Yazan: İhsan
Eşi benzeri görülmemiş ve belirleyici bir gelişme olarak Afganistan, hayali hattın ötesinde hassas ve başarılı bir operasyon gerçekleştirerek bölgenin güvenlik dengelerinde yeni bir sayfa açtı. Bu başarılı saldırı sadece geçici taktiksel bir hamle değil, aynı zamanda İslam Emirliği’nin savunma doktrinindeki stratejik bir dönüşümün resmi ilanıydı.
Bu operasyonun mesajı, inkara gelmeyecek kadar açıktır: Stratejik sabır ve ölçülülük dönemi sona erdi. Bundan böyle Afganistan, nereden ve hangi taraftan gelirse gelsin, egemenliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik her tehdidi daha başlangıç aşamasında boşa çıkaracaktır.
Uzun yıllardır terör örgütleri, özellikle dE DAEŞ Horasan, Pakistan topraklarından ve güvenli olmayan sınır bölgelerinden Afganistan’a karşı saldırı planlamak ve gerçekleştirmek için güvenli bir sığınak olarak yararlandılar. Bu durum sadece Afganların hayatına yönelik sürekli bir tehdit oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda milli egemenlik için de ciddi bir meydan okuma oldu.
Ancak son operasyonlar, teröristlerin hayali hattın diğer tarafında güvende oldukları ve Afganistan’a karşı özgürce komplo kurabilecekleri yönündeki algıyı tamamen yerle bir etti.
İslam Emirliği’nin sadık askerleri, eşi benzeri görülmemiş bir hassasiyetle, hattın ötesindeki belirli hedefleri tespit edip imha ederek Afganların vatanlarını savunma iradelerinin her türlü coğrafi veya askeri engelden daha güçlü olduğunu kanıtladılar. Bu operasyonun en dikkat çekici yönlerinden biri -ki bu takdire şayan ve derinlemesine analiz gerektiriyor- Pakistan’ın gelişmiş ve modern savunma sistemlerini aşmadaki başarısıydı. Uzun süredir hava savunma gücüyle övünen Pakistan ordusu, bu büyük sınavda acı bir başarısızlıkla karşılaştı.
Afgan insansız hava araçları ve drone’ları, bu ülkenin savunma kuşaklarını sadece delmekle kalmadı, aynı zamanda sınırdan uzak mesafelerdeki belirli hedefleri yüksek hassasiyetle imha etti. Bu teknik ve taktik başarılar, İslam Emirliği’nin askeri kabiliyetlerinin yeni boyutlarını ortaya çıkardı ve Afganistan’ın modern ve asimetrik savaş alanında, bölgesel rakiplerini şaşırtacak bir beceri ve güce sahip olduğunu kanıtladı.
Bu operasyon iki önemli mesaj taşıyordu.
İlk mesaj DAEŞ terör örgütüne yönelikti: Pakistan’daki sığınaklarını ve merkezlerini bundan sonra güvenli yerler olarak görmemeleri gerektiğiydi. Afganistan, istihbarat ve askeri kabiliyetinin komşu ülkenin içindeki uzak bölgelere kadar uzandığını ve herhangi bir terör hareketinin hızlı ve sert bir karşılıkla karşılaşacağını gösterdi.
İkinci mesaj ise daha önemli ve daha ciddiydi; yıllardır çifte standartlı politikasıyla Afganistan’da güvensizlik için zemin hazırlayan Pakistan askeri rejimine yönelikti.
Afganistan bu cüretkar hamleyle, Pakistan güvenlik yapısındaki bazı unsurların yıkıcı rolüne artık tahammül etmeye hazır olmadığını ve Afganistan’a karşı teröre yönelik her türlü açık veya gizli desteğin, sınır ötesi sert bir karşılıkla cevap bulacağını açıkça belirtti.
Bu dönüşüm, bölgedeki güvenlik ilişkilerinde yeni bir safhanın başlangıcı olarak kabul ediliyor. Bundan böyle Afganistan, güvenlik dengelerinde aktif ve girişimci bir taraf olarak ortaya çıkacak. Kabil’deki yeni savunma doktrini, tehditlere karşı önleyici girişimi ve bunların kaynaklarına yönelik imha stratejisini esas alıyor. Bu strateji sadece sürdürülebilir iç güvenliği garanti altına almakla kalmıyor, aynı zamanda tüm komşulara Afganistan’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün aşılamaz bir kırmızı çizgi olduğu mesajını da iletiyor.
Bu başarılı operasyon, İslam Emirliği askerlerinin vatanlarını savunmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığını ve hiçbir savunma sisteminin veya coğrafi engelin onların çelik iradelerini dizginleyemeyeceğini gösterdi. Doğal olarak Pakistan, bu stratejik darbeden sonra kendi güvenlik kırılganlığının derinliğini anlamış ve de düşmanlık politikaları ve terör örgütlerine destek vermenin ağır bedeller ödeteceğini kavramış olmalıdır. Afganistan bu operasyonda, en karmaşık askeri koşullar altında bile imana ve kendi öz kaynaklarına dayanarak hassas ve etkili darbeler vurabileceğini kanıtlamıştır.
Bu başarı, tüm özgür Afganlar için bir gurur kaynağıdır ve İslam Emirliği’nin, kararlı bir azimle, sürdürülebilir güvenlik ve milli tam egemenliğe doğru güçlü adımlarla ilerlediğini kanıtlamaktadır. Bundan böyle, Afganistan’ı tehdit etmeyi düşünen her grup veya devlet, bu kesin mesajla karşılaşacaktır: Sınırlar ve savunma sistemleri, Afgan halkının meşru savunmasını asla engelleyemeyecektir.
