Pakistan Askeri Rejiminin Tarih Sürecinde Gerçekliği! Bölüm 10

Dr. Hümam Han

İslam’ın Rolü ve Pakistan Ordusunun Fikri Yapısına Etkisi
Hiçbir şüphe veya tereddüde mahal bırakmaksızın söylenebilir ki hanif İslam dini, Pakistan ordusunun inanç ve düşüncelerinin şekillenmesinde hiçbir gerçek öneme sahip olmamış aksine, İslam’ın temel hükümleri çeşitli yönleriyle göz ardı edilmiştir. Evet, Pakistan’ın kuruluşundan sonra, ordunun asker ve subaylarının duygularını harekete geçirmek için İslam’ı büyük bir ustalıkla bir araç olarak kullandığı bir değişiklik meydana geldi; öyle ki savaşlarda vatan için ölüm, hayat ve fedakarlık ruhu onların içinde diri kalsın.

Askeri doktrini İslamileştirme girişimleri, Ziyaul Hak’ın yönetimi döneminde yoğunlaşmıştır. Bunun örnekleri arasında Albay Profesör Abdülkayyum’un Müslüman Olmaya Çalışma Üzerine adlı kitabı ve Tuğgeneral S. K. Malik’in Kuran’da Savaş Kavramı adlı eseri sayılabilir. Bu kitaplar ve benzerleri, tefsir, hadis, fıkıh ve diğer şer’i ilimlerde uzmanlaşmış alimler tarafından değil, bizzat askeri subaylar tarafından yazılmıştır.
Eğer olumlu açıdan değerlendirirsek bunun belki de bazı askeri bireylerin iyi niyetli bir çabası olduğu söylenebilir. Ancak pratik gerçek şu kibu kitaplar ve diğer tüm benzer çabalar, ordunun temel inançlarında, düşüncelerinde veya davranışlarında hiçbir köklü değişiklik oluşturmamıştır. Sadece askeri, yaptığı şeyin bir tür cihat ve büyük bir ibadet olduğu, komutanının emirlerine itaat etmenin kendisine vacip olduğu ve eğer öldürülürse şehitlik mertebesine ulaşacağı konusunda ikna etmiştir.

Ancak şu temel sorular cevaplanmalıdır:
• İslam’da cihadın gerçek tanımı nedir?
• Vatan için savaşmanın şer’i hükmü nedir?
• Cihadın şer’i hedefleri nelerdir?
• İslam’ terazisinde düşman kimdir, dost kimdir?
• Emire itaat etmenin sınırları nelerdir ve itaatin caiz olmadığı durumlar hangileridir?
• Şehit kimdir?
• Şehadete ulaşmanın şartları nelerdir?
• Şeriatın savaş için koyduğu adap ve kurallar nelerdir?
Tüm bu sorular ya tamamen göz ardı edilmekte ya da bunlara doğru şer’i cevaplar verilmemektedir.
Örneğin, Pakistan ordusundaki birçok subay ve askerin, cihadın temel hedefinin “Allah’ın kelimesini yüceltmek” olduğunu, yani tevhid kelimesini yükseltmek, şirki ortadan kaldırmak, şeriatı ikame etmek ve kafirlerin egemenliğine son vermek olduğunu bilmediği kesin olarak söylenebilir.

Temel şer’i kavramlardaki bu cehaletin sonucu olarak Pakistanlı askerler, Bengalli Müslümanları öldürürken Bedir ve Uhud gazvelerini delil gösteriyorlardı; Arap mücahitlerin kanını dökerken kendilerine “mücahid” diyorlardı.
Bu nedenle, 1971 yılındaki olaylar sırasında General Tikka Han, Doğu Cephesi’ndeki birliklere hitaben şöyle demiştir: “Müslümanların cihat ve İslam ile olan bağları sayesinde küçük bir Müslüman topluluğu en güçlü düşmanları yenmeyi başarmıştır. Bedir, Uhud, Hayber ve Şam savaşları, Müslümanların neler yapabileceğinin en iyi kanıtıdır.”

Ayrıca 2004 yılında, Veziristan’ın Vana kentinde Arap ve gayrısından oluşan muhacir mücahitlere karşı verilen savaşlarda Tuğgeneral Khattak, katılan askerlere şöyle seslenmiştir: “Gerçek mücahitler benim askerlerimdir, gerçek mücahitler sizsiniz!”
Bu nedenle, rahatlıkla söylenebilir ki temel inancı, düşüncesi ve felsefesi açısından bu ordu, halen Sandhurst ve Dehra Dun askeri akademilerinden mezun olan aynı Kraliyet İngiliz Hint Ordusu’dur. Tek fark, bugün askeri merkezlerinin İslami duyguları harekete geçirmek için “iman, takva ve Allah yolunda cihat” sloganlarıyla süslenmiş olmasıdır. Oysa bu ordu, tıpkı 1857’de olduğu gibi, bugün de bu üç gerçekten uzaktır.

Daha da tehlikelisi, aynı İslami olmayan hedefler bugün dini coşku kisvesi altında takip edilmektedir.
Ordu’nun temel inancını özetlerken Stephen P. Cohen şöyle yazmıştır: “Bağımsızlığını kazanan tüm Müslüman ülkeler, Batı tarzında eğitilmiş orduları miras aldılar… Bu nedenle bu ordular, Clausewitz, Liddell Hart ve Schilling’in teorilerinden vazgeçmeye eğilimli değildir. Pakistan ordusunun subaylarının çoğu bu teorilerden asla vazgeçmeyecektir.”
(Pakistan Ordusu: Tarih ve Yapılanma, Stephen P. Cohen, s. 107)

Exit mobile version