Cihad Davasına İhanet Edenler: IŞİD

Ebu Cavid

 

İslam’ın altın felsefesinde cihad, asil bir kavramdır. Tarihsel olarak taraftarlarını onur, haysiyet ve özgürlük zirvelerine yükseltirken, rakiplerini utanç verici bir yenilgiyle alçaltmıştır. Ancak bu mukaddes ilke, bir avuç sapkın ve art niyetli aktör tarafından ağır bir şekilde karalanmıştır. Son zamanlarda birkaç sapkın ve yıkıcı unsur bu mukaddes terimi çarpıtmış, halifelik ve İslam Devleti gibi saygı duyulan kavramlar dahi barbar isyancılar ve aşırılıkçıların eylemleriyle karalanmıştır. Öyle ki bu terimlerin artık sadece anılmaları bile İslam Ümmeti’nin çoğunda korku uyandırmaktadır.

Bu durumun en kötü müsebbiblerinden biri de cihad kisvesi altında tarifsiz suçlar işleyen IŞİD’dir. Gerçekte eylemleri İslam hukuku tarafından tanımlanan meşru cihada hiç benzememektedir. Aksine IŞİD, İslam’ın muhalifleri tarafından önceden tasarlanmış planların sanal bir temsili olarak işlev görerek, yabancı çıkarları ve onların jeopolitik hedeflerini ilerletmek için İslam terminolojisini kullanmaktadır.

Eylemleri -özellikle bir Müslüman yaşamının kutsallığı söz konusu olduğunda- İslam’ın meşruiyetinden yoksundur. İslam, cihad adına Müslüman kanının dökülmesini kategorik olarak yasaklar. İslam’la hükmeden meşru yöneticilere isyan etmek ve alimleri, çocukları ve salih kişileri hedef alarak öldürmek, sadece cihadla alakasız olmakla kalmaz, aynı zamanda İslam’da kınanması gereken ağır günahlar olarak kabul edilir. Bu tür suçların failleri, büyük günahları için Yüce Allâh’tan af dilemelidir.

İslam öğretileri, şefkat, adalet ve inancın barışçıl bir şekilde yayılmasına dayanır. İslam, kâfirlerle ilişkilerde bile, herhangi bir çatışmaya girmeden önce bir davet sürecini öngörür. Şiddete ancak tüm barışçıl yollar tükendikten sonra ve o zaman bile belli kurallar altında izin verilir.

Bu barışçıl yaklaşım, İslam’ın kan dökülmesini önleme anlayışını teşvik etme arzusunu vurgular. Öyleyse İslam, masum Müslümanlara karşı savaşı nasıl onaylayabilir? IŞİD’in eylemleri ister ideolojik yanlış yönlendirmeden, ister teolojik cehaletten veya yabancı tasarımlara kasıtlı hizmetten kaynaklansın, neticede İslam ümmetine karşı ciddi bir ihanet teşkil eder.

IŞİD, uygulamalarında savaşta bile merhamet ve etik davranışı vurgulayan Peygamberimiz Muhammed’in (s.a.v.) ilkelerini açıkça ihlal etmiştir. Nitekim Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“استوصوا بالأساری خیرا”

“Esirlere iyi davranın.”

(El-Mu’cemu’l Kebir, Taberani)

Ancak IŞİD, Peygamber (sav)’in bu emrine hiçbir saygı göstermemiştir. İnsani muamele yapmak yerine, hatalı ve aşırı yorumlara dayanarak Müslüman kardeşlerini mürted ilan etmiş, daha sonra onları korkunç vahşet eylemleriyle katletmeye yönelmiştir.

Bu davranış başka bir Peygamber geleneğiyle daha tamamen çelişmektedir:

“عن عمران بن حصین قال: کان رسول الله یحثنا علی الصدقة و ینهانا عن المثلة”

“İmrân ibn Husayn şöyle demiştir: Rasûlullâh (sav) bizi sadaka vermeye teşvik ederdi ve müsle (yapmayı) yasaklardı.”

(Sünen-Ebu Dâvûd, 2667)

Buna rağmen müsle (ölülerin bedenlerinin parçalanması) İslam öğretilerine açıkça meydan okuyan IŞİD’in zulmünün adeta bir geleneği haline gelmiştir.

Daha da kınanması gereken ise, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından açıkça yerilen, Ebû Hüreyre (r.anh)’ın bildirdiği gibi, insanları diri diri yakma uygulamalarıdır:

“Allâh Rasulü (sav) bizi bir sefere gönderdi ve şöyle buyurdu: ‘Eğer filan kişiyi bulursanız, onları ateşle yakın.’ Fakat biz ayrılmak üzereyken şöyle dedi: ‘Size filan kişiyi yakmanızı emrettim, fakat Allâh’tan başkası ateşle cezalandır(a)maz. Öyleyse onları bulursanız (yakmayıp sadece) öldürün.”

(Sahîh-i Buhârî, 2852)

Bu yasaklama, kendilerini sözde “İslam Devleti”nin kurucuları ilan edenler tarafından açıkça ihlal edilmektedir. İhlalleri yalnızca bu alanlarla da sınırlı değildir; aynı zamanda tekfir için üzerinde anlaşılan koşulları da baltalamışlardır. IŞİD, büyük günahkârları kâfir olarak damgalayarak, ümmetin fıkıh icmasına isyan etmiştir.

Özellikle dehşet verici olan, vahşetlerinin kâfirlere değil, Müslümanların bizzat kendilerine, özellikle de Batı çıkarlarına tehdit oluşturanlara yönelik olmasıdır. Şiddetleri, Peygamberimiz (sav)’in buyurduğu ile tam olarak örtüşmektedir:

“یقتلون أهل الإسلام، و یدعون أهل الأوثان”

“Putperestleri bırakıp İslam ehlini öldürürler.”

(Sahih-i Buhari, 3166)

Netice olarak IŞİD cihadın temsilcisi değil, kirletenidir. Kutsal bir bayrak altında yabancıların hedeflerini ilerleten bu grup, meşru cihadın her türlü etik, yasal ve manevi temelini çiğnemiştir. Korku ve vahşet kampanyaları, disiplinli, İslam’daki adil cihadın gerçek özüyle keskin bir tezat oluşturmaktadır. Gerçekte IŞİD’in yaptıkları cihad değil, cihada ihanettir.

Exit mobile version