24 Esed: Fedakarlık Meyvelerinin Şafağının Ağardığı Vakit!

Müfti Nakib Ahmed Hamidi

“Şüphesiz ki biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik.”

Azim olan Allah doğru söyledi.

Öyle günler vardır kiq zamanın sayfalarında sıradan bir tarih olarak geçip gitmez; aksine, tarihin hafızasında asla batmayan bir güneş gibi kazınır kalır. Bu günler, ümmetin hafızasının damarlarında kan gibi akar, nesiller boyu dillerde dolaşır; her anıldığında geçmişin acısını ve zaferin serin esintilerini beraberinde getirir.

24 Esed, işte o günlerden biridir. Uzun bir gece karanlığının sabahın yüzünden çekildiği, özgürlüğün yüzünün yılların tozunun ardından tecelli ettiği, bitkin Afganistan’ın tarihinde yeni bir sayfanın açıldığı gündür.
Ancak bu şafak sökmeden önce, zifiri bir gece hüküm sürdü. Bu günün ardında, evlatlarına kavuşamayan, onlara şehadet haberleri gelen annelerin iniltileri vardı. Ardında, omuzlarında gençlerinin tabutlarını taşıyan sessiz babaların gözyaşları, baba şefkatinin sıcaklığından mahrum kalan çocukların gözleri, düğün sevinci yerine hüznün karasına bürünen beyaz gelinlikler ve evin kapısını özlemle bekleyen eşlere, sevdiklerinin ayak sesleri yerine şehadet haberlerinin gelmesi vardı.

Savaşlar sadece canları almakla kalmadı, evlerin çatılarını yıktı ve birçok ailenin umutlarını da parçaladı. Şehirleri ve köyleri yaraladı, ancak en derin yara insanların kalplerindeydi. Nice şefkatli babasını, yüreğinin bir parçasını (oğlunu), aziz kardeşini veya yol arkadaşını kaybedenler oldu. İnsanlar dağıldı, evlerini, topraklarını, işlerini ve hayatlarını değiştirebilecek eğitim hayallerini terk etmek zorunda kaldılar. Afganistan’ın her zerresinde, o uzun savaşın henüz anlatılmamış bir hikayesi vardır.
Bazı hikayeler mezarların toprağına gömüldü, bazıları annelerin gözlerinde, bazıları yetimlerin sessizliğinde, bazıları ise gidenlerin ayak seslerinin yankısını halen taşıyan eski evlerin harabeleri arasında saklı kaldı. Ancak Afganistan, tarihsel olarak sağlam bir halk olarak, zamanın fırtınaları önünde eğilecek bir halk değildir. Kasırgalarla yüzleşti ve kökleri, çağların fırtınalarının üzerinden geçip onları yerinden oynatamadığı dağlar gibi sapasağlam kaldı.
Müminin hayatındaki zor günler bir son değil, bir imtihan ve sınavdır. İmtihandan sonra zafer kapısı açıldığında, yapılması gereken kibirlenmek değil, Allah’a secde etmek; gururlanmak değil, şükretmektir. Bu nedenle, 24 Esed sadece bir sevinç günü değil, aynı zamanda bir şükür ve minnet günüdür.

Bu şükür, gelecek nesillerin vatan toprağında özgürce yaşayabilmesi ve İslam bayrağının özgür gökyüzümüzde yeniden dalgalanabilmesi için canlarını bu mukaddes nizam uğruna feda eden şehitlerin anısıyla bağlantılıdır. Ancak özgürlük sadece festivaller ve kutlamalarla tamamlanmaz.
Eğer gerçekten şehitlerin kanına vefa göstermek istiyorsak bu İslam nizamının temellerini güçlendirmeli, ülkemizi inşa ve imar etmeye başlamalıyız. Şehidin İslam uğruna yaptığı en büyük fedakarlığın mucizesi, İslami, mukaddes ve mamur bir Afganistan inşa etmektir. Çocuğun gözlerini korkuya değil, umuda açtığı bir Afganistan.
Öyleyse 24 Esed’i intikam değil ibret, nefret değil kardeşlik günü yapalım ve gelecekte güçlü bir İslam nizamı inşa etme konusundaki kararlılığımızı tazeleyelim. Bu gün bize zaferin son değil, yeni bir sorumluluğun başlangıcı olduğunu öğretiyor. Allah şehitlerimize rahmet etsin, yakınlarına güzel bir sabır ve büyük bir mükafat ihsan etsin.

Afganistan’ın güvenliğini bozmaya ve yeniden savaş ateşini körüklemeye çalışan o çevrelere ve ülkelere gelince, bu ümmetin artık başkalarının oyunlarına sahne olmadığını anlamalıdırlar. Afganistan, onlarca yıl süren savaşın cehenneminden çıktı. Herkes diyarımızda fitne ateşi yakmaktan uzak dursun. Bu halkın yaraları henüz iyileşmedi ve savaşı yeniden başlatmaya yönelik her girişim, tarihten alınacak sert derslerle karşılaşacaktır ve hak her zaman galip gelir.
Toprağımızın sınırlarında, güvenliğimizi ve İslami düzenimizi korumak için tüm gücümüzle duracağız ve istikrarla oynamaya kalkan herkese kararlı ve güçlü bir karşılık vereceğiz. Fırtınayı atlatmış olan ümmet, gök gürültüsünün uğultusundan korkmaz. Evlatlarınızın ve ailelerinizin kederlerini artırmayın, kendinize acıyın ve de bu İslami düzenin ve bu beyaz sancağın gölgesinde güvenlik ve barış içinde yaşayın.

Exit mobile version