Seyfeddin
Günümüzde, Pakistan ordusunun, özellikle bölgesel çatışmalardaki, suç dolu uygulamaları ile Siyonist rejimin Filistin topraklarındaki politikaları aynı gizli kaynaktan beslenmektedir. Bunlar, aynı idareye hizmet eden iki işgalci ordudur ve yöneticileri tektir. Her ne kadar her biri diğerine düşmanlık sloganları tekrarlasa da basiret sahipleri, aralarında ideolojik ve pratik olarak dikkate değer bir fark veya anılır bir ayrım olmadığını kesin olarak bilirler.
Aralarındaki baskı dili ve işgalci davranış benzerliği kimseye gizli değildir. Filistin’de İslam ümmetinin büyük bir kısmı Siyonist kampın ablukası altında inlerken haddi aşan Pakistan ordusu da ezilen halkları (Peştunlar ve Beluçlar) yıllardır abluka altına almıştır. Bu iki cani arasındaki benzerlik ve uyum, birkaç temel noktada açıkça görülmektedir.
Bunları şu maddelerle özetleyebiliriz:
1. Halklarının Zenginliklerini Gasbetmek ve Ekonomik Kaynakları Ele Geçirmek
Siyonist rejimin Filistin’de yerleşim yerlerini ve merkezlerini genişleterek Filistinlilerin topraklarını ve mallarını gasbettiği gibi, Pakistan ordusu da “Savunma Konut İdaresi” ve diğer askeri kurumlar aracılığıyla, özellikle Sind, Beluçistan ve Hayber-Pahtunhva eyaletlerinde, halkın zenginliklerine ve özel arazilerine geniş çapta el koymuştur. Her iki ordu da gasbedilmiş toprakları etkili bir ekonomik ve stratejik silah olarak kullanmaktadır.
2. Zorla Kaybetme, Tutuklama ve İdam
Siyonistlerin en belirgin ve en vahşi hedeflerinden biri, Filistinlileri sebepsiz yere keyfi olarak tutuklamak, ardından onları yıllarca hapishanelerde alıkoymak ve nihayetinde idam etmektir. İsrail Meclisi (Knesset), bir İsrailliyi öldüren her Filistinli için idam cezası uygulanmasını öngören bir yasa kabul etmiştir. Aynı şekilde, Pakistan’daki “zorla kaybetme” meselesi de halkın bedeninde derin bir yara ve büyük bir trajedi oluşturmaktadır.
Pakistan ordusu, Beluç ve Peştun gençlerden binlercesini kaçırarak uzun yıllar boyunca karanlıkta kaybolmalarına sebep olmuş; onlardan haber alınamamış, sesleri duyulamamıştır. Ayrıca birçok masum insan, “Pakistan Talibanı” örgütüyle bağlantılı oldukları bahanesiyle yakalanmakta, ardından “uydurma çatışmalar” başlığı altında gizlice infaz edilmektedir. Bütün bunlar, her iki cephede de korku ve dehşet yaymak için sistematik ve planlı bir mekanizmadan başka bir şey değil.
3. Toplu Cezalandırmalar
Siyonistler, bir kişinin eyleminin intikamı için bir köyün tamamının evlerini yıkmaktadır. Aynı şekilde saldırgan Pakistan ordusu da Hayber-Pahtunhva’da, özellikle Veziristan ve diğer bölgelerde, “Temple of Dom” adı altında evlerin yıkılması ve pazarların yakılmasını içeren vahşi operasyonlar gerçekleştirmiştir. Tek bir olaya karşılık olarak bir bölgenin tüm sakinlerini hedef almak ve onların ekonomik kaynaklarını yok etmek, bu iki suçlu yapı arasındaki belirgin ortak özelliklerdendir.
4. Askeri Kontrol Noktaları ve Günlük Baskı
Siyonist yapı, Gazze ve Batı Şeria’ya kontrol noktaları ve güvenlik barikatları aracılığıyla boğucu bir abluka uygulayıp oradaki insanları her gün aşağılayıp eziyet ettiği gibi, cani Pakistan ordusu da kabile bölgelerini ve Beluçistan’ı her sokak ve kavşakta yoğun bir kontrol noktaları ağıyla işgal etmiştir. Burada sıradan vatandaşların hareketi kısıtlanmış ve aşağılayıcı hale getirilmiş, bölge halkı kendi vatanlarında yabancı veya şüpheli ve suçlu muamelesi görmüştür.
5. İdeolojik Propaganda ve Düşman Çoğaltma
Aynı şekilde, her iki ordu da eylemlerini meşrulaştırmak için dini ve milli sloganları kullanmaktadır. Siyonistler kendilerini Yahudi halkının savunucuları olarak tanımlarken, Pakistan ordusu kendisini İslam’ın ve Müslümanların savunucusu ve ülkenin tek sahibi olarak görmektedir. Onların zulüm ve suçlarına karşı sesini yükselten herkese, “Harici fitnesi” veya “şer çevreleri” suçlaması yapıştırılmaktadır.
6. Siyaset ve Ekonomiye Yasadışı Müdahale
Siyonist askeri rejimin İsrail’deki çıkarları sivil hayata baskın olduğu gibi, Pakistan’da da haddi aşan ordu, fabrikalardan siyasi seçimlere kadar küçük büyük her işe müdahale ederek halkın desteğine dayalı bir İslami nizamın oluşmaması için elini her türlü işe sokmaktadır.
Kısacası, Pakistan “İslam’ın Kalesi” olarak anılsa da, ordusunun kendi halkına (Peştun, Beluç ve Sindliler) karşı saldırgan davranışı, bir “işgal gücünün” davranışından aşağı kalmamaktadır.
Siyonistlerin Filistin’de uyguladığı zulüm, gasbetme ve aşağılama yöntemi, paralı Pakistan ordusu tarafından kendi topraklarında haklarını talep eden halklara karşı uygulanmaktadır. Bu benzerlik, baskı dilinin ve işgalci davranışın her yerde aynı olduğunu göstermektedir.

















































