmekte ve her seferinde sivil zayiat sayısı arttıkça, uluslararası toplum ve insan hakları örgütleri ya sessiz kalmakta ya da son derece zayıf bir tutum sergilemektedir.
Uluslararası kurumların bu sessizliği ve zayıf duruşu tarafsızlık değil, aksine bu suçların devamında suç ortaklığı anlamına gelmektedir. Uluslararası toplum sivil öldürmeleri, sağlık merkezlerinin bombalanmasını ve egemen bir ülkenin otoritesinin ihlalini görmezden geldiğinde Birleşmiş Milletler Şartı ve Cenevre Sözleşmeleri’nde yer alan ilkeler kağıt üzerinde kalmaktan öteye geçememektedir. Kaynaklara, nüfuza, medya platformlarına, kaleme veya sese sahip olan tüm bireyler, kuruluşlar ve kurumlar, askeri rejim tarafından işlenen devam eden savaş suçları konusunda sorumluluklarını tam olarak üstlenmelidir.
















































