IŞİD’in eylemlerinin kısa bir incelemesi çarpıcı bir gerçeği ortaya koymaktadır; kendini devlet ve halifelik ilan eden bu varlık başarının ilkelerinden çok uzak ve peşinde olduğunu iddia ettiği yüce hedeflerden tamamen kopuk bir yapıdan ibarettir.
IŞİD, ister bir hareket ister bir devlet olarak değerlendirilsin, hem içi boş hem de işlevsiz bir yapı olarak ortaya çıkmaktadır. İdeolojik takipçilerinden ve aktif destekçilerinden arındırıldığında, ıssız ve cansız terk edilmiş bir şehre benzemektedir.
Eğer IŞİD’i bir hareket olarak değerlendirmeyi seçersek, bu hareketin temel ivmesini kaybettiği açıktır. Bu tür davaları besleyen ideolojik şevk ve kitle desteğinden mahrum olan grup, etkisini kaybetmiştir. Öte yandan kendisini “Irak ve Şam İslam Devleti” (IŞİD) olarak adlandırdığı için bir devlet olarak analiz edersek, devlet olmanın temel kriterlerinden hiçbirini karşılayamadığı da açıktır.
Siyaset bilimi açısından devlet; egemenliğe sahip, açıkça tanımlanmış bir coğrafi bölge üzerinde otoriteye sahip ve kanunların uygulanması, düzen, güvenlik ve kamu hizmetlerinin sağlanması yoluyla işlev gören siyasi bir varlık olarak tanımlanır.
Klasik terimlerle açıklamak gerekirse devlet; kalıcı bir varlığa, meşru otoriteye ve hem iç hem de dış işleri düzenleme yeteneğine sahip yasal-politik bir yapıdır.
IŞİD bu tanımın en temel unsurlarını bile karşılamamaktadır. Uluslararası alanda tanınan, istikrarlı bir bölgeyi kontrol etmediği gibi, sabit bir nüfus üzerinde yasalarını sürdürülebilir veya meşru bir şekilde uygulama kapasitesine de sahip değildir.
Devlet Olmanın Temel Bileşenleri:
Herhangi bir varlığın devlet olarak tanınması için belirli temel bileşenlerin mevcut olması gerekir. Bu temel unsurlar yalnızca teorik değil, aynı zamanda bir siyasi organın meşru otorite ve yönetimi uygulayabileceği operasyonel çerçeve olarak da hizmet eder:
1. Tanımlanmış Coğrafi Bölge:
Belirli bir coğrafi alan üzerindeki kontrol, devlet olmak için ön koşuldur. Bu bölgesel kontrol, yasaların uygulanmasını, yönetim programlarının yürütülmesini ve tanınan sınırlar içinde otoritenin kullanılmasını sağlar. Kalıcı ve açıkça belirlenmiş herhangi bir bölgesel kontrolden yoksun olan IŞİD, bu temel testi geçememektedir.
2. Nüfus:
Bir devletin, yasalarına tabi olan ve otoritesini gönüllü olarak destekleyen yerleşik bir nüfusu olmalıdır. Zorlama, korku veya askeri hakimiyete dayanan yönetim, bir varlığın meşru bir devlet olarak kabul edilmesini diskalifiye eder. IŞİD’in gönüllü bağlılıktan ziyade korku yayma, baskı ve şiddete güvenmesi, devlet olma iddiasını zayıflatır.
3. Hükümet:
Bir devletin siyasi, ekonomik, güvenlik ve sosyal işlerini yönetmek için örgütlü ve işleyen bir hükümet yapısının olması şarttır. Hiçbir devlet, yapılandırılmış bir idari aygıt olmadan etkili bir şekilde faaliyet gösteremez veya meşruiyet iddia edemez. IŞİD’in genellikle vahşetle yönlendirilen kaotik ve merkezsiz liderliği, meşru bir yönetim olarak nitelendirilemez.
4. Egemenlik:
Egemenlik, yabancı güçlere tabi olmadan hem iç hem de dış konularda bağımsız kararlar alma yeteneğini ifade eder. Ancak IŞİD, açıkça dış aktörlerin etkisi ve manipülasyonu altında faaliyet göstermiştir ve bu da onu gerçek anlamda egemen bir varlık olmaktan çok bir araç haline getirmiştir. Bu tabiiyet, bağımsız devlet olma iddiasını daha da itibarsızlaştırmaktadır.
IŞİD ister bir hareket ya da ister bir devlet olarak analiz edilsin, her ikisinde de kesin bir şekilde başarısızdır. Bir hareket olarak canlılıktan ve etkiden yoksundur; bir devlet olarak ise meşru bir devlet olmak için gereken her temel unsurdan yoksundur. Özünde, ideolojik temeline ve pratik eylemlerine dayanarak baktığımızda IŞİD ne bir hareket ne de bir devlettir; daha ziyade eylemleri masum insanlara muazzam acılar çektiren ve İslam’ın imajını ciddi şekilde zedeleyen barbar bir gruptur.
