Bu kelimeleri yazarken kalemim titriyor olsa da, onları yazmalıyım çünkü tarih bu vakıayı asla unutmamalı.
İslamabad’ın Kalbine Derin Bir Darbe; İnanç Kalesinin Yıkımı:
2007’de Pakistan Ordusu, İslamabad’ın kalbindeki Lal Mescidi’nin masum bayan öğrencilerine, Hafızlara ve öğretmenlerine vahşice saldırmıştı. Bu saldırı yalnızca bir Pakistanlı generalin veya ordunun kararı değildi, aynı zamanda dini bilinci ortadan kaldırmayı amaçlayan Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Hindistan istihbarat teşkilatları tarafından da düzenlenmiş daha geniş bir komplonun parçasıydı.
Lal Mescidi yalnızca bir ibadet yeri değildi; İslami uyanışın bir simgesiydi. Mescidin duvarları arasında tiranlığa, baskıya ve dönemin hukuksuz politikalarına karşı seslerini cesurca yükselten, derin dini inançlarla yönlendirilen cesur erkekler ve onurlu kadınlar vardı. Ancak bu ses, İslam düşmanları için tahammül edilemezdi.
Zulmün Karanlık Tarihi ve Masumların Kanı:
Temmuz 2007’de, General Pervez Müşerref’in emri ve doğrudan ABD istihbaratının da katkısıyla Pakistan Ordusu; Lal Mescidi’ndeki öğrencilere, akademisyenlere, kadın öğrencilere, öğretmenlere ve hafızlara karşı vahşi bir saldırı başlattı. Kadınların bulunduğu bu tek bir mescide karşı düzenlenen operasyon için ağır topçu, tank, helikopter ve fosfor bombaları ile zehirli gazlar da dahil olmak üzere çok sayıda silah ve teçhizatla 10.000 asker konuşlandırıldı.
Resmi rakamlara göre, 1.000’den fazla kadın öğrenci, akademisyen ve hafız şehid edildi, ancak görgü tanıkları sayının 3000’i geçtiğini iddia ediyor. Sadece öldürülmekle kalmadılar, aynı zamanda katliamın tüm kanıtlarını silmek ve vahşetin tam boyutunu gizlemek için Pakistan ordusu tarafından cesetleri yakıldı.
Bu trajedinin en yürek parçalayıcı yönü, yaklaşık 200 onurlu ve dindar kadın öğrencinin kaybolmasıydı; onlar sadece İslam hukukunun uygulanmasını savunuyorlardı. Çeşitli raporlara göre, bu genç kadınların çoğu binlerce dolar karşılığında Amerikan güçlerine teslim edildi ve daha sonra Bagram ve Guantanamo gibi ABD gözaltı tesislerine transfer edildiler.
Amerika, İsrail ve Hindistan; Gizli Anlaşmanın Sırları:
-Amerika’nın Gizli Eli:
Operasyon sırasında, ABD Büyükelçisi Anne W. Patterson üst düzey Pakistanlı yetkililerle doğrudan temas halindeydi ve askeri komutanların yanında Amerikalı danışmanlar da vardı. CIA bu operasyonu 500 milyon dolarla finanse etmişti.
Operasyonun ardından, görevi yöneten kıdemli Pakistanlı generallere ABD’de kalıcı vizeler ve mülkler verildi.
-İsrail’in Desteği:
Operasyon sırasında Pakistan Ordusu, geride hiçbir iz bırakmadan kurbanları ortadan kaldırmak için lazer güdümlü bombalar gibi gelişmiş İsrail yapımı silahlar kullandı.
Operasyonda tüm savaş ilkelerini ihlal eden Pakistan istihbarat teşkilatı (ISI) içinde bu saldırıya itiraz eden ve operasyonu etik ve yasadışı olarak tanımlayan bazı subaylar öldürüldü veya istifaya zorlandı.
-Hindistan’ın Rolü; RAW’ın Gizli Manipülasyonları:
Hindistan istihbarat teşkilatı RAW, Lal Mescidi’ni ‘El Kaide merkezi’ olarak tasvir ederek uydurma bir istihbaratla Müşerref hükümetini yanıltmıştı.
Pakistan ordusunun belirli çevrelerine yerleşmiş olan Hint ajanları, operasyon için hem teknik hem de istihbarat destek sağladı.
Operasyondan sonra Hint istihbaratı, saldırıyı ‘terörle mücadele başarısı’ olarak tanımlamaları için bazı Pakistan medya kuruluşlarına 15 milyon dolar ödedi.
Ordu İçindeki İç Direniş ve Susturulan Subaylar:
Operasyon sırasında Pakistan Ordusu içindeki birkaç din görevlisi Lal Mescidi’ne yapılan saldırıya karşı çıktı. Saldırıyı İslam’a aykırı olarak değerlendiren bazı üst düzey askeri yetkililer görevden alındı, diğerleri ise öldürüldü. Bu isimlerden bazısı şöyledir:
Albay Abbas: Lal Mescidi’ne yapılan operasyona karşı çıkmış ve kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldü.
Binbaşı Amir: Gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan ancak aniden istifa etmek zorunda kalan bir istihbarat görevlisi.
Tuğgeneral Ali Han: Operasyona karşı çıkmış ve bunun sonucunda da “terörizm” suçlamasıyla haksız yere hapse atılmıştır.
Pakistan’ın Çift Taraflı Politikası; Başarısızlıklarının Suçunu Başkalarına Atma:
Lal Mescidi bir “terörist merkezi” ise, neden orada sadece Kuran, Hadis ve İslami ilimler öğretiliyordu?
Operasyonun amacı “terörizmi” ortadan kaldırmaksa, neden masum kadın öğrenciler Amerikalılara teslim edildi?
Operasyondan sonra neden üst düzey askeri subaylara kalıcı ABD vizeleri ve mülkleri verildi?
Lal Mescidi’nin Hikayesi; Tarihten Asla Silinemeyecek Bir Anı:
Lal Mescidi’nin kanı henüz kurumamışken Pakistan’ın aynı zulmü başka şekilde yeniden boy gösterdi; Camia Hafsa’nın Başkanı Ummu Hasan Şer’i nizamı savunduğu için tutuklandı ve masum hafızlar bir kez daha devletin vahşetiyle karşı karşıya kaldı. Ancak tarih her şeyi kaydeder ve gerçekler birgün ortaya çıkar.
Pakistan önceden olduğu gibi başarısız ve İslam dışı politikalarını düzeltmek yerine, kötüleşen güvenlik durumunun suçunu başkalarına atmaya devam ederek Ummu Hasan’ı meşru Şeriat temelli taleplerde bulunduğu için tutukladı ve bu durum sosyal medyada yaygın bir öfkeye yol açtı.
Pakistan, başarısız güvenlik politikalarını maskelemek için propaganda yoluyla halkını aldatırken, iç krizlerinin suçunu da Afganistan’a yüklüyor.
Pakistan, Müslümanlara baskı yapıyor ve öfkeyi kışkırtıyor, insanları silaha sarılmaya zorluyor ve bu da yozlaşmış generallerin ve siyasi liderlerin iktidarlarını korumalarına olanak sağlıyor. Pakistan kendi politikalarını düzeltmek yerine, halkını yanıltmak için Afganistan’ı suçlamaya devam ediyor.
