DAEŞ Örgütünde Ahlakın Çöküşü
Herhangi bir dini, siyasi, fikri, kültürel veya genel olarak herhangi bir ideolojinin hakikatini doğru ve tam olarak tanımak istiyorsak onu değerlendirmek için en iyi ölçütlerden biri, o akımın veya ideolojinin ahlakıdır. Çünkü ahlak, her din ve ideolojinin temelini, yapısını ve ruhunu teşkil eder.
Ahlaktan yoksun her din veya ideoloji, ruhsuz bir kabuk ve temelsiz, içi boş sloganlar yığınına dönüşür. İslam’da, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderiliş amacının güzel ahlakı tamamlamak olduğunu belirterek şöyle buyurmuştur:
“Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”
Bu hadis, İslam’ın mesajının, askeri veya siyasi olmadan önce ahlaki bir mesaj olduğunu açıkça göstermektedir. İslam mantığında insanın onuru sabit bir asıldır, insanın hayatı dokunulmazdır; yalan, zulüm, ihanet, aldatma ve kör şiddet büyük günahlardan sayılır.
Gerçekte, İslam ahlakı üç ana esas üzerine kuruludur: Merhamet, adalet ve akıl. Gerçek Müslüman, düşmanlık halinde dahi adaletten sapmayandır. Kuran-ı Kerim bu hususa şöyle işaret eder:
“Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Maide Suresi 8).
Öz İslam mantığında, kutsal bir amaç, asla kirli bir yöntemi meşrulaştırmaz; insanları yalan, terör veya aldatma ile feda etmeyi mübah kılan bir hedef yoktur.
DAEŞ örgütüne bu ahlaki ölçütlerle baktığımızda derin ve utanç verici uçurumlarla karşılaşırız. Ahlaki açıdan DAEŞ, sadece İslami bir grup olmak şöyle dursun İslam’la tam bir tezat içindedir. Bu örgütün ahlakı üç temel üzerine kuruludur: Kalp katılığı, sistematik aldatma ve yaygın tekfir. DAEŞ’in sözlüğünde insan, bir amaç veya değer değil sadece bir araçtır. Bu cahil fikir sisteminde masumların hayatı, topluma korku salmak, fiziksel imha gerçekleştirmek ve gizli bir güç gösterisi için sadece bir alettir.
DAEŞ ahlakında, sivil ve masum insanları öldürmek, cami ve pazarları bombalamak, kadın ve çocukları katletmek, suçları meşrulaştırmak için Kuran ayetlerini tahrif etmek caiz, hatta kutsal addedilirken İslam, bir masumun canını bütün insanlığın canına denk görür. Allah Teala şöyle buyurur:
“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamış birisini öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Maide Suresi 32).
Bu Kurani ölçüte göre bir masumu öldürmek bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Oysa DAEŞ, cami ve pazarları bombalayarak, kadın ve çocukları öldürerek, gelişigüzel saldırılar düzenleyerek bu büyük ilahi haramı cihat adı altında meşrulaştırmaktadır. Kuran ise bu tür fiilleri açık bir “yeryüzünde fesat çıkarma” örneği olarak nitelendirir.
Öz İslam ahlakının mantığında Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir. DAEŞ mantığında ise “gerçek” Müslüman, daha çok öldüren, daha çok korku salan ve daha şiddetli tahribat bırakandır. Bu kavram tahrifi ve altüst edilişi, DAEŞ’in işlediği en tehlikeli fikri suçtur. Zira şiddeti erdeme, merhameti zafiyete dönüştürmüştür. Bu hasta fikir sisteminde merhamet bir acizlik alameti, katılık ise imanın bir göstergesi sayılır.
Keza, İslam ahlakı doğruluk, niyet berraklığı ve şeffaflık üzerine kuruluyken DAEŞ ahlakı ise yalan, rol yapma ve medya aldatmacası üzerine kuruludur. Bilinçsiz gençlerin zihinlerini, uydurma görseller, tahrif edilmiş anlatılar ve uydurma hikayelerle zehirlerler. İslam mantığında niyet ve amel pak olmalıdır. DAEŞ mantığında ise aldatmaya cihat, suça ise cesaret adı verilir.
DAEŞ’in ahlaksızlığının en belirgin göstergelerinden biri de akla olan düşmanlığıdır. İslam, aklı insanın içsel bir delili olarak görürken; DAEŞ ise aklı imanın düşmanı olarak resmeder. Neden? Çünkü akıl soru sorar, analiz eder ve aldanmaz. DAEŞ, bilinçli insandan korkar; sadece sorgulamayan ve düşünmeyen kör takipçiler ister. Bu yüzden DAEŞ düşüncesinde eğitime, tefekküre ve soru sormaya yer yoktur.
Özetle, ahlakı bir yargı ölçütü olarak ele alırsak DAEŞ örgütünün İslam’la hiçbir bağı yoktur. O, ne Peygamber’in varisi ne de salihlerin yolunun devamıdır. Aksine, kinin, tarihi komplekslerin, dini cehaletin ve yabancı projelerin ürünüdür; İslam’ın Rahmani evladı değildir.
Dolayısıyla kan, yalan ve terör üzerine kurulu bir hilafet, hilafet değil, bir ölüm ticarethanesidir. Ahlaktan yoksun bir hilafet, İslam’ın adını bin kere tekrar etse dahi İslamsız bir hilafettir. Bugün hakiki İslam ile DAEŞ İslam’ı arasındaki mücadele, iki dünya görüşü arasındaki bir mücadeledir: Nebevi ahlak dünyasına karşı DAEŞ zulüm dünyası arasındaki mücadele. İnsanlar, özellikle de genç nesil, İslam’ın hakikati ile DAEŞ tahrifini ayırt edene kadar bu mücadele devam edecektir.
