Yazan: Sacid
Milli gayret, tarihin en zor anlarında milletin derinliklerinden yükselen, gizli ama aynı zamanda apaçık olan bir ruhtur. Bu kavram sadece duygusal bir slogan değil, stratejik bir gerçektir. Toplumun yapısını şiddetli fırtınalara karşı sağlamlaştıran, farklı parçalarını birbirine bağlayan ve ona hayatta kalma gücü veren bir kuvvettir. Afganistan’ın iniş çıkışlarla dolu tarihinde, bu kavramı sınayıp gerçekliğini ortaya koyan olayların başında, H.Ş. 1298 yılının 28 Esed’i gelir.
28 Esed olaylarında milli gayretin rolünü anlamak için yıllar öncesine gitmek gerekir. Birinci Afgan-İngiliz Savaşı’ndan üçüncü savaşa kadar yaklaşık bir asır boyunca, Afgan halkı, kültürel varlığının ve dini kimliğinin bağımsızlığın korunmasıyla bağlantılı olduğu yönünde derin bir kanaate varmıştı. Bu kanaat, kerpiç evlerden ve köy camilerinden doğmuş ve giderek kolektif bir düşünceye, ortak bir bilince dönüşmüştü.
Babalar, çocuklarına atalarının kendi elleriyle yaptıkları kılıçlarla İngiliz toplarına karşı durdukları günleri anlatır ve onlara onurun hayattan daha değerli olduğunu öğretirlerdi. Bu değerlerin nesilden nesile aktarılması, 1298’de kolektif milli gayretin ortaya çıkması için entelektüel ve psikolojik zemini hazırlamıştı.
Afgan halkı, Mayıs 1919’da İngiliz İmparatorluğu’na karşı cihat bayrağını yükselttiğinde, işte bu milli gayretin kendisi büyük bir halk motivasyonuna dönüştü. Tarlasını bırakıp savaş alanına koşan çiftçi, mühimmat tedariki için parasını hükümete veren tüccar; kuşatmanın zor günlerinde kendi evinden yiyecekleri cihat ve direniş siperlerine taşıyan kadın… Hepsi bu gayretin açık örnekleriydi.
Toplumun farklı kesimleri, hiçbir karşılık beklemeden, risklerin tamamen farkında ve bilinciyle omuz omuza durdu. Milli gayret, etnik ve dilsel sınırları aşarak güçlü bir düşmana karşı birleşik bir cephe oluşturdu. O dönemde milli gayretin belki de en önemli sonucu bu birlikti; çünkü bu olmadan, ne kadar akıllıca ve iyi planlanmış olursa olsun, askeri bir zafer hayal etmek zordu.
Dikkat çekici olan, milli gayret ile 28 Esed zaferi arasındaki karşılıklı ilişkidir. Bir yandan bu gayret, direnişin itici gücüydü; diğer yandan, üçüncü savaştaki zafer, bu gayreti benzeri görülmemiş bir milli özgüven seviyesine yükseltti. 28 Esed’de bağımsızlığın ilanı sadece yasal bir olay değil, aynı zamanda tüm Afganlar için büyük bir ahlaki zaferdi. Bu gün Afganlara, milli gayret ve birlikteliğe dayanarak kendi kaderlerini tayin edebileceklerini ve büyük güçlerin zorbalığına karşı durabileceklerini kanıtladı.
Ancak milli gayret kavramı sadece savaş alanıyla sınırlı değil. 28 Esed zaferinden sonra bu kavram yeni bir aşamaya girdi. Yeni bağımsızlığını kazanan devlet, büyük zorluklarla karşı karşıyaydı. Bir yandan İngiliz ekonomik yaptırımları, diğer yandan iç karışıklıklar… Bu koşullar altında milli gayret, “başarıyı korumak için zorluklara katlanmak” anlamında yorumlandı. Afgan halkı, bu gayretin sadece askeri çatışmalar sırasında ortaya çıkmadığını, aynı zamanda ekonomik ablukanın zorlu günlerinde de güvenilebileceğini kanıtladı. Açlığa ve yoksulluğa karşı gösterdikleri sabır ve sebat, milli gayretin savaştaki cesaret ve kahramanlıktan daha az değerli olmayan yeni bir bölümünü açtı.
Felsefi açıdan bakıldığında, 28 Esed’deki milli gayret, kimliğe yönelik tehdit karşısında verilen varoluşsal bir tepkiydi. Sömürgeciler sadece Afganistan’ın kaynaklarını yağmalamak değil, aynı zamanda bu halkın değer sistemini de değiştirmeye çalışıyorlardı. Bu koşullar altında milli gayret, kültürel ve siyasi işgale karşı milletin ortak kimliğini koruyan savunmacı bir kalkan görevi gördü. Bu kalkan, bugünün nesli için de büyük bir ders taşımaktadır: Gayret, sabit bir kavram değil; her çağda yeni tehditlere ve zorluklara göre yeniden tanımlanmalıdır.
28 Esed bize, milli gayretin ancak şefkat ve kişisel çıkarlardan vazgeçmekle tam anlamını kazandığını öğretti. Bir millet, çıkarlarını daha yüksek ve ortak bir hedef doğrultusunda belirlediğinde, gücü kat kat artar. Bugün Afganistan yeni zorluklarla yüzleşirken bu gerçeği hatırlamak inkar edilemez bir zorunluluktur. Tıpkı milli gayretin, sömürgeciliği 28 Esed’de yenilginin eşiğine getirdiği gibi, bugün de milleti imar, yeniden inşa, ilerleme ve kendi kendine yeterliliğe ulaşmaya yönlendirebilir. Ancak bunun için bu gayretin boş sloganların kalıplarından çıkıp daha iyi bir gelecek inşa etme yolunda pratik bir kararlılığa dönüşmesi şarttır.
28 Esed sadece bir gurur günü değil; sonsuza dek parlayan bir kanıttır.


















































