İslamsız Hilafet! Bölüm 6

Halil

 

DAEŞ, sadece suç işleyen tekfirci bir grup değil, aynı zamanda din kisvesi altında ortaya çıkan büyük bir felaketti; şiddet, yalan ve aldatma yoluyla İslam’ın imajını çarpıtmaya ve insan onurunu ayaklar altına almaya çalışan tehlikeli bir belaydı.
Bu sapkın grubun suçları silahlı cinayetler ve bombalamalarla sınırlı kalmayıp hakikati tahrif etmeye ve zihinleri zehirlemeye kadar uzandı. DAEŞ’in medya araçları sıradan bir haber aktarım aracı olmayıp beyin yıkamak, kamuoyunu aldatmak ve körü körüne itaat eden takipçiler üretmek için kullanılan ölümcül ve tehlikeli bir silaha dönüştü.

DAEŞ örgütünün propaganda sistemi, video ve fotoğraf üretimine, sosyal medya ağları ile dijital platformların sömürülmesine dayanan, yüksek hassasiyetle planlanmış ve hesaplı bir tarzla oluşturulmuştu. Bu medya aygıtı, suçları, kan dökmeyi ve köleleştirmeyi ibadet ve kahramanlık olarak tasvir etti. İnfaz, işkence, bombalama sahneleri ve dehşet verici görüntüleri yaygın bir şekilde yayarak DAEŞ, dünyanın dört bir yanında korku ve terör atmosferi oluşturdu; aynı zamanda da cahil ve kırılgan gençlerin zihinlerini hedef alarak onları aldatmaya ve saflarına çekmeye çabaladı.

Bu suç örgütü, işlediği cinayetleri “kutsal zaferler” adı altında sunmaya çalıştı. Bu görsel materyalleri izleyen herkes, DAEŞ’in güçlü, meşru ve adalet talep eden bir hareket olduğunu düşünebilirdi; ancak gerçekte olan sadece kan, yıkım ve toplumun tahribatıydı. DAEŞ’in medya kuruluşu, hakikatleri altüst ederek zulmü adalet, suçu dindarlık kisvesi altında sundu.
DAEŞ örgütü, medyayı kötüye kullanarak dini, kötülüğü ve saldırganlığı meşrulaştıran bir araca dönüştürdü. Kuran-ı Kerim ayetlerini ve Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerini, tarihi, ahlaki ve manevi bağlamlarından kopararak tahrif edilmiş bir şekilde kullanma yoluna gitti; böylece öldürme, işkence, köleleştirme ve yağmalamaya “cihat” sıfatını vermeye çalıştı. Bu uygulamalar, DAEŞ’in sadece İslam’ı tahrif etmekle kalmayıp aynı zamanda sağduyuyu ve insan vicdanını da ayaklar altına aldığını açıkça ortaya koymaktadır.

DAEŞ’in medya kuruluşunun diğer sinsi hedefleri arasında, sözde “hilafet”i için hayali ve yalan bir imaj çizmeye çalışmak da vardı. Sahte fotoğraf ve videolar aracılığıyla kendi kontrolü altında güvenlik, adalet ve refah içinde sürdüğü iddia edilen bir hayatı pazarladı; oysaki gerçek, tam tersiydi. Onların otoritesi altındaki bölgelerde yaşayan insanlar sürekli korku içindeydi, kadınlar ve çocuklar köleleştirildi, aileler parçalandı ve toplumların sosyal dokusu, bu grubun iktidar hırsı ve kan dökme tutkusunun kurbanı oldu.

DAEŞ örgütünün medya suçları, bu grubun, insanların dini duygularını ve psikolojik zaaflarını en kötü şekilde sömüren acımasız aldatıcılar ve profesyonel yalancılardan oluştuğunu açıkça göstermektedir. DAEŞ medyası, içeride kör itaati dayatmak, dışarıda ise kamuoyunu aldatmak ve manipüle etmek için kullanıldı. Bu yöntemlerle örgüt, İslam’ı öldürme, zulüm ve aldatma aracına dönüştürdü; bedenlerden önce zihinleri esir aldı.

Gerçekte DAEŞ, medya aracılığıyla merhamet ve adalet dinini, korku, suç ve tahakküm yayma aracına dönüştürdü. Yayınladığı hiçbir fotoğraf, video veya medya materyali bilinçlendirme veya rehberlik için değil özellikle terörü yaymak, insanları yanıltmak ve sapkın düşünceleri aşılamak üzere tasarlandı. DAEŞ’in sadece silahlı bir grup olduğunu düşünenler, bu felaketin silahın yanı sıra, insanların hem zihinlerini hem de duygularını hedef alan amansız bir medya savaşı da yürüttüğünü fark etmelidir.

DAEŞ’in medya yöntemlerini doğru anlamak ve propagandasına yönelik nesnel eleştiriler getirmek, dini, ahlaki ve sosyal bir zorunluluktur. Bu tür felaketlerin tekrarlanması, ancak bilinç, eğitim ve berrak derinlikte analiz yoluyla, zihinleri bu grubun yaydığı sapkın ve suç içeren fikirlere karşı koruyup güçlendirerek önlenebilir. DAEŞ ve benzerleriyle mücadele sadece askeri bir yüzleşmeyle sınırlı değildir; aynı zamanda bilinç ve basirete dayalı entelektüel ve medya direnişini de gerektirir.

Exit mobile version