Topal Timur’un Zaferi:
Batı’nın hristiyan güçleri, Sultan Yıldırım Bayezid’in yenilgisine sevindi. Onun vefatı, Avrupa’nın İslam karşıtı hükümdarlarında bir rahatlama ve sevinç duygusu oluşturdu. Fransa, Kastilya ve Bizans hükümdarları, toprakları üzerindeki büyük tehdidin nihayet ortadan kalktığına ikna olarak Timur’a tebrik mesajları bile gönderdiler.
Kesin zaferinin ardından Timur, İznik ve Bursa gibi önemli kaleleri ele geçirerek hızla ilerledi ve ardından Ege kıyılarına doğru yol aldı. Müstahkem İzmir şehrine bir saldırı başlattı ve şehri Rodos Şövalyeleri’nden aldı. Timur, şövalyelere karşı yürüttüğü bu seferi daha geniş bir İslami mücadelenin bir parçası olarak sunsa da, gerçek niyeti Müslüman dünyasında yaygın bir şekilde kınandı. Nitekim Timur, İslam davasını ilerletmek yerine, İslam bayrağını Avrupa’nın derinliklerine taşımaya hazır olan bir orduyu yok etmişti. Eylemleri, derin bir ihanet ve ümmetin birliğine ve gücüne indirilmiş ağır bir darbe olarak görüldü.
Timur, bu sorumluluktan kurtulmak için büyük bir komployla karşı karşıya olduğu ve nihai amacının her zaman Avrupa’yı fethetmek olduğu söylemini yaygınlaştırdı. Hiçbir gücün Müslüman ilerleyişini durduramayacağını iddia etti ve Anadolu’daki seferlerini bir cihad eylemi olarak göstermeye çalıştı. Ancak bu iddialar, Müslüman saflarında oluşturduğu derin ayrılıkları maskelemeyi amaçlayan siyasi manevralar olarak reddedildi.
Timur, bölgeyi daha da istikrarsızlaştırmak için Küçük Asya emirlerini eski iktidar konumlarına geri döndürdü ve Bayezid döneminde gerçekleştirilen birleşme çabalarını tersine çevirdi. Bu kasıtlı hamle, Osmanlı topraklarını parçaladı ve merkezi otoritesini sarstı. Timur, Bayezid’in oğulları arasına anlaşmazlık ekerek, oluşturduğu siyasi boşluktan yararlandı ve imparatorluğu uzun süreli bir iç çekişmeye sürükleyen bir hanedan çatışmasını ateşledi.
Hanedan Çatışmaları ve İç Savaşlar:
Osmanlı Devleti artık derin bir çalkantı dönemine girmişti. Dış tehditler karşısında kenetlenmek yerine, Bayezid’in oğulları taht için çaresiz bir mücadeleyle birbirlerine saldırdılar. Hicri 806’dan 816’ya (Miladi 1403-1413) kadar süren bu çetin iç savaş, imparatorluğu parçalanmak tehlikesiyle karşı karşıya getiriyordu.
Bayezid’in beş oğlu vardı ve hepsi parçalanmış imparatorluğun kontrolü için yarışıyordu. Bunlardan biri olan Mustafa’nın, çatışmanın ilk aşamalarında öldüğüne inanılıyor. En büyükleri olan Süleyman, babasıyla birlikte esir alındı, ancak kaçmayı başardı ve Edirne’ye ulaşarak kendini hükümdar ilan etti. Diğer oğlu İsa, Bursa’dan liderlik iddiasında bulunuyordu. En küçükleri Mehmed ise kuzeydoğu topraklarındaki güçlerini pekiştirdi ve kendi iktidar üssünü kurmaya çalıştı.
Bu üç kardeş çatışırken, Osmanlı düşmanları olan bitenleri heyecanla izliyordu. Osmanlı Devleti’ni zayıf ve bölünmüş tutmaya kararlı olan Timur ise, iktidar mücadelesini yoğunlaştırmak için hesaplı bir hamleyle Bayezid’in diğer oğlu Musa’yı serbest bıraktı. Bundan cesaret alan iç savaş iyiden iyiye tırmandı. Kan döküldü ve yıkım Anadolu’ya yayıldı. Şehirler harabeye döndü ve yüzyıllardır kanunsuzluğa ve çürümeye terk edilmiş topraklarda kargaşa hüküm sürdü.
Yeniden Kurulmadan Önce İlahi Bir Sınav:
Bu parçalanma ve umutsuzluk dönemi, Osmanlı tarihinde derin bir sınava işaret ediyor ve bir ilkeyi gözler önüne seriyordu; Allâh bir halka onları sınamadan evvel liderlik veya zafer bahşetmez. Altının saflığını ve değerini kazanması için ateşte eritilmesi gerektiği gibi, milletler de kalıcı güç ve istikrara kavuşmadan önce zorluklara göğüs germek mecburiyetindedir.
Bu sıkıntılar birer ceza değil, arınmanın gerekli aşamalarıdır. İslam ümmeti, tıpkı öncekiler gibi, samimiyeti ikiyüzlülükten, gerçek imanı zaaftan ayırmak için bu sınavlarla yüzleşmelidir. Bir millet ancak sebatla önderlik görevini üstlenebilir ve adaletle hidayetin gücü haline gelebilir.
Yüce Allâh şöyle buyurur:
“İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler? Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allâh, doğru söyleyenleri de bilir, yalancıları da bilir.”
(Ankebut Suresi, 29:2–3)
Bu ayetteki fitne terimi sürgün, savaş, İlahi emirlere uyma, heva ve heveslere direnme, yoksulluk, zorluk, zulüm ve kâfirlerin tuzaklarına karşı koyma gibi çeşitli imtihan biçimlerini kapsar.
