Bölüm 1
Yazan: Atıf
Medeniyet, insanın varoluş sahasına ilk adım attığı günden itibaren kaynağı olmuştur ve insan hayatı devam ettiği sürece de devam edecektir. Medeniyet, insanın kültürel başarılarını geliştirmesine yardımcı olan toplumsal düzendir. [Mustafa es-Sibai]
Medeniyet, insanlığın tarih boyunca en önemli başarılarından biridir. İnsanlar toplumsal hayatlarının en başından itibaren her zaman yaşam ortamlarını inşa etmeye ve bilgi edinmeye çalışmışlardır. Medeniyet tarihindeki sayfaları kendi eylemleri ve başarılarıyla doldurulmamış hiçbir millet bulamazsınız. Evrensel bir mesaj ve insani bir çağrı taşıyan, kendi ahlakını, ilkelerini ve temellerini gözlemlemede gerçekçi kalan her medeniyet, tarihte daha fazla sürekliliğe ve dayanıklılığa sahiptir ve de yaşamaya ve övgüye layık sayılır. Bütün bu çabaların toplamı, zamanın geçişiyle birlikte farklı medeniyetlerin yükselişi için zemin hazırlamıştır.
İslam medeniyeti, dünyanın derin bir cehalet ve karanlığa gömüldüğü, dünya halklarının vahşet, korku ve dehşet atmosferinde yaşadığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Onlara yol gösterecek bir kitap yoktu ve hayatlarını düzene koyacak ıslah edici bir şahsiyet kalmamıştı. Ancak İslam medeniyetinin yükselişiyle birlikte dünya çapında büyük değişimler şekillendi ve insan hayatı yeni bir biçim aldı.
Bu medeniyet, varoluş sahasına geldiğinde Çin, Hindistan, İran, Mısır ve Roma’da başka medeniyetler de mevcuttu. İslam toplumu ve Müslümanlar, çeşitli köklü medeniyetler, kültürler ve inançlarla yüz yüze geldiler ve yeni filizlenen İslam kültürü yalnızca kendine ait büyük bir manevi miras bırakmakla kalmadı, aynı zamanda o dönemin farklı medeniyetlerinin de mirasçısı oldu.
İslam medeniyeti yalnızca şehirler inşa etmek, ekonomik kalkınma, bilimsel ilerleme veya güçlü hükümetler kurmakla sınırlı değildir. Aksine o, tevhid, iman, ilim, ahlak, adalet ve insan onuru üzerine kurulu bir medeniyettir. Bu medeniyette maddi ilerleme manevi değerlerden ayrılmaz ve de ilim ve talim, insanın refahı ve toplumun gelişmesi için kullanılır.
İslam medeniyetinin temeli, İslam’ın ortaya çıkışı ve Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) vahiy toprağında gönderilmesiyle atılmış ve kendi ortaya çıkışıyla karanlık bir topluma ve kültüre ışık getirmiştir. Kur’an-ı Kerim insanlığı tefekküre, öğrenmeye, adalete, yeryüzünü imar etmeye ve toplumu ıslah etmeye çağırmıştır. İslam Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) de iman, kardeşlik, adalet ve toplumsal sorumluluk üzerine kurulu bir toplum inşa ederek medeni bir toplumun ilk temellerini atmıştır.
Peygamberlik dönemi ve Hulefa-i Raşidin döneminden sonra İslam medeniyeti kademeli olarak genişlemiş ve İslam dünyasının doğudan batıya farklı bölgelerinde büyük bilimsel, kültürel, ekonomik ve siyasi merkezler ortaya çıkmıştır. Dini ilimlerin yanında Müslümanlar tıp, matematik, astronomi, coğrafya, felsefe, mimari, edebiyat ve doğa bilimlerinde de önemli eserler ve başarılar bırakmışlardır. Bu sebeple İslam medeniyeti, insan hayatı için kapsamlı bir sistem olarak adlandırılabilir; iman ile ilim, ahlak ile ilerleme, bu dünya ile ahiret ve bireyin hakları ile toplumun çıkarları arasında bir denge kuran bir sistem.
Bu medeniyeti anlamanın önemi yalnızca geçmişin ihtişamını hatırlamak değildir; onu gereğince anlamak, Müslümanların dikkatini kendi bilimsel, ahlaki ve kültürel kapasitelerini tanımaya ve bunları daha iyi bir gelecek inşa etmede kullanmaya yöneltebilir. Öte yandan İslam medeniyetinin üzerinde durduğu ilkelerin çoğu, adalet, insan onurunun korunması, bilgi sevgisi ve toplumsal sorumluluk, bütün insanlığı ilgilendiren evrensel ihtiyaçlardır.

















































