Yazan: Velid
Geçen yarım yüzyıl boyunca Afganistan’ın istikrarı, devlet inşası ve sözde ulus inşası için hep yabancı reçeteler kullanıldı. Ülkeye bir isim altında dayatılmış başka bir sistem getirildi ve sonuçlar daima olumsuz oldu. Ancak bütün bu zaman diliminde yalnızca iki yönetim dönemi, iki sistem gördük ki derin Afgan köklerine sahip idi ve yabancı desteğe değil, bizzat halkın desteğine dayanıyordu; bunlar da İslam Emirliği’nin birinci dönemi ile ikinci, yani mevcut dönemidir.
Bu iki dönemin güvenliği, imarı ve milli kudreti bugün bile halkın iftiharı olmaya devam ediyor. IEA’nın yeniden iktidara gelmesiyle yalnızca yirmi yıllık kara işgal bayrağı katlanıp kaldırılmadı, aynı zamanda işgalin içerideki kuklaları ve belirli bir bölgenin ve vilayetin zenginliği ve imtiyazlarından geçinenler de iktidardan düştü ve nüfuzlarını kaybetti. Bu kişiler geçen yirmi yıl boyunca mücahit, direnişçi ve özgürlük savaşçısı adı altında Cumhuriyet’ten eşi benzeri görülmemiş imtiyazlar devşirdiler; ancak çıkarları tek bir aile ve tek bir kabile silsilesi içinde kilitli kaldı, kendi halkına gerçek anlamda ulaşmadı; bugün her Afgan buna şahittir.
Bu aynı gaspı sürdürmek, başkalarının çocuklarını eskiden yaptıkları gibi kendi çıkarları ve de yabancı efendilerinin çıkarları ve kötü hedefleri uğruna savaşa göndermek için çeşitli adlar altında geniş propaganda kampanyaları başlattılar. Bu kötü niyetli propaganda; taraflı medya organlarını, eski sözcüleri ve sırf mücahit adı altında imtiyaz devşirmiş kişileri kapsıyor; bu kişiler kendi iktidar dönemlerinde bu sloganların yüzde birini dahi uygulamaya koymamış, aksine idari ve ahlaki yolsuzluk, arazi gaspı, cinayet, adam kaçırma ve uyuşturucu kaçakçılığı konusunda apaçık birer bakiye bırakmışlardır.
Şu anda ülke dışında, sanal dünyada bu cephelerden pek çoğu faaliyet halinde; bölgenin ve işgalci ülkelerin kendi itibarsız istihbarat çevrelerinin desteğiyle başkalarının çocuklarını, özellikle de duygusal gençleri, türlü umutlar ve vaatlerle cezbederek kendi saflarına çekmeye çalışıyorlar.
Özgürlük, Direniş, Seferberlik Cephesi, Sipahiyan-ı Mihan ve diğer cepheler, konseyler ve siyasi ittifaklar; Ahmed Mesud, Sami Sedat, Dr. Ziya, Üstad Seyyaf ve firar etmiş diğer Cumhuriyet yetkilileri gibi isimlerin başını çektiği bu oluşumların tamamı bir isimden ibarettir. Üstelik bu isimleri ortaya atan kişilerin kendileri de kendi aralarında ciddi bir dağınıklık ve zayıflık içindedir. Onları yalnızca yabancı destekçilerinden gelen dolar serumu medya kameraları önünde orada-burada bir nebze canlı tutuyor; bütün faaliyetleri bildirilerden ve konferanslardan ibarettir.
Elhamdülillah, Mücahit ve Müslüman Afgan halkı, onların bu sanal faaliyetini ve bu sözde istihbarat işini anlamoş vaziyette ve ne olduğunu çok iyi bilmektedir; çünkü buna karşı IEA’nın manevi meşruiyeti, propaganda ile değil icraatla her geçen gün kendini göstermekte ve Afganistan’ın düşmanları dahi mevcut yönetim ve imar sürecinin yarım yüzyılda eşi benzeri olmadığını itiraf etmektedir.
Önemli bir nokta da şudur: Bu tür gruplar, yetkililer ve yandaşları halkın güvenini tamamen kaybetmiş durumdadır ve şu anda Afganistan içinde kötülük yapmak, sabotaj düzenlemek veya halkı rehin tutmak için bir karış dahi alanları kalmamıştır. Bir kimsenin bir ülkede kötülük ve yolsuzluk için ne alanı ne de güveni kalmadığında, halk onlara karşı nefret ve tiksintiden başka bir şey beslemediğinde, propagandaları ve sloganları amaçladıklarının tam tersi sonuç vermekte, kendi itibarsız yüzlerini ve kötü amaçlarını ifşa etmekten başka bir işe yaramamaktadır.
Bu aynı grupların, cephelerin ve şımartılmış Cumhuriyet figürlerinin kendi iktidar dönemlerindeki tutumu da hiç kimseden gizli değildi. Kabil’de ve diğer şehirlerde insanlık dışı eylemler, zulümler, hırsızlıklar ve gasplarla dolu uzun bir geçmişe sahiptirler. Kendi hükümetlerinden ve liderlerinden imtiyaz devşirdiler; aynı zamanda muhalif, sivil aktivist veya gazeteci adı altında kendi sistemlerine ve kurumlarına saldırdılar; bazen dost bazen düşman kesildiler; devlet içinde devlet yürüttüler, terör estirdiler; öyle ki halkın ırzı, namusu, malı ve ticareti onlardan asla güvende olmadı ve onların kötülükleri yüzünden pek çok Afgan iç göçe sürüklendi, hatta yurt dışına mülteci olarak gitmek zorunda kaldı.
Bu cephe başları bütün dikkatlerini medyaya ve bildirilere verdikleri için, cevap olarak onlara IEA’nın kendi medyası veya sözcüleri değil, bizzat sıradan insanlar ve medya aktivistleri kendi imani ve Afgani vazife anlayışıyla gönüllü olarak vermekte ve bu güven her geçen gün daha da güçlenip halka mal olmaktadır; ta ki en sonunda dünya ve taraflı yabancı istihbarat çevreleri de bu milli güvene ve desteğe baş eğmek zorunda kalsın!

















































