Kurban Bayramı; İlahi Takva, Teslimiyet ve Fedakarlık Okulu!

İhsan

Kurban Bayramı, İslam’ın en büyük ve en yüce şiarlarındandır. Onda, kulluk, ihlas, fedakarlık ve Yüce Allah’ın emrine teslimiyet anlamları en güzel şekilleriyle tecelli eder. Bu mübarek vesile, sadece bir ibadet ritüeli veya toplumsal bir gelenek değil, aynı zamanda tevhid tarihindeki en büyük imtihanın ebedi bir hatırlamasıdır; öyle bir imtihan ki Allah’ın Peygamberi İbrahim (aleyhisselam) ve sevgili oğlu İsmail (aleyhisselam) bu imtihanda, Yüce Allah’ın emrine itaat ve boyun eğmenin en büyük örneğini sergilemişlerdir. Bu nedenle, İslam’daki kurban sadece bir hayvan kesmekten ibaret değil aynı zamanda nefsin arzularından fedakarlık etmek, dünyaya bağlılıktan kurtulmak ve Yüce Allah’a yakınlaşmanın bir vesilesidir.

Allah, Kuran-ı Kerim’de kurbanı büyük şiarlarından saymış ve Allah’ın şiarlarını yüceltmenin, kalplerin takvasının bir göstergesi olduğunu beyan etmiştir. Bu ifade, kurbanın yüce manevi makamını ve onun sadece dışsal bir görünüş veya şekli bir ritüel olmadığını ortaya koyar. Kurbanın hakikati ve değeri, niyetin saflığı, ihlas ve samimi kulluk ruhu ile ilgilidir. İslam, Müslümandan Kurban gününde, Allah yolunda hayvanı kurban ettiği gibi kibri, bencilliği, hırsı, cimriliği ve günahları da kurban etmesini, böylece ruhunun yücelip Yaratıcısına yakınlaşmasını ister.

Kurbanın kökleri ve derin anlamı, Allah’ın Peygamberi İbrahim’in (aleyhisselam) hayatındaki o dönüm noktası niteliğindeki tarihi olaya dayanır. Ömrünü tevhid daveti ve şirkle mücadele ile geçiren, defalarca büyük ilahi imtihanlara ve sınavlara maruz kalan bu büyük peygamberin en büyük ve en ağır imtihanı, Yüce Allah’ın kendisine rüyasında sevgili oğlu İsmail’i (aleyhisselam) boğazlamasını emretmesiydi.
İbrahim (aleyhisselam), evlat nimetini yıllarca bekledi, nihayet Yüce Allah, ömrünün sonlarında ona İsmail’i (aleyhisselam) ihsan etti. Doğal olarak bu evladın sevgisi babanın kalbinde kök salmıştı. Ancak ilahi emir geldiğinde, İbrahim (aleyhisselam) evlat sevgisini değil, Allah’ın itaatini tercih etti ve Allah sevgisinin her sevgiden üstün olduğunu kanıtladı.
Bu büyük olayda en güzel şekilde tecelli eden şey, İsmail’in (aleyhisselam) iman ve teslimiyet ruhuydu. Babası ona durumu bildirdiğinde itiraz etmedi veya tereddüt etmedi. Bilakis büyük bir edep, iman ve sebatla şöyle dedi: “Babacığım! Sana emrolunanı yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat 102). Bu cevap, iman, yakin ve samimi tevhid terbiyesinin yüce bir örneğiydi. O anda baba, Allah yolunda en sevdiği şeyi feda etmeye hazırdı, oğul da Allah rızası için kendini feda etmeye hazırdı; işte bu olay, insanlık tarihinin en büyük ebedi derslerinden biri haline geldi.

İbrahim (aleyhisselam), Allah’ın emrini yerine getirmeye tam bir ihlasla yöneldiğinde Allah onun teslimiyetindeki samimiyeti ve itaatin kemalini kabul etti ve İsmail’i (aleyhisselam) boğazlamadan önce, ona fidye olarak büyük bir koç verdi, böylece kurban o oldu. İşte böylece bu imtihanın gerçek hikmeti tecelli etti; amaç İsmail’in (aleyhisselam) kanını akıtmak değil, İbrahim ve İsmail’in (aleyhisselam) imanlarının, teslimiyetlerinin ve Yüce Allah’ın emrine vefalarının derecesini göstermekti. Bu büyük olay, Allah’ın samimi kullarının O’nun emri karşısında tereddüt etmediklerini, tembellik ve gevşekliğin kalplerine bir yol bulamadığını, bilakis Rablerinin rızasını her şeye tercih ettiklerini kanıtlamıştır.

İşte bu nedenle İslam’da kurbanın derin manası anlaşılmaktadır. Kurban, hakikatte ruhu terbiye etmek ve nefsi arındırmak için bir okuldur; Müslüman, bu okulda Allah’ın emirlerine nasıl boyun eğeceğini, dünyanın süslerine bağlılıktan nasıl kurtulacağını ve fedakarlık ile diğergamlık anlamlarını içinde nasıl canlandıracağını öğrenir. İçinde fedakarlık ruhunun hakim olduğu toplum, merhamet, yardımlaşma, fakirlere acıma ve samimi İslam kardeşliği anlamlarının kök saldığı toplumdur.
İslam ümmetinin bugün, Kurban Bayramı’nın gerçek mesajını kavramaya her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Zira modern medeniyet, insanı maddiyata, bencilliğe ve dünyaya aşırı bağlılığa itmiştir. Oysa kurban bize, insanın gerçek değerinin takvasında, ihlasında ve fedakarlığa hazır olmasında yattığını öğretir. Samimi Müslüman, tıpkı İbrahim’in (aleyhisselam) Allah’ın emrine boyun eğdiği gibi boyun eğen ve tıpkı İsmail’in (aleyhisselam) karşıladığı gibi Allah’ın emrine sabırla icabet etmeye hazır olandır. Eğer kurban ruhu Müslümanların hayatına yeniden dönerse anlaşmazlık, zulüm, benmerkezcilik ve bozuk ilişkilerin birçok sebebi söner ve ümmet birlik, iman ve izzet yoluna geri döner.

Kurban Bayramı, hakikatte imanın nefsin şehvetlerine, itaatin dünyaya bağlılığa ve ihlasın şeytanın vesveselerine karşı zafer kazandığı bir bayramdır. Müslümanlara, Allah’a yakınlığın ancak fedakarlık, sabır ve halis kullukla elde edilebileceğini hatırlatır. İbrahim ve İsmail (aleyhisselam) o büyük imtihanda başarılı olup başları dik çıktıkları gibi, Müslümanların da hayatın çeşitli imtihanlarında kişisel arzularına değil, Allah’ın rızasına öncelik vermeleri ve iman, takva ve ihlas ışığında kulluk yolunda yürümeye devam etmeleri gerekmektedir.

Exit mobile version