Bölüm 4
Dr. Hümam Han
Afganistan’dan Gelen Tehditler ve Pakistan Ordusunun İlk Temeli
1848’de Britanya, Afganistan’ı işgal ettiğinde sadık müttefiki Serdar Dost Muhammed Han’ı Kabil’de tahta geçirdi. Ancak bu yönetim sadece yüzeyseldi. Gerçekte bölge, büyük güçler arasında bir rekabet alanı haline gelmişti.
Dost Muhammed Han’ın 1863’te ölümünden sonra Afganistan ile Britanya arasındaki ilişkiler yavaş yavaş gerildi. Yeni Emir, Britanya’nın etkisine direndi ve Britanya’nın büyük rakibi olarak görülen bir güç olan Rusya’ya yakınlaştı.
Bu koşullar, 1878’de İkinci İngiliz-Afgan Savaşı’nı ateşledi. Britanya, Kabil’i ele geçirdi ve Yakup Han’ı kukla Emir olarak atadı. Ancak kısa sürede zor bir gerçeği fark etti: Afganistan’ın dağları sadece coğrafya değil; onlar kırılmaz bir halkın kaleleridir.
Britanya, Afgan milletini güç kullanarak boyunduruk altına almanın imkansız olduğunu anladı. Bu nedenle stratejisini değiştirdi. Doğrudan yönetim yerine, Afganistan’da batı sınırlarına tehdit oluşturmayacak bir hükümet bulunmasını sağlamaya çalıştı.
Ayrıca Afganistan’ın Rusya ve Britanya arasında kalıcı bir siyasi rekabet arenası olarak duracağı açık hale geldi. Bu nedenle Britanya, stratejisini yeniden şekillendirdi:
– Hindistan’ın batı sınırlarını güvence altına almak
– Rus etkisini engellemek
– Çıkarlarını tehdit edebilecek herhangi bir ayaklanmayı bastırmak
Bu hedeflere ulaşmak için Britanya, batı Hindistan’daki, yani günümüz Pakistan’ındaki ordusunu güçlendirmeye ve daha iyi organize etmeye karar verdi.
Bu bağlamda, (önce Sınır Kuvvetleri’nin başı olarak görev yapan, daha sonra Afganistan işgaline liderlik eden ve 1885’te Bengal Ordusu’nun komutanı olan) Lord Roberts ve George Mac Munn gibi İngiliz generaller, ordunun, hem savaşma yeteneğine hem de sömürge yönetimine sadakate sahip olan yerel kabilelerden oluşturulması gerektiğine inanıyorlardı. Bu fikir daha sonra “savaşçı ırklar” teorisi olarak tanındı.
Bu politika altında, Hint alt kıtasının belirli bölgeleri seçildi; bunlardan en önemlileri Jhelum, Rawalpindi, Attock, Kohat ve Buner idi. Bu bölgelerden asker toplama işi hızla başladı.
1885’te Lord Roberts, Bengal Ordusu’nun komutasını devraldığında bu süreç daha da hızlandı ve Madras ile Bombay ordularına da yayıldı. Daha sonra Lord Kitchener, bu sistemi daha organize ve yapılandırılmış hale getirdi.
Kitchener, Kraliyet Hint Ordusu’nda büyük bir reform gerçekleştirdi. 1903 yılına gelindiğinde Bengal, Madras ve Bombay ordularını Kraliyet Hint Ordusu adı verilen tek bir merkezi kuvvette birleştirdi. Daha sonra bunu dört ana komutanlığa ayırdı: Bengal, Pencap, Madras ve Bombay.
Pencap Komutanlığı, Afganistan sınırına yakın olduğu için özel bir öneme sahipti. Pencap, Sınır (Hayber Pahtunhva), Sind ve Belucistan’ı içeren batı Hindistan’daki kilit bölgelerin sorumluluğu bu komutanlığa verildi. 1900 yılına gelindiğinde Britanya Hint Ordusu’nun yarısından fazlası bu sözde savaşçı kabilelerden oluşuyordu ve bunların çoğu Pencap ve Sınır bölgelerindendi.
Daha sonra bugünkü Pakistan ordusunun ana temeli haline gelen işte bu Pencap Komutanlığıydı. Bu nedenle, onun oluşumu Pakistan Ordusu’nun ilk temeli olarak görülmekte ve Lord Kitchener onun kurucuları arasında sayılmaktadır.
Tüm bu tarihsel arka plan göz önüne alındığında Pakistan ordusunun yirminci yüzyılın sonlarındaki birçok kararının aynı sömürgeci düşüncenin bir devamı olduğunu anlamak daha kolay hale gelir. Örneğin, 1980’lerde Sovyetler Birliği’ne karşı savaş sırasında verdikleri destek, büyük ölçüde dini saiklerden ziyade stratejik çıkarlar tarafından yönlendiriliyordu.
Aynı şekilde, Pakistan ordusu zaman zaman Afganistan İslam Emirliği’ni (IEA) desteklemiş olsa bile bu dini bir sisteme bağlılıktan kaynaklanmıyordu. Eğer durum böyle olsaydı önce kendi ülkesinde Şeriat’ı uygulardı.
Gerçekte bu, aynı İngiliz politikasının bir devamıdır: Kabil’de güvenlik çıkarlarına karşı durmayan bir hükümet bulunmalıdır.
Ve bu arka plan hesaba katıldığında, Pakistan ordusunun 11 Eylül’den sonra IEA ile bağlarını koparıp Amerika Birleşik Devletleri’nin yanında yer alma kararına asla “U-dönüşü” denemez.
Bunun nedeni, ordunun en başından beri bu şekilde inşa edilmiş olmasıdır: Eğer Afgan hükümeti onların yönlendirmelerine uymazsa ona karşı harekete geçilecek ve onun yerine başka uygun kişi veya onların seçtiği bir rejim iktidara getirilecekti.
