Din Ticareti ve Siyasi Beka!

Mustağfir el-Hanefi

Hamd ederek ve salat-u selam getirerek; Bundan sonra:

Aziz Müslüman kardeşlerim!
Bu, fitneler çağıdır. İslam ümmeti ve İslam dini, çeşitli yönlerden saldırıya ve istilaya maruz kalmaktadır. Kafirler, bir şekilde İslam’a zarar vermek için var güçleriyle çalışıyorlar. Kimi zaman İslam’a açıkça ve küfür kisvesi içinde saldırıyorlar; kimi zaman da Müslüman elbisesi giyerek İslam’ı tahrif ediyorlar. Bütün bu cepheler aynı anda İslam’a karşı faal durumda.

Bugün İslam’a karşı en büyük fitnelerden biri, düzenin bekqsı uğruna dini ilimlerin yanlış kullanılmasıdır. İslam dünyasının çoğu ülkesinde laik rejimler hüküm sürmekte. Bu rejimlerde, yönetime bağlı alimler, düzenin devamı için İslami hükümleri tahrif etmeye çalışıyorlar ki, böylece egemenlikleri altındaki Müslümanları kolayca kontrol edebilsinler. Bu rejimlerden biri de Pakistan askeri rejimi ve ona bağlı alimlerdir.

Pakistan askeri rejimi, kuruluşundan bugüne kadar daima İslam’ın adını ve minberleri kendi özel çıkarları için kullanmıştır. Ona bağlı bu alimler de onun bütün gayrimeşru adımlarını meşrulaştıran kimseler olmuşlardır.
Pakistan askeri rejiminin nazarında; laik kanunlar uygulanırsa bu suç değil. Lal Mescidi bombalanırsa bu suç değil. Lübnan’daki Filistinli mülteciler bombalanırsa bu suç değil. Gazze’nin işgal meclisine katılınırsa bu suç değil. Pakistan’da, İslami ve insani ilkelere aykırı şekilde mahrem akrabalarla zina yapılmasına imkan veren bir yasa geçirilirse bu suç değil. Veziristan, Belucistan ve Hayber Pahtunhva’daki sivillerin evleri bombalanırsa bu suç değil. Hayber Pahtunhva’daki camiler bombalanırsa bu suç değil. Fakat bir kimse Hayber Pahtunhva’da veya Belucistan’da hakkı için sesini yükseltirse suçlu olur. Pakistan’daki yönetime bağlı alimlerin mantığı işte budur. Onların din anlayışı, bu istihbarat rejimine tabidir; dini hükümler yalnızca Pakistan İstihbarat Teşkilatı’nın (ISI) menfaatlerine hizmet edecek şekilde tanımlanmaktadır.

Pakistanlı alimler arasında da askeri kesime bütünüyle benzeyen bir tabaka var. Nasıl ki Pakistan ordusu, rejimi silahlı güçle koruyor, Pakistan istihbaratı da onu bilgiyle yönetiyorsa; rejime bağlı alimler halkası da onu dini fetvalarla destekliyor. Pakistan askeri rejiminin şer‘i durumuna bakıldığında o zulüm, baskı, güç ve tehditle kurulmuş bir rejimdir. Pakistan askeri rejimi, dünyadaki tek İslami nizamı (Emirliği) ortadan kaldırmak için Amerikalılarla tam iş birliği yapan rejimin ta kendisidir. Kuruluşundan bugüne kadar da kendi halkına düşman, Batılı çıkarların ise dostu olmuştur.
Pakistan hükümeti, İslam’a ve Müslümanlara karşı işlediği suçların aynısını başka bir yönetim işlemiş olsaydı, Pakistan’daki yönetime bağlı alimler ona defalarca küfür fetvası verirlerdi. Başka yöneticiler için küfür sebebi sayılan aynı fiiller, Pakistan söz konusu olunca dini bir ayrıcalık sebebi sayılmaktadır. Mesela varsayalım ki Trump, İran ile Amerika arasındaki müzakereler sırasında Afganistan’a gelseydi; bu, Pakistan’daki yönetime bağlı alimlerin Afganistan İslam Emirliği hakkında küfür fetvası vermeleri için yeterli olurdu. Fakat bunun tersine Trump, Pakistan’ı ziyaret ettiğinde bu, Pakistan için bir onurlandırma sayıldı.
Hayber Pahtunhva’daki cami ve medreselerin bombalanması “cihad” kabul edilirken, Pencap’taki içki meyhanelerine saldırı “aşırılık” diye adlandırılmaktadır. Pakistan askeri rejimi herhangi bir kafirle, Amerikalıyla veya ateistle dostluk kursa buna “kalkınma ve iyi diplomatik ilişkiler” denilir. Fakat Afganistan İslam Emirliği, Hindistan ile diplomatik ilişkiler kursa buna “Hindulara kulluk” denilir.
Pakistan’daki yönetime bağlı alimler şunu bilmelidirler ki İslam’ın hükümleri ve öğretileri bütün dünya için eşit şekilde indirilmiştir. İslam’da, şeriatın Pakistan’da bir şekilde, İslam dünyasının geri kalanında başka şekilde uygulanması diye bir şey yoktur. Şeriat hükümlerinden bazılarının Pakistan toprağı için istisna edildiğine inanan kimse, imanını yeniden gözden geçirmelidir.

Ey Pakistan’da askeri rejimin gayrimeşru işlerine mazeret arayan alimler! Şu ayeti hatırlamıyor musunuz:
“Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?”
Onlar alimdirler. Halktan insanlar askeri rejimin gayrimeşru durumuna ve yasadışı işlerine göz yumarsa kimse onları kınamaz; çünkü onlar avamdır. Fakat bir alim kalkıp laik rejimin bütün suçlarına mazeretler sunarsa artık sıradan kişiden veya askerden ne şikayet edilir? Bir söz vardır: “Küfür Kabe’den çıkarsa Müslümanlar nereye gider?” Pakistan’daki mevcut durum bu sözün tam karşılığı olmuştur.

Pakistan’daki yönetime bağlı alimler, İslam anlayışlarını yeniden gözden geçirmelidirler. Eğer onlar yalnızca sözlü olarak İslam iddiasını yeterli görüyorlarsa Abdullah b. Übeyy’i de Müslüman saysınlar; çünkü o da İslam iddiasında bulunuyordu. Eğer insanları sadece namaz, oruç ve zekat sebebiyle Müslüman sayıyorlarsa Abdullah b. Übeyy de bunların hepsini yapıyordu; öyleyse onu da Müslüman saysınlar.

Evet ey kardeşler!
Doğrudur ki namaz, oruç, zekat ve hac, İslami hükümlerdendir. Fakat gerçek iman, insanın küfre karşı düşmanca, Müslümanlara karşı ise merhametli ve destekleyici bir tavır almasıyla ortaya çıkar. Oysa Pakistan askeri rejiminin sorumluları daima bunun tam tersini seçmişlerdir.

Bunlar, mazlum Müslümanlara Afganistan’da saldırması için Amerika’ya askeri üsleri ve yolları sağlayan kimselerdir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde Abdullah b. Übeyy, Müslümanlara karşı kafirlerle gizli ilişkiler yürütüyordu; bu yüzden münafık diye anılıyordu. Bugün ise Pakistan askeri rejimi, İslam’a karşı kafirlerle açık ilişkiler ve iş birlikleri kuruyor; buna rağmen onlara mücahitler ve İslam savunucuları deniliyor. Şimdi soru şudur: İslam’ın hükümleri mi değişti? (Haşa!) Yoksa Pakistan’daki yönetime bağlı alimler mi İslam’dan habersiz?
Bu, cevabını değerli okuyucularımıza bıraktığımız sorudur.
Bize düşen ise yalnızca tebliğdir.

Exit mobile version