IŞİD Haricileri: Batı’nın İslam’a Karşı Yeni Silahı Bölüm 25

İhsan Arab

 

1. Müslümanları Hedef Alan Gözetleme ve İstihbarat Projeleri

“IŞİD” olarak bilinen grup, İslam dünyası için yalnızca derin bir insani ve dini felaketi temsil etmekle kalmamış, aynı zamanda Batılı güçlerin terörle mücadele bayrağı altında Müslümanlara yönelik gözetleme ve güvenlik operasyonlarını meşrulaştırmaları ve artırmaları için de stratejik bir fırsat oluşturmuştur.

IŞİD İslami sloganlar altında kendini gösterse de yapısı, eylemleri ve neden olduğu sonuçlar, nihayetinde herhangi bir gerçek İslami davadan farklı olarak tamamen Batı istihbaratının hedeflerine hizmet etmiştir. IŞİD Haricileri, ister bilerek ister bilmeyerek, yaygın istihbarat gözetimi, yabancı askeri müdahaleler, İslam karşıtı yasalar ve İslamofobinin teşviki için en etkili bahane haline gelmiştir.

IŞİD’in yükselişinin ardından, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’daki istihbarat teşkilatları, Müslüman toplulukların kitlesel olarak izlenmesine izin veren yeni ve benzeri görülmemiş yasalar çıkarmıştır. Örneğin Patriot yasası IŞİD’den sonra genişletilip daha fazla meşruiyet ve kapsam kazanarak hükümet gözetimi ve gözaltıları için daha geniş yetkiler sağlamıştır.

Benzer şekilde Avrupa’da, havaalanlarında ve kamusal alanlarda kullanılan yüz tanıma sistemlerinin yanı sıra PRISM, Tempora ve XKeyscore gibi programlar önemli ölçüde genişletilmiştir. Bu sistemler, terörle mücadele gerekçesiyle öncelikle camileri, İslam merkezlerini ve Müslüman aktivistleri izlemek için kullanılmıştır.

IŞİD internet üzerinden de faaliyetlerini yoğunlaştırdıkça, Batılı hükümetler dijital alanlardaki İslami içerikleri tespit etmek ve izlemek için giderek daha fazla önlem almıştır. WhatsApp, YouTube, Telegram ve Twitter gibi platformlar, dini ifadeleri potansiyel radikalleşme göstergeleri olarak işaretlemeyi amaçlayan yapay zeka destekli izlemenin merkezleri haline gelmiştir.

Sonuçlar siber dünyanın çok daha ötesine uzanmıştır. IŞİD’in eylemleri, Batı ülkelerindeki Müslüman nüfusları hedef alan daha geniş kapsamlı bir kısıtlayıcı yasa dalgasına gerekçe sağlamıştır. Bu yasalar, İslami giyimin yasaklanması, cami inşalarına ve dini eğitime getirilen kısıtlamalar da dahil olmak üzere dini özgürlüklere giderek daha fazla tecavüz etmiştir.

Örneğin Fransa’da başörtüsü yasağı ve cami inşasının önündeki artan engeller, aşırıcılıkla mücadele kisvesi altında meşrulaştırılmıştır. Almanya’da ise yetkililer imamları, İslami merkezleri ve hatta Müslüman haneleri sıkı bir şekilde gözetlemeye başlamıştır. İngiltere de ise radikalleşmeyle mücadele adı altında Müslüman çocukların bile davranışları inceleme altına alınmıştır.

Tüm bu gelişmeler, dünya çapında Müslümanların büyük çoğunluğunun IŞİD’i kınamasına ve ideolojisinden ve vahşetinden açıkça uzaklaşmasına neden olmuştur. Nitekim tüm bunlar IŞİD’in Irak ve Suriye’deki eylemlerine yanıt olarak gerçekleştirilmiştir.

IŞİD, aslında Batılı güçlerin istihbarat güçlerini artırmaları ve Müslümanların medeni ve dini haklarını ihlal eden politikalarını güçlendirmeleri için bir bahane haline gelmiştir. Bu politikalar, Batı toplumlarının görünümünü şekillendirmeye devam etmektedir ve IŞİD’in çöküşünden çok sonra da devam edebilecek sonuçlar doğurabilir.

Exit mobile version