IŞİD’in Teolojik ve Fıkhi Temellerinin Eleştirel Bir İncelemesi:
1. Cihadın Çarpıtılması ve Terörizmin Bir Gerekçesi Olarak Kötüye Kullanılması
IŞİD, mukaddes İslam dininin emri olan cihadı ciddi şekilde çarpıtmış, inancın temel ilkelerine ihanet etmiş ve bu İlahi yükümlülüğü acımasız ve insanlık dışı bir şekilde sunmuştur. İslam geleneğinde cihad; temelde adalet, mazlumların savunulması ve insan onurunun korunmasına dayanır. Ancak tekfirci ve aşırılıkçı bir grup olan IŞİD, bu asil ilkeyi masumların ayrım gözetmeksizin öldürülmesini, ideolojik muhaliflerin suikastını ve kasıtlı olarak terörün yayılmasını meşrulaştırmak için bir silah olarak kullanmıştır.
Cihadın bu şekilde çarpıtılması, katı literalizmleri ve şiddet yanlısı aşırılıklarıyla kötü şöhretli sapkın bir mezhep olan erken dönem Haricilerin yöntemlerini yansıtmaktadır. İdeolojik halefleri olan IŞİD, aynı fanatizmle ve İslam’ın belirlediği ahlaki ve yasal sınırları hiçe sayarak bu radikal yolu yeniden canlandırmıştır.
İslam hukuku, cihadın yürütülmesi için katı koşullar ve etik ilkeler belirler. Aşırılığı, ihaneti ve savaşmayan sivillerin öldürülmesini açıkça yasaklar.
Kuran ve Sünnette köklü bir şekilde yer alan bu ilkeler, İslam’daki savaşın etik temelini oluşturur. Ancak IŞİD, bu emirleri sistematik olarak ihlal ederek sıklıkla kadınları, çocukları ve sivilleri hedef almaktadır. Eylemleri yalnızca İslam hukukuna değil, aynı zamanda temel insan ahlakına da aykırıdır ve bu vahşeti utanmadan dünyaya duyururlar. Bu tür davranışlar, İslam öğretileriyle tamamen terstir.
İmam Ebu Hanife de dahil olmak üzere tüm büyük İslami mezheplerden âlimler, cihadın belirli koşullarla, İslam’ın yayılması ve İslam topraklarının savunulması ve adil, meşru bir otoritenin liderliği altında caiz olduğunu vurgulamışlardır. IŞİD ise, herhangi bir meşru dini yetki olmaksızın küresel ölçekte savaş ilan etme ve yürütme hakkını tek taraflı olarak üstlenmiştir. Bu kendine tanınan yetki, meşru yöneticileri reddeden ve muhaliflerini ölüme mahkûm mürtedler olarak ilan eden Haricilerin mantığını yansıtmaktadır.
IŞİD, şiddetini meşrulaştırmaya çalışırken, İslam’ın erken döneminde belirli savaş bağlamlarında vahyedilen Kuran ayetlerini kötüye kullanmaktadır. IŞİD’in seçici ve bağlamından koparılmış yorumları hem metodolojik olarak sağlam hem de tehlikeli derecede yanıltıcıdır.
Grubun kasıtlı olarak masumlar üzerine bile korku yayması ve masum insanları topluca katletmesi rezil bir durumdur. Bu eylemler, tüm güvenilir İslami gelenekler tarafından kesin bir dille kınanmaktadır. İslam, kendi sivilleri hedef alınmadıkça en zorlu savaş koşullarında bile sivillerin hedef alınmasını ve hayvanlara zarar verilmesini yasaklar. Bu nedenle IŞİD’in davranışları, İslam hukukunun uygulanmasını değil, açıkça çarpıtılmasını temsil eder.
Şeriatı uygulama iddialarına rağmen, IŞİD İslam’ın en büyük ihlallerinden bazılarını gerçekleştirmiştir. Üyeleri tanınmış alimler veya hukukçular değildir. Aksine dini metinlerle yüzeysel olarak ilgilendikten sonra, hukuki hükümler çıkarma ve savaş ilan etme yetkisini kendilerinde gören cahil ve fanatik bir gruptur. Ehl-i Sünnet’in önde gelen alimleri ve Müslüman dünyasının önde gelen müftüleri, IŞİD’i oybirliğiyle İslam dışı olarak görüp kınamışlardır. Tıpkı Haricilerin İslam tarihi boyunca evrensel olarak kınanması gibi, IŞİD de bugün sapkın ve İslam karşıtı bir oluşum olarak tanınmalıdır.
İslam’da cihad; İslam’ı yayma, yeryüzünde Allâh’ın dinini hakim kılma, hakikati, adaleti ve mazlumların savunulmasını sağlamak için yürütülen asil bir çabadır. Hiçbir zaman anlamsız bir şiddete veya yeryüzünde fitneye izin vermez. Bu kutsal kavramı çarpıtarak IŞİD, İslam’a hizmet etmemiş, aksine itibarına ve bütünlüğüne ölçülemez bir zarar vermiştir. Dünya genelindeki Müslümanlar tetikte olmalı ve bu kana susamış grubun, tıpkı kendilerinden önceki Hariciler gibi, reddedilmeye ve sonunda yok olmaya mahkûm olduğunu anlamalıdır. İslam denge ve adalet dinidir ve hiçbir şekilde barbarlığa göz yummaz.















































