Yazan: İhsan
İki gece önce Paktika, Paktia ve Kuner vilayetlerinin semaları, Pakistan askeri rejimine ait savaş uçaklarının ateşi ve saldırılarıyla bir kez daha sarsıldı. O geceki kurbanlar asker değildi, savaş alanlarında değillerdi. Aksine, rızıklarını kazanmak için tarlalarına çıkan, sonra gece olunca dinlenmek üzere evlerine dönen, Pakistan’ın mücrim rejiminin uykularını dehşete, evlerini mezara çevireceğinden habersiz çiftçilerdi.
Bu kurbanların arasında, henüz hayatın tadını tatmamış masum çocuklar, kalplerinde çocuklarına huzur ve onurlu bir yaşam dileklerinden başka bir şey taşımayan anneler ve yıpranmış, çalışmaktan çatlamış elleri rızıklarını kazanmanın tek yolu olan çiftçiler vardı. Ancak Pakistan rejimi bu insan hayatlarına hiçbir değer vermiyor; çünkü onun vahşi mantığı, Afganistan topraklarında nefes alan her insanı, derinlerdeki kinlerini ve birikmiş nefretlerini boşaltmak için bir hedef olarak görüyor.
Temel soru şudur: Pakistan rejimi neden her zaman silahsız sivilleri hedef alıyor? Askeri güçler yerine neden çocukları ve çiftçileri hedef seçiyor? Bu sorunun cevabı tek bir kelimede özetlenebilir: Kin. İslam Emirliği yönetime döndüğünden beri bu rejim, Afganistan içindeki tüm nüfuz ve etkisini kaybetti, kötü niyetli hedeflerine ulaşma konusunda eli kısa kaldı ve artık bu topraklarda eskiden oynadığı rolü oynayamamaktadır.
Bu başarısızlık ve doğurduğu aşağılanma duygusu, kendilerini en iğrenç suçları işlemeye itti. Halen zarar verebileceğini göstermek amacıyla, masumların kanını dökmeye yöneldi. Bu suçlar, yenilmiş, yaralı bir rejimin, yenilgisini kan dökerek gizlemeye çalışan çaresiz çığlıklarından başka bir şey değildir.
Pakistan askeri rejimi bugün gerçek mücadele yeteneğini kaybetmiş, önüne çıkan herkese -ister masum bir çocuk ister silahsız bir çiftçi olsun- zehrini kusmaktan başka bir şey bulamayan yaralı bir yılana tıpatıp benzemektedir. Bu davranış gücün değil, zayıflığın ve acizliğin en açık ifadesidir. Afgan halkının demir iradesi karşısında duramayacaklarını biliyorlar, bu nedenle sivil hedefler aracılığıyla dünyaya güç sahibi oldukları yanılgısını vermeye ve ardı ardına gelen yenilgilerini gizlemeye çalışıyorlar. Ancak bunlar sadece son nefeslerdir; işledikleri her suçla bu nefes daha da kısalıyor ve bu rejimi yok oluş uçurumuna biraz daha yaklaştırıyor.
Tarih, zulmün ve cürümlerin asla kalıcı olmadığının en iyi tanığıdır. Ellerini masumların kanıyla lekeleyen hiçbir zalim yoktur ki sonu utanç ve helak olmasın. Eğer Pakistan rejimi biraz akıl ve basiret sahibi olsaydı bu suçların eninde sonunda kendisine döneceğini ve kendi temellerini yıkacağını anlardı. Allah Teala, kitabında şöyle buyurmuştur: “Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma.” (İbrahim, Suresi 42). Bu, mazlumların kalplerine ferahlık veren ilahi bir vaattir ve aynı zamanda zalimler için şiddetli bir uyarıdır.
Sonuç olarak, Afgan halkı, Pakistan rejiminin işlediği her suçun arkasında gizli bir kin ve derin bir acizlik olduğunu bilmektedir ve bu bilinç, onları doğruluk ve direniş yolunda daha da sabit ve kararlı kılacaktır. Bu yaralı yılan ne kadar zehir kusarsa kussun, sonunda kendi zehri ve zayıflığıyla helak olacağını bilmektedir. Geçen gecenin şehitlerinin kanı asla boşa gitmeyecektir. Bu suçlar, o rejimin sicilinde kara sayfalar olarak kalacak, tarih onu en kötü komşu, terörün ve vahşetin mirasçısı olarak anacaktır.
