Hicretin Kudsiyeti ve DAEŞ’in İstismarı!

Halid Ahrar

İslam öğretilerinde hicret, yüce ve kutsal bir kavramdır. Allah Teala, Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Zulme uğradıktan sonra Allah uğrunda hicret edenlere dünyada güzel bir yurt bağışlayacağız. Ahiretin ödülü ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.” (Nahl Suresi 41)

Hicret, zulüm ve küfür ortamından İslam hayatının ve inancının korunabileceği bir yere göç etmektir. Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicreti, İslam tarihinin en önemli aşamalarından biridir ve de sabrın, fedakarlığın ve iman gücünün sembolü haline gelmiştir.

Gerçek hicret, ancak Allah Teala’ın rızasını kazanmak amacıyla olur; kişisel çıkarlar için veya herhangi bir grubun siyasi gündemine hizmet için değil. Ancak başta DAEŞ örgütü -özellikle Horasan kolu- olmak üzere aşırı gruplar, bu mukaddes kavramı kötüye kullanmışlardır; onu, imanı veya İslam hayatını korumak için değil, propaganda ve askeri amaçlarına ulaşmak için bir araç haline getirmişlerdir.

DAEŞ, (sosyal medya platformlarında, Horasan koluna bağlı dergilerinde ve çeşitli kanalları aracılığıyla) propagandasında “hilafeti yeniden ihya etme” ve “iktidara kavuşma (temkin)” gibi sloganları kullanıyor. Bölge dışındaki Müslümanlara -özellikle Pakistan, Orta Asya ve Avrupa’dakilere- hitap ederek hilafetin kurulu ve örgütlü olduğu, ona “hicret edenin” ev, izzet, kardeşlik ve hilafetten bir pay bulacağı ve hicretinin İslam yolunda büyük bir ibadet olacağı vehmine kapılmalarını sağlıyor.

Bu vaatler görünüşte aldatıcıdır, çünkü kendi ülkelerinde ekonomik, sosyal ve siyasi krizlerden muzdarip gençlerin endişelerine dokunuyorlar. Ancak gerçekte bunlar, yalan ve aldatmacadan başka bir şey değil. Zira Pakistan’da gizlice faaliyet gösteren DAEŞ’in ne gerçek bir iktidarı ne de fiili bir hilafeti var. Sadece sınır ve dağlık bölgelere yayılmış gizli ağlardan ibaretler ve faaliyetlerini bir devlet veya İslami bir nizam kurmaya değil, çoğunlukla Müslümanlara karşı saldırılar düzenleme üzerine yoğunlaştırmış durumdalar.

“Hilafeti ihya etme”ye katılmak için samimi niyetle hicret edenlerin çoğu, aslında Afganistan ve bölgedeki DAEŞ Horasan kolu tarafından masum Müslümanlara karşı istismar edilmektedir. Vaadlerle aldatılıyor, sonra savaş alanlarına sürükleniyor veya Müslüman toplumu içinde eylemler gerçekleştirmek için kullanılıyorlar. 2025-2026 yıllarına ait raporlar, DAEŞ’in bu yöntemle yabancıları cezbetmeye devam ettiğini gösteriyor.

DAEŞ’in “hilafeti”, fiziksel bir gerçeklikten çok, medyatik bir olgudur. Gerçekte örgüt, gizli saldırılar düzenleyen dağınık aşırı gruplardan ibaret. “Hicret” sloganını insanları çekmek için bir araç olarak kullanıyorlar ancak bunun sonucu fitne, kan dökme ve Müslüman saflarının parçalanmasıdır.
Peki bu istismar neden son derece tehlikelidir?

1. Hicretin kudsiyetine saldırı: Hicretin amacı zulümden kurtulmak ve İslam hayatını talep etmektir; terör ve fitne uygulamak değil.
2. Gençlerin helak edilmesi: Birçok masum, temiz kalplerle hicret ediyor, ardından öldürülüyor veya suçlara bulaştırılıyor.
3. Müslümanlar arasında fitnenin yayılması: Horasan kolunun saldırıları çoğunlukla Müslümanların ölümüne yol açıyor, oysa Müslüman öldürmek en büyük fitnelerdendir.
4. Medyatik aldatma: Medyada sergilenen “iktidar (temkin)”, sadece karanlık gerçeği gizleyen sınırlı görüntü ve fotoğraflardan ibaret.
Sonuç olarak, hicret, İslam’da yüksek bir mertebeye sahip mukaddes bir ibadettir. Ancak DAEŞ gibi aşırı gruplar, yıkıcı hedeflerine meşruiyet kazandırmak için onun anlamını tahrif etmiştir. Müslümanlar bilinçli olmalı ve “hicret” diye adlandırdıkları şeye, güvenilir alimlere danışmadan girişmemelidir.

Gerçek İslam, ümmetin birliğine çağırır; ayrılığa ve kan dökmeye değil. DAEŞ’in aldatıcı yöntemi 2025-2026 yıllarında da devam ediyor.
Her Müslümanın görevi, İslam’ın doğru öğretilerini öğrenmek ve kendisini helake götürecek yalan vaatlere ve boş sloganlara karşı dikkatli olmaktır.

Exit mobile version