“Hariciler neden kâfirler yerine Müslümanları öldürmeyi tercih ediyor?”

Numan Said

Hamd Allah’a, salat ve selam O’nun Rasulü’ne, ailesine ve ashabına olsun.
Geçmiş ve günümüz de dahil tarihin hiçbir döneminde Haricilerin kafir veya müşriklerin elinden bir toprak fethedip aldığını, orada İslam ve Müslümanların hükümranlığını kurduğunu ve o ülkelerin kafir ve müşrik halkının onların eliyle Müslüman olduğunu göremezsin.
Aynı şekilde, Harici tarihinin hiçbir yerinde onlardan müşrik veya kafirlerle savaşmak için çıkan birini bulamazsın; halbuki bazı tarihi aşamalarda güç ve kuvvet, sayıca çokluk ve araç-imkan bolluğuna sahip oldular. Ancak tüm tarihleri şuna tanıklık eder: Her defasında ve her yerde, sadece kafirlerin karşı engel oluşturan veya onların tekfirci düşüncesiyle uyum sağlamayan Müslümanların üzerine yürüdüler ve de Müslümanları öldürmekten, işkence etmekten ve yok etmekten asla çekinmediler.

Bu makalede önce ilk Hariciler ile modern Hariciler arasındaki fikri, itikadi ve hedefteki birlik yönlerine dair kısa bir açıklayıcı sunum yapacağız, ortak noktalarını belirteceğiz, ardından da Nebevi hadisler ve önceki alimlerin sözleri aracılığıyla Haricilerin gerçek hedefinin neden Müslümanlar olduğunu ve neden Müslümanları öldürmeyi kafirleri öldürmeye tercih ettiklerini açıklayacağız.

İlk Hariciler ile Modern Hariciler Arasındaki Benzer Yönler:
1- Güç ve Araçlar:
DAEŞ gibi Modern Hariciler, ilk Haricilerin sahip olduğu güç, araç ve imkanlara sahiptir; ancak ataları gibi bu gücü müşrik ve kafirlerle savaşa yönlendirmezler, aksine onu Müslümanlarla savaşmak için kullanırlar.

2- Müslümanları Öldürmek:
Modern Hariciler, ilk Haricilerin yolunu izler: Sapkın yorumlarına ve bozuk psikolojik tefsirlerine dayanarak görüşlerini kabul etmeyen veya onlara muhalefet eden herkesi tekfir ederler. Tıpkı ilk Haricilerin Müslümanları öldürüp kafirlere kayda değer bir zarar vermemesi gibi modern Hariciler de saldırılarını Müslümanlara ve de kamil İslami hükümetlere yöneltir.

3- Kafirlere Karşı Tavırda Zayıflık:
İlk Hariciler, müşrik ve kafirlere hiçbir zarar vermedi; modern Haricilerin durumu da aynıdır. Eğer bazen Müslüman olmayanlara karşı bazı faaliyetlerde bulunurlarsa bu zayıf ve sınırlıdır ve de belirli özel projelere bağlıdır, oysaki gerçekte odaklandıkları ise İslam toplumu içindeki çatışma ve fitneleri körüklemektir.

4- İhtilaf ve Ayrılığı Tercih Etmek:
İlk Haricilerde olduğu gibi modern Hariciler de Müslümanların ihtilaflarını istismar eder ve çatışma ve karışıklık zamanlarında aktif olurlar. Amaç ve planlarına hizmet etmek için fitne çıkarmaya ve bölünme ekmeye başvururlar ve bunun için her türlü şiddet ve vahşeti işlemekten çekinmezler.

5- Sapkın Fikri Yorumlar:
İlk Haricilerin yaptığı gibi bugünün Haricileri de şer’i naslara ve Nebevi sünnete doğru bir şekilde bağlı kalmazlar; aksine konum ve hükümlerini aşırı anlayışlarına, sapkın yorumlarına, yanlış tefsirlerine ve psikolojik ifadelerine dayandırırlar ve herkes hakkında böylece hüküm verirler.

Şimdi de Haricilerin neden Müslümanları öldürmeyi kafirlerle savaşmaya tercih ettiklerinin ve silahlarını neden başkalarına değil de Müslümanların göğüslerine yönelttiklerinin nedenini açıklamaya geçiyoruz.

Alimler şöyle der: Haricilerin müşriklerle savaşmaktan kaçınması, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) nübüvvetinin açık alametlerinden biridir; çünkü O (sallallahu aleyhi ve sellem), onlar hakkında şu mübarek sözüyle haber vermiştir:
“Onlar, Müslümanları öldürür, putperestleri bırakırlar. İslam’dan, okun yaydan çıktığı gibi çıkarlar.” (Buhari ve Müslim rivayet etmiştir)
Allame Kurtubi (rahimehullah) “El-Müfhim” adlı kitabında bu hadisi şerhederken şöyle demiştir:
“Onlar Müslümanları öldürür, putperestleri bırakırlar. Bu, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) haber verdiği şekilde vuku bulan gaybi bir durum hakkında O’ndan (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen bir haberdir, bu da O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) nübüvvetinin delillerinden biri olmuştur.”
İbn Hacer (rahimehullah) “Fethu’l-Bari”de şöyle demiştir:
“Bu, O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) haber verdiği gaybi şeylerdendir, dediği gibi vuku bulmuştur.”
İbn Hazm (rahimehullah) “El-Fasl” adlı kitabında şöyle demiştir:
“Onlar, kendi ordularından olmayan her karşılaştıkları kişiyi sorguya çekmeyi ve ‘ben Müslümanım’ dediğinde onu öldürmeyi, Yahudi, Hristiyan veya Mecusi olduğunu söyleyenleri isw öldürmeyi haram saymayı savundular! Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) okun hedeften çıktığı gibi dinden çıkacaklarına şahitlik ettiği işte budur. Zira O (sallallahu aleyhi ve sellem), ‘onlar, Müslümanları öldürür, putperestleri bırakırlar’ buyurdu. Bu O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) nübüvvetinin alametlerindendir; çünkü bununla uyarmıştır ve bu gaybi haberleedendir ve dediği gibi aynen çıkmıştır.”

İmam Ahmed “Kitabü’s-Sünne”de Avn b. Abdullah’tan şunu rivayet etmiştir:
“Ömer b. Abdülaziz (radiyallahu anhu), beni Haricilerle konuşmam için gönderdi. Onlara dedim ki: ‘Dostunuzla alametiniz nedir; bir araya geldiğinizde yanınızda kendisiyle güvende olduğu ve bununla dostunuz olduğu alameti nedir? Düşmanınızla alametiniz nedir; sizin yanınızda kendisiyle korktuğu ve onunla düşmanınız olan alameti nedir?’
Dediler ki: ‘Ne dediğini bilmiyoruz!’
Dedim ki: ‘Evet, dostunuzun alameti, sizin yanınızda kendisiyle güvende olduğu ve onunla dostunuz olduğu alameti şudur: Ben Hristiyanım, Yahudi’yim veya Mecusi’yim, demesidir! Düşmanınızın alameti, sizin yanınızda kendisiyle korktuğu ve onunla düşmanınız olduğu alameti ise: Ben Müslümanım, demesidir.'”
Şatıbi (rahimehullah) “El-İ’tisam”da şöyle demiştir:
“Fasid bir yoruma dayanarak Müslümanlarla savaşmaya kalkıştılar, onları mücessime ve muvahhid olmayanlar olarak iddia ettiler ve Hristiyanlardan ve komşularından olan kafirlerle savaşmayı terk ettiler.”

Exit mobile version