Haricilerin Mirasçıları

Bölüm 3

Yazan: İhsan

Hariciler ve Benzeri Gruplar Hakkındaki Kuran Ayetleri
Kuran-ı Kerim’de Haricileri ismen açıkça zikreden bir ayet yok. Ancak, İslam’ın en büyük tefsir alimlerinin çoğu, bazı ayetlerin, iniş sebepleri ve anlam genişlikleri nedeniyle, tarih boyunca Hariciler ve benzeri gruplar için de geçerli olduğunu belirtirler. Bunlar arasında Al-i İmran Suresi’ndeki şu ayet de vardır:

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılığa düşüp parçalananlar gibi olmayın.” (Al-i İmran Suresi, 105)
Tefsir alimlerine göre bu ayet, İslam Ümmetini, bölünmeye ve Ümmetin ana gövdesinden ayrılmaya karşı uyarmaktadır. Bu, Haricilerin ve daha sonra DAEŞ ve benzeri grupların izlediği yoldur; bu gruplar, asılsız tekfir iddialarıyla Ümmeti bölünmeye, anlaşmazlığa ve kan dökülmesine sürüklemiştir. Haricileri tanımlamak ve özelliklerini tanımak için en açık ve en önemli kaynak ise Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetidir. Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim gibi saygın kaynaklarda kaydedilen sayısız sahih rivayette, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sapkın grubu dikkat çekici bir netlikle tanımlamıştır.

Bu nebevi uyarılar, Hariciler daha ortaya çıkmadan önce verilmiştir. Daha sonra, Müslüman fakihlerin Haricileri ve tarih boyunca onların yolunu izleyen her grubu kınamadaki hükümlerinin dayandığı ana temellerden biri haline gelmiştir.
En meşhur rivayetler arasında, Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şu sözü yer alır:
“Ahir zamanda, yaşları genç, akılları zayıf bir topluluk çıkacak. Kuran okuyacaklar, ancak Kuran boğazlarından öteye geçmeyecek. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar.”
Bu hadis, Haricilerin ve DAEŞ gibi onların yolunu izleyenlerin birkaç belirleyici özelliğini ortaya koyuyor.

Birincisi, mübarek Kuran’ı okurlar ancak gerçek anlamlarını kavrayamazlar. Kuran sadece dillerinde kalır ve kalplerine veya eylemlerine hiçbir etki bırakmaz.
İkincisi, yeterli bilgi ve sağlam bir İslam anlayışı olmaksızın aceleci yargılara ve eylemlere atılan, deneyimsiz ve olgunlaşmamış genç adamlardır.
Üçüncüsü, kendilerini derinden dindar olarak göstermelerine rağmen, gerçekte dinden çıkmışlardır ve gerçek İslam’la hiçbir benzerlikleri yoktur.
Başka bir rivayette Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Haricileri “Allah’ın mahlukatının en kötüsü” olarak tanımlamış ve şöyle buyurmuştur:
“Kuran okurlar, ancak boğazlarından öteye geçmez.”
Bu derin sözler, Kuran’ın dıştan okunmasının, eğer samimi bir inanç ve dinin doğru bir anlayışı eşlik etmiyorsa hiçbir fayda sağlamadığını açıkça ortaya koymaktadır. Aksine, Allah Teala’nın kelamını kötüye kullananlar, insanların en kötüleri arasına girerler.

Sahabelerin en büyük alimlerinden biri olan Abdullah b. Abbas (radiyallahu anhu), Haricilerle karşılaştıktan sonra şöyle demiştir:
“Onlardan daha çok ibadet eden bir topluluk görmedim. Alınları secdeden kararmış, elleri devenin dizleri gibi nasır bağlamıştı. Oysa onlar, Allah’ın mahlukatının en kötüleridir.”
Bu sözler, dıştan görünen ibadetin, eğer dinin sağlam bir anlayışı ve doğru bir İslami karakter eşlik etmiyorsa, sadece değersiz olmakla kalmayıp, kişiyi daha da derin bir sapkınlığa sürükleyebileceğini göstermektedir.

İslam’ın gerçek temsilcisi olduğunu iddia eden DAEŞ, gerçekte Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) on dört asırdan fazla bir süre önce tanımladığı özellikleri sergilemektedir. Üyelerinin çoğu, sadece az bir dini bilgiye sahip olmalarına rağmen kendilerini çağlarının en büyük alimleri zanneden cahil ve deneyimsiz genç adamlardır. Kuran okurlar, ancak onun doğru anlaşılmasından ve gerçek hedeflerinden mahrum kalırlar.

İbadetleri aşırı bir katılıkla yerine getirirken, aynı zamanda masum kadın ve çocukları öldürmeyi, ibadet yerlerini yok etmeyi ve esirleri köleleştirmeyi meşru sayarlar. Allah Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) Ümmetini uyardığı işte bu gruptur; şöyle buyurmuştur:
“Onları nerede bulursanız öldürün, zira onları öldürmenin Allah katında büyük bir mükafatı vardır.”

Exit mobile version