Yazan: Refik
Ortak uluslararası ilkelere göre, hiçbir devletin bölge için tehlike oluşturan unsurlara sığınak veya eğitim imkanı sağlamasına izin verilmemelidir. Pakistan askeri rejimi, kuruluşunun başlangıcından itibaren Hindistan’daki Müslümanları hedef alan yıkıcı bir unsur olarak ortaya çıkmış ve bugüne kadar Pakistan’a egemen olan “askeri rejim” adı altında kendini şekillendirip yeniden yapılandırmaya devam etmiştir.
Pakistan’daki askeri çevreler ve rejim, yıllardır küresel düzeyde DAEŞ gibi terör ve yıkım örgütlerini desteklemek, eğitmek ve hazırlamakla suçlanmaktadır. Pakistan’da eğitilmiş DAEŞ unsurları, bölgedeki çeşitli ülkelerde yıkıcı saldırılar ve vahşi cinayetler gerçekleştirdi. Bu saldırı ve yıkımların gerçekleştiğini doğrulayan kesin deliller ve itiraflar mevcuttur.
Şu anda yaşananlar, “milislere” hazırlık yapılması ve ardından bunların, güvenlik ve istikrarı tesis etme bahanesiyle iki büyük millet olan Peştunlar ve Beluçlara karşı kullanılmasıdır; bu durum, halk ile çatışan gruplar arasında ihtilaflar doğurmuş durumda. Yani Beluçlar arasındaki milisler, askeri rejime direnenleri vurmak zorunda kalırken, Peştunlar da kabile bölgelerinde Pakistan Taliban Hareketi’ne (TTP) karşı savaşmak zorunda kalmaktadır.
Bu, büyük bir askeri aptallık ve halka karşı ağır bir zulümdür; aynı dini ve kültürü paylaşan bir halk, hak veya muhalefet bahanesiyle birbirleriyle çatışmaya itilmektedir. “Milis” kavramının amacı, rejime karşı savaş yolunu saptırarak mazlum halkın kendi arasında çatışmasını ve iç savaşlara sürüklenmesini sağlamaktır.
Yönetici rejimin, sadece kendi sistemini, ekonomisini ve birkaç günlük sınırlı çıkarlarını korumak için halkı iç çatışmalara sürüklemesi, Pakistan halkına karşı işlenen zulmün ve vahşetin doruk noktası değil midir? Hangi yasa veya insan fıtratı, hayatta kalma arayışının, rejimin sadece kan dökülmesini rahatça izlemesi karşılığında halkı komplo ve planların içine çekmesine izin verir?
İlginç olan şu ki bu ordu ve bu çevreler, eski milisleri Afganistan’daki mevcut İslami düzene karşı kullanmak ve Afganistan’da istikrarsızlık oluşturmak için fitne ve kargaşa gruplarını göndermeye çalışacak kadar haincedir. Ancak Afganistan, Pakistan askeri rejiminin hainliğinden ve komplolarından korkmamaktadır.
Afganistan bugün istikrarlı, güçlü ve kararlı bir nizama sahip ve dış güçlerin dayatabileceği her türlü krizle yüzleşme kapasitesine haizdir. Daha önce, Afganistan İslam Emirliği’nin onlarla yüzleşemeyeceğini düşünerek mültecileri zorla ve haksızca sınır dışı etmeye çalıştılar, ancak Uluslararası Mülteci Örgütü’nü bile şaşkına çeviren bir kararlılıkla karşılaştılar.
Pakistan, Afganistan ile ideolojik ve kültürel bağları olan Beluç ve Peştunların güvenliğini kasıtlı olarak bozmakta, ayrıca Afganistan’a ve tüm bölgeye yıkım ve istikrarsızlık getirmektedir. Oradaki siyasetçiler ve alimler, bu rejimin ve ordunun sırlarını çözmüş durumdalar. Gökyüzünü ateşe veren yangın, önce sizin kontrolünüz altındaki halklarınızı yakacaktır. Bu durum dünyaya ve bölgeye zarar verebilir, ancak sizin akıbetiniz çok daha kötü olacaktır. Milisler ve kargaşa grupları oluşturarak halkı savaşlara sürüklemenizin bir sonucu olarak, kendi topraklarınızdan kendi topraklarınıza karşı başlatılacak ekonomik kayıpların ve terör saldırılarının bedelini ilk siz ödeyeceksiniz.
Milisleri, DAEŞ’i ve diğer yıkıcı grupları eğitmenin bölgesel bir tehlike oluşturduğu açıktır. Afganistan İslam Emirliği’nin “Çitral”daki bazı kargaşa merkezlerini bombalaması ve oradaki kampları yok etmesi, sadece bir karşılıktır; bu tür eylemler bölgede felaket sonuçlara yol açacaktır. Bu kayıpları ordu değil, mazlum Pakistan halkı üstlenecek; ülkenin bölgesel değeri düşecek, para birimi zayıflayacak ve halkının ekonomisi zarar görecektir.
Oradaki siyasetçiler ve alimler, bu geniş halk kayıplarını ve askeri rejim politikalarının başarısızlığını kavramalı, bölge ülkeleri tarafından gelecekte söz konusu halka karşı kötü sonuçlara ulaşılmasını önlemek için harekete geçmelidir. Biz, mazlum ve Müslüman Pakistan halkının uluslararası alanda “yıkıcılık”, “kaos” veya “istikrarsızlık” gibi sıfatlarla tanınmasını istemiyoruz. Ancak bu ordu mevcut politikasına devam ederse, bu kötü sonuçlarla ve kaçınılmaz çöküşle yüzleşeceksiniz.

















































