Müslümanları Tekfir Eden İlk Grup
DAEŞ örgütünün fikri ve pratik doğasını doğru bir şekilde anlamak için, İslam tarihindeki ilk sapkın akım olan Haricilere geri dönmek gerekir. Bu geri dönüş sadece tarihsel bir çalışma değil, aynı zamanda DAEŞ’in birçok davranışını, fetvasını, fikri yapısını ve tekfirci yöntemlerini anlamanın temel anahtarıdır. Bu söylemin nedeni açıktır; Hariciler, İslam ümmeti karşısında Müslümanları tekfir etme kapısını ardına kadar açan ilk kişilerdi. Ardından DAEŞ, medya, dijital alan ve gelişmiş askeri teçhizatlar gibi modern araçlardan yararlanarak bu kapıyı daha da genişletti ve bu yaklaşımı şiddet ve suçun en uç noktalarına taşıdı.
Bazı araştırmacılar ve analistler, DAEŞ örgütünün gerçekte, bir devlet kılıfı altında Harici düşüncesinin günümüzdeki canlanması olduğunu düşünmektedir. Yaygın tekfire dayalı aynı düşünce, metinlerin harfi harfine ve zahiri yorumuna bağlılık ve örgütlü şiddet… Ancak bu sefer, yaymak ve sağlamlaştırmak için sinematik kalitede video klipleri ve geniş sosyal medya platformlarını araç olarak kullandılar.
“Hariciler” kelimesi, Arapça “harace” (çıkmak) fiilinden türemiş “harici”nin çoğuludur ve de çıkış ve ayrılış anlamına gelir. Dil açısından harici kelimesi bir şeyden çıkan veya ondan ayrılan kişi için kullanılır.
İtikadi, kelami ve tarihsel terim anlamında ise bu kelime özel bir anlam kazanmış ve Müslümanların meşru otoritesine karşı ayaklanan grup veya bireyler için kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavramı ele alan İslam alimlerinden biri olan Şehristani, önemli eseri “el-Milel ve’n-Nihal”de Hariciler için kapsamlı bir tanım sunar. Ona göre, üzerinde Müslümanların mutabakatı ve icması gerçekleşmiş hak imama karşı çıkan ve ona itaat etmekten kaçınan her birey veya grup Haricilerden sayılır.
Bu tanım, Harici kavramının belirli bir tarihsel dönemle sınırlı olmadığını, aksine meşru yöneticiye karşı her türlü çıkış veya isyan için her zaman geçerli olabilecek genel bir nitelik olduğunu göstermektedir.
Müslüman kelamcılar ve tarihçiler bu kavramı, her biri kendi bakış açısına göre açıklamışlardır. Ebu’l-Hasan el-Eş’ari, “Makalatü’l-İslamiyyin” adlı eserinde Hariciler isimlendirmesinin tarihsel boyutuna işaret etmiş ve bu isimle, Müslümanların halifesi Hz. Ali b. Ebi Talib’e (radiyallahu anhu) karşı çıkmaları ile tanındıklarını belirtmiştir. Abdülkahir el-Bağdadi ise “el-Fark Beyne’l-Firak” adlı eserinde konuya itikadi açıdan yaklaşarak, Haricilerin Ali (radiyallahu anhu) ve ashabının küfrüne inanan ve onları tekfir eden kişiler olduğunu söylemiştir.
Başka bir tanımda Hariciler, Müslümanları tekfir eden, pratik şiddet uygulayan ve muhaliflerini öldürmeyi helal sayan ilk grup olarak sunulur. Bu tanım, Haricileri karakterize eden üç temel özelliği vurgular: Tekfir, pratik şiddet ve kendilerine muhalif Müslümanların kanlarını helal sayma. Dikkat çekicidir ki DAEŞ örgütü bu üç özelliğin aynısını yeniden canlandırmıştır. Hariciler, Müslümanları tekfir etmeye başlayan ilk kişiler olduğu gibi, DAEŞ de Şiileri, Sufileri, Müslüman Kardeşler’i ve hatta kendisiyle fikir veya yöntem olarak ayrılığa düşen diğer cihat gruplarını tekfir ederek bu Harici fikri mirası sürdürmüştür.
Hariciler pratik şiddet uygulayıp muhaliflerini öldürmeyi helal saydıkları gibi, DAEŞ örgütü de toplu infazlar, kafa kesmeler, esirleri yakma, kadın ve çocukları köleleştirme ile örgütlü şiddeti zirveye taşımıştır. Bu nedenle, Haricilerin tarihsel olarak Ali’ye (radiyallahu anhu) karşı çıkmaları, itikadi olarak muhaliflerini tekfir etmeleri ve pratik olarak şiddet uygulayıp Müslümanların kanını helal saymalarıyla, İslam tarihindeki tüm tekfirci hareketlerin ortaya çıktığı fikri köken oldukları söylenebilir.
DAEŞ örgütü ise bu çizginin çağdaş en kanlı ve en katı örneklerinden biridir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından önce bu tür sapkın akımların ortaya çıkacağını haber vermiş ve ümmeti bunların fitnesi ve tehlikesine karşı uyarmıştır. Bu nebevi yönlendirmeler daha sonra, İslam fukahasının Haricileri ve onların izinden giden grupları kınamak ve onlara karşı sıkı uyarılarda bulunmak üzere belirlediği hüküm ve fetvaların temelini oluşturmuştur.
















































