Bölüm 3
Kerim Ekremi
Adaletin Tavsiye Edilmesi
Adalet, hiçbir İslami düzenin onsuz devam edemeyeceği temel ilkelerden biri sayılmaktadır. Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) bu ilkeyi çeşitli konuşmalarında gelip geçici bir ahlaki tavsiye olarak değil, bilakis İslami yönetimin bekası için bir vasıta olarak sunmuştur. Nitekim Kabil’de alimlerle yaptığı görüşmede, İmam Ali’nin (radiyallahu anhu) hayatını örnek alarak, İslami düzende adaletin öyle olması gerektiğini vurgulamıştır ki emirin kendisi veya hükümet yetkililerinden biri mahkeme önüne çıksa dahi, hüküm İmam Ali’nin (radiyallahu anhu) hilafeti döneminde olduğu gibi olmalıdır. Bu sözler, onun adaletin İslam’ın siyasi düzeninin istikrarındaki rolüne dair derin kavrayışını yansıtmaktadır; zira o, zalim hükümetin kalmayacağına ve devam etmeyeceğine inanmaktadır. Aynı bağlamda Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) o görüşmede İmam Ali’nin (radiyallahu anhu) bir Yahudi adamla yargılanması ve hükmün Yahudi lehine çıkması kıssasına işaret etmiş ve İslami düzende yargının, kişilerin mevkileri ve makamları dikkate alınmaksızın adalet üzerine bina edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Müminlerin Emiri’nin (Allah onu korusun) sözlerinde açıkça tezahür eden bir diğer esaslı nokta da adalet ile Allah korkusu arasındaki sıkı bağdır; zira o, mazlum ve masum bir mahpusun hapishanesinde zarar görmesi halinde, onunla Allah arasında hiçbir perde kalmayacağı ve duasının bir anda düzeni ortadan kaldırabileceği konusunda uyarıda bulunmuştur. Bu uyarı siyasi bir tehdit değil, kökleri yöneticilerin amelleri üzerindeki Allah’ın gözetimine dair sarsılmaz imana dayanan imani ve İslami bir hatırlatmadır. Bu sözüyle Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) yetkililere adaletin yalnızca idari bir vazife olmadığını, bilakis kaybedilmesi halinde sonuçlarının yalnızca dünyada kalmayıp ahirette de onlara ulaşacağı bir emanet olduğunu hatırlatmaktadır. Keza şöyle demiştir: “Bir gün -Allah göstermesin- mahkeme önüne çıksam, hüküm İmam Ali’nin (radiyallahu anhu) hilafeti döneminde olduğu gibi olmalıdır.” Bu, İslam Emirliği düzeninde hiç kimsenin ilahi ve şer’i kanunun üzerinde olmadığının delilidir.
Analitik bir bakış açısından, Müminlerin Emiri’nin (Allah onu korusun) İmam Ali’nin (radiyallahu anhu) adaletine yaptığı vurgu birkaç temel eksende özetlenebilir: Birincisi, herkesin kanun önünde eşitliği; zira o, kendisinin veya diğer yetkililerden birinin bir gün mahkeme önüne çıkması halinde, sıradan fertler gibi yargılanmaları gerektiğini belirtmiştir. İkincisi, mazlumlara yönelik hassasiyet ve özel ilgi; zira mazlum mahpuslara dair uyarısı, İslami düzenin mustazafların destekçisi olması ve gücün masumlara zulmetmenin bir aracı olmasına izin vermemesi gerektiğini yansıtmaktadır. Üçüncüsü, adaletin düzenin bekasıyla bağlantısı; zira Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) açıkça zulmün hükümetlerin zeval sebebi olduğunu ve şayet toplumda adalet hakim olmazsa fitnenin ve ihtilafın güvenliğin ve istikrarın yerini alacağını belirtmiştir. Bu hususta, güçlülerin ve nüfuz sahiplerinin tecavüzlerinden dolayı hesaba çekilmemesi ve yargılamanın zayıflar ve fakirlerle sınırlı kalması halinde, bu düzenin kalmayacağı ve zevale uğrayacağı konusunda uyarıda bulunmuştur.
Konuşmasının bir başka yerinde Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) adaletin yalnızca mahkemelerde değil, yönetimin bütün alanlarında zaruri olduğu görüşündedir. Nitekim sahih siyasetin, şeriat temelinde hükmetmenin, İslam şeriatını korumanın ve İslam devletinde hadleri ikame etmenin vacip olduğunu vurgulamıştır. Bu da onun fikrinde adaletin yalnızca yargıyla sınırlı olmadığına, bilakis kaynakların dağıtımından insanlarla muameleye kadar bütün hükümet kararlarında gözetilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Müminlerin Emiri (Allah onu korusun) nazarında adalet, zayıflaması halinde İslami düzenin bütün yapısının çökeceği ve doğrulması halinde toplumu saadete ve huzura götürecek olan o belkemiğidir. “Adalet hükümetin beka vasıtasıdır” vurgusuyla, Afgan toplumunun onun gölgesinde sürdürülebilir bir güvenlik ve istikrara nail olması için adalet ilkesini İslami düzenin bütün dayanaklarında sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.
Sonuç olarak şöyle söylenmelidir ki Müminlerin Emiri’nin (Allah onu korusun) adalete dair sözleri, İslami yönetimin sorumluluğuna dair derin ve kapsamlı bir kavrayışı yansıtmaktadır. O, muhterem sahabelerin hayatını örnek almak suretiyle, en yüksek makamdan en alt vatandaşa kadar herkesin ilahi kanun önünde eşit olduğu ve hiç kimsenin nüfuzunu başkalarına zulmetmek için kullanamayacağı bir düzen inşa etmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım, toplum düzeyinde doğru biçimde uygulanırsa İslami düzene olan kamu güvenini güçlendirebilir ve insanları onu desteklemeye teşvik edebilir. Zira tecrübeler göstermiştir ki halklar, aralarında adaleti ikame eden hükümetin etrafında toplanır ve onu destekler; işte bu, Afganistan İslam Emirliği’nin gerçekleştirmeye çalıştığı en yüce hedeftir.


















































